

Yaşlı adana sokak röportajında soruyorlar. O da ağlayarak anlatıyor.
" Mutlu musunuz?"
" Değilim."
" Neden?"
" Eşim öldü, yalnızım ve çocuklarım beni aramıyor."
Bunu hemen hemen hee yaşlıdan duyarsınız.
Ama bunun asıl nedenini kimse araştırıp sormaz.
" Neden mutsuz ve yalnızım?"diye.
Söyleyeyim.
Çünkü köyler boşaltıldı. İnsanlar akın akın şehirlere ve beton binalara hapsedildi.
Şitketler, holdingler ve fabrikalar çoğalırken insan ilişkileri en alt seviyeye indi.
Karın tokluğuna çalışan insanlar yorgun argın kendilerini eve atarken onları çalıştırıp sırtından para kazananlar yazlıklarında, yatlarında,yayla evlerinde ve canı sıkıldığında ailesiyle kendilerini yurt dışına atarken bizim yoksul çalışanlarımız asla sahip olamayacağı şirketli, havuzlu villalı filmler ve diziler seyrederek hayal dünyasına dalıp gidiyorlar.
Dev binalarda yani gökdelenlerde yaşayanlar ne birbirlerini tanır ne de selam verirler.
Emekliler beş parasız parklarda oyalanırken dizi oyuncuları lüks villalarda oturup genç ve güzel eşleriyle lüks arabalarda keyif çatmaktalar.
Evde kadınlar Zühal Topal, Müge Anlı izlerken zengin kadınlar yazlıklarında viskisini yudumlayıp, parasına briç ve konken oynarlar.
Peki bu duruma nasıl ve neden geldik?
Çok basit.
Feodal toplumdan sanayii topluma geçerek. Topraktan koparak, tarım ve hayvancılığı bırakıp şehirlere akın akın gelerek.
Medeniyet dediğimiz çarpık kentleşme aslında çalışanlar için bir tuzaktı ve biz o tuzağa çok kolay düstük.
Insanlar çoğalırken ucuz iş gücü arttı kentlerde.
Insanlar artıkça sağlıksız beslenme de arttı ve dolayısıyle ilaç sektörünün karı da arttı.
Artmayan ne kaldı ki?
Gıda ürünleri, kiralar, giyim kuşam vs.
İnsanlar artık dönüşü olmayan bir yola girdiler.
Köyüne dönseler ortada köy yok hepsi mahalle oldu.
Hayvancılık yasaklandı. Artık köyünde yani mahallesinde tavuk bile besleyemeyecek duruma gelmiş.
Bu durumda insanlar mutlu olmayacak da ne olacak?

