


HABER MERKEZİ- Doğurganlık hızı her geçen yıl biraz daha düşüyor. Uzmanlar bunun yalnızca demografik değil, ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabilecek bir süreç olduğuna da dikkat çekiyor.
2000 yılında 2,49 olan doğurganlık hızı, 2025 yılında 1,42'ye kadar geriledi. Bu oran, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli kabul edilen 2,1 seviyesinin altında. Yani Türkiye artık yaşlanan ülkeler grubuna hızla yaklaşıyor.
TÜRKİYE'DE DOĞURGANLIK HIZI KRİTİK SEVİYEYE GERİLEDİ
Tarihçi ve Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da kaleme aldığı yazıda bu soruna dikkat çekti. Türkiye'de genç nüfus azalırken yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı her geçen yıl artıyor. Bu tablo, iş gücünden üretime, savunma sanayinden sosyal güvenlik sistemine kadar birçok alan için tehlike arz ediyor.
NÜFUS KENDİNİ YENİLEYEMİYOR
Prof. Dr. Erhan Afyoncu tarihsel örneklere de dikkat çekti. Osmanlı İmparatorluğu yükseliş döneminde kalabalık nüfusuyla geniş coğrafyalara hâkim oldu. Ancak sonraki yüzyıllarda Avrupa nüfusunu hızla artırırken Osmanlı aynı hızda büyüyemedi. Bu durum askeri ve ekonomik dengelerin değişmesinde etkili oldu.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında nüfusu artırmaya yönelik politikalar uygulandı. Ancak sonraki yıllarda nüfus artışını yavaşlatan politikalar öne çıktı.
PROF. DR. ERHAN AFYONCU'DAN DİKKAT ÇEKEN UYARI
Erhan Afyoncu, köşe yazısında doğurganlık hızındaki düşüşün artık kritik seviyeye ulaştığını belirtti.
"Türkiye, nüfus meselesinde dönülemez bir kâbusa doğru gidiyor. Nüfus artış hızımız durma noktasına geldi. 1935'te yıllık nüfus artış hızımız binde 21,1, 1950'de 21,7, 1955'te 27,8, 1960'da 28,5, 1970'te 25,2, 1985'te 24,8, 1990'da 21,7 idi.
2000'de 18,2, 2010'da 15,8 oldu. Yıllık nüfus artış hızımız 2020'de binde 5,5, 2024'te ise 3,4'e geriledi. 1960'ta yıllık %2,85 oranında artan nüfusumuz, 2025'te sadece binde 5 arttı. Yani artık nüfusumuz azalmaya başlıyor.
"SAVAŞTAN BİLE DAHA ÖNEMLİ BİR TEHDİT"
Doğurganlık hızımızın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1'in altına inmesi, nüfusumuzun yaşlanma eğilimine girdiğini gösteriyor. Nüfusumuzun kendini yenileyememesi ciddi bir risktir, gerçek bir beka sorunudur. Bu, birçoğumuzun fark edemediği, Türkler için savaştan bile daha önemli bir tehdittir.
"BÖYLE GİDERSE NÜFUS 25 MİLYONA KADAR DÜŞER"
Nüfusun düşmesinin sebeplerinden biri de aile kurmanın azalmasıdır. Türklerde ilk sosyal birlik olan aile, bütün Türk sosyal bünyesinin çekirdeği durumunda idi. Türklerin, çok geniş coğrafyalara yayılmalarına rağmen bugün yaklaşık 250 milyonluk bir nüfusla Türk kimliğini devam ettirmelerinin sebebi de ailedir. Aile yapımız korunmadığı takdirde Türk kimliğinin var olması da zora girecektir.
Nüfus ve aile konusunda tehlike kapıyı çalmıyor, kırıyor. Hâlâ tehlikenin farkında değiliz. Çok acil tedbirler alıp uygulamaya sokmazsak 2100'de Türkiye'nin nüfusu 25 milyona kadar düşerken, yaşlı nüfusumuzun toplam nüfusumuzun yarısına yükselme ihtimali fazladır. Nüfusumuzun azalmasını ve yaşlanmasını engelleyemezsek Anadolu'nun yaşlı milletlerinden biri olarak tarih sahnesinden çekiliriz."
TÜİK VERİLERİ TEHLİKEYİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ
Türkiye İstatistik Kurumu verileri de yıllık nüfus artış hızındaki yavaşlamayı ortaya koyuyor. Bu eğilimin sürmesi hâlinde Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda iş gücü açığı, sosyal güvenlik yükü ve ekonomik üretim açısından önemli sorunlarla karşılaşabileceği ifade ediliyor.
Uzmanlar, aile kurumunu destekleyen politikaların güçlendirilmesi, doğurganlığı teşvik edecek sosyal uygulamaların artırılması ve uzun vadeli nüfus planlamasının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

