BIST 100
14.178,67 -0,03%
DOLAR
46,6603 0,04%
EURO
53,2045 -0,17%
GRAM ALTIN
6.024,13 0,01%
FAİZ
40,06 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
87,91 0,49%
BITCOIN
59.297,00 -1,52%
GBP/TRY
61,7796 -0,15%
EUR/USD
1,1395 -0,24%
BRENT
73,07 -0,11%
ÇEYREK ALTIN
9.848,81 0,00%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
36 °
Reklam
  • ANASAYFA
  • ANASAYFA
  • Son dakika…. MHP lideri Bahçeli: Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır

Son dakika…. MHP lideri Bahçeli: Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır

Reklam
Son dakika...
Reklam

İşte Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar:Değerli dava arkadaşlarım uluslararası nizam, hamlelerin yalnız masanın üstünde ve görünen taşlarla yapılmadığı, kapalı kapılar ardında derinlikli olay ve oyun senaryolarının kurgulandığı çetin ve muhataralı bir beka satrancına dönüşmüştür. Bölge istikrarının tesisi adına okyanus ötesi meclisler ile kadim coğrafyalar arasında filizlenen uzlaşı arayışları ve diplomatik köprüler bir yanda bölgemizde sulh ümidini yeşertirken, diğer yanda bu barış iklimini baltalamak isteyen gözü dönmüş şer odaklarının gizli ajandaları sahnede boy göstermektedir. Kimi aktörler bölgenin selameti için masada irade beyan ederken, bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış Siyonist terör aygıtı, "Hiçbir kural ve mutabakat bizi bağlamaz" utanmazlık ve aymazlığıyla ateşkes mülahazalarını pervasızca çiğnemekte, komşu havzaları kan gölüne çevirerek küllenmiş krizlerden çıkar sağlamaya yeltenmektedir.

Şurası iyi bilinmelidir ki masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir irade ile korunması kaçınılmaz bir hakikattir. Sahada atılan her pervasız ve haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde mukabilinde ağır bir faturası vardır. Böylesi hassas, fetret ve buhran dönemlerinde devletler için asıl mesele, hangi uzlaşı hamlesinin bölgeyi esenliğe götürmeye matuf olduğunu tefrik etmektir. Söz konusu yapıcı adımları sabote etmek amacıyla hangi fırtınaların ve habis niyetlerin kapı ardında beklediğini sezmektir.

"BARIŞA BARUT KOKUSU SİNDİRİYORLAR"

Nihayet namertçe mazluma sıkılan her kurşunun, o sahte ve kibirli duruşların ne kadar temelsiz, ne kadar çürük bir zemine istinat ettiğini milli feraset ve mümince bir basiretle idrak edebilmektir.

İlginizi Çekebilir

Bugün küresel güvenlik sahnesinde perdeler feci bir hercümerç ile aralandığında, halkaları kanlı bir esaret zinciri ortaya çıkmaktadır. Karadeniz'de sular durulmamış, Orta Doğu'da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda kriz odakları ortalığa yeni bir barut kokusu sindirmiştir. Bulanık suda avlanmayı meslek edinen hasım mihrakların tahrikleriyle Hürmüz'ün dar sularında estirilen her suni fırtına, petrol tankerlerinin rotasından sofralarımızın dirlik ve refahına kadar uzanan ağır bir sabote girişimine dönüşmektedir.

"SOYKIRIM ŞEBEKESİ MUTABAKATLARI KENDİ HABİS ÇIKARLARINA GÖRE EĞİP BÜKMEKTEDİR"

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz'de güvenli geçiş ve sahada ateşin susturulması arayışları, daha önce de belirttiğimiz üzere dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir. Ancak Siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir. Söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmek nasıl mümkün olacaktır? Gözü dönmüş bu iftiraz ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir. Ateşkes kelamı daha havada asılı iken bu korsan yapı, arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurgulamaktadır. Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dair fütursuzca diş göstermekte, barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Katil İsrail, mazlumların kanı ile semiren emperyalist bir sömürge düzenidir. Gazze'nin yetim feryatları arşı titretirken, Beyrut'ta mazlumların ağıtları dinmemişken, Siyonist soykırım şebekesi mutabakatları kendi habis çıkarlarına göre eğip bükmektedir. Zulmü zanaat edinen bu kanlı terör makinesinin lügatında barış, silahlara mühlet kazandırmak demektir. Diplomasi ise vahşeti hukuk kılıfıyla cilalamaktır.

"KARADENİZ'DE SULAR DURULMAKTAN UZAKTA"

Kuzeyimizin kilidi ve Mavi Vatanımızın mütemmim cüzü olan Karadeniz'de sular durulmaktan uzaktır. Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma iklimi, aradan geçen zamana rağmen bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını korumaktadır. Ne zaman tahıl sevkiyatları, esir değişimleri yahut diplomatik temaslarla bir esenlik kapısı aralansa, dengeleri değiştiren siyasi depremler Kuzey'in yakasını bırakmamaktadır. İçinde bulunduğumuz bölgenin her yönüne hâkim olan bu sarmal, hamasi nutukların ötesinde jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatlerimizi koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

"NATO ZİRVESİ, TÜRKİYE'NİNDÜNYA SAHNESİNDEKİ KARŞILIĞINI GÖSTERECEK MÜHİM BİR FAALİYETTİR"

Böyle bir dönemde Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, Türkiye'nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir.Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye'nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir.

"NATO EMİR-KOMUTA MERKEZİ DEĞİLDİR"

Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır. NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka hukukumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi, karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür. Türkiye, 1952 yılından beri NATO'ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkisini değil, Mete Han'dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş 3 bin yıllık köklü askerî geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır. Bu büyük askerî hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetlerimizdir.

Enflasyon beklentileri belli oldu! İşte memur ve emekliler için masadaki zam oranı

2235 yıllık şerefli mazisiyle Türk Kara Kuvvetlerimiz, Türkistan bozkırlarından doğan cihan hâkimiyeti ülkümüzü, Anadolu'da vatanlaşmayı ve üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam salan millî hafızamızı temsil etmektedir. Türk Kara Kuvvetlerimiz, medeniyet iddiasının nice coğrafyada henüz bir iz, bir işaret, bir esame olarak dahi belirmediği devirlerde düzenli ordunun tesisini, emir komuta silsilesinin kudretini ve askerî teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletlerine tanıtan kutlu ve köklü bir mirastır. Malazgirt'te Anadolu'nun kapılarını Türk milletine mahşere dek açan iradenin, Sakarya'da milletin makûs talihini yenen dirayetin, bugün ise terörle mücadelede sınırlarımızın ötesine taşan millî beka düşüncesinin vücut bulmuş hâlidir. Kara Kuvvetlerimiz, toprağı yalnızca bir coğrafya parçası değil, şehidin emaneti, devletin haysiyeti, milletin namusu ve gelecek nesillerin mukaddes istikbali olarak gören bir tarih şuurunun adıdır. Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde Mete Han'dan Sultan Alparslan'a, Fatih Sultan Mehmet'ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e uzanarak Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır. Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235. kuruluş yıl dönümünü, dünya milletlerinin de şahitlik edeceği büyük bir iftiharla kutluyorum. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Fedakârlık abidesi gazilerimizi minnetle, görev başındaki kahraman ordumuzu şükranla selamlıyorum. Cepheden cepheye koşup bu toprakları bize kanlarıyla vatan kılan, korkusuzlukları ile güvenli kılan askerlerimize ben de diyorum ki. Bu vatan hepimizden evvel sizindir. Bu vatan sizin sayenizde hepimizindir.

"TÜRKİYE, NATO HARİTASINDA İTTİFAKIN GÜNEYDOĞU KANADINI AYAKTA TUTAN TEMEL KALDIRAÇTIR"

Türk ordusu, Karadeniz'in kilidini muhafaza eden Boğazlardaki tarihî hükümranlığımızdan Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi'ndeki varlığımıza, Aksaz'dan İncirlik'e kadar uzanan stratejik üs ve liman ekosistemlerimize denk, NATO'nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kâğıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır. Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore'den Afganistan'a, Kosova'dan Libya'ya, Bosna-Hersek'ten Irak'a kadar Türk askeri müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan önce Türk'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennem ateşi çemberinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır. Soğuk Savaş'ın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye, NATO'nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı boğazlarımıza hâkim olan millî egemenliğimiz, ittifakın başlıca can simidi olmuştur.

Ecdat yadigârı Balkanlar'da, mazlum Bosna'nın kanayan yarasına merhem olan, Kosova'nın burçlarına emniyet ve istikrar sancağı diken Türk askeri, Afganistan'da Kabil'in güvenliğinden en çetin eğitim ve danışmanlık faaliyetlerine kadar her alanda en ağır, en çetrefilli sorumlulukları tereddüt etmeksizin üstlenmiştir. Mavi Vatanımızın güney suru Akdeniz'de terör şebekelerine karşı deniz güvenliğinin sarsılmaz kalkanı olan Türkiye, Libya açıklarında NATO'nun deniz harekâtlarını ve ambargo denetimlerini koordine etmiş, Irak'ta kalıcı barış ve huzur adına elini taşın altına koyarak sahada kudretini açıkça göstermiştir. Semalarımızın muhafızı şanlı Türk Hava Kuvvetleri ise müttefik hava sahasının korunması uğruna Polonya'dan Romanya'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hava polisliği görevlerine iştirak etmiştir. Gök kubbede koşullar ne kadar çetin olursa olsun, Türk Devleti'nin mesuliyetten ve fedakârlıktan kaçmayacağını dosta ve düşmana bir kez daha ispat etmiştir.

"NATO YENİ BİR DÖNEMİN BAŞINDADIR"

Şurası iyi bilinmelidir ki bu sayılanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu ittifaka sadece mürekkeple imza değil, serden geçmiş bir ruhla omuz verdiğinin apaçık delilidir. Türkiye NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil, her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır. Bu sebeple Ankara'da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye, ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir.

Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel'de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin artırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık ve Rusya-Ukrayna Savaşı gündemin merkezine oturmuştur. NATO 3.0 olarak ifade edilen bu anlayış, ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir. İşte Türkiye bugün NATO'nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran bir devlettir. Karadeniz'in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse herkes peşinen kabul etmelidir ki Montrö ile tahkim edilen boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz o masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa hattında bir caydırıcılık kalkanı örülecekse, kahraman Türk ordusunun sahada zaferle tescillediği harekât tecrübesi, Türkiye'nin muazzam askerî kudreti ve savunma sanayisindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir. Orta Doğu'nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa, şanlı devletimizin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odaklarından arta kalan coğrafya ancak ve ancak Ankara'nın iradesiyle hayat bulacaktır.

Galatasaray'dan transferde Jhon Duran bombası! Anlaşma sağlandı, işte maliyeti

"TÜRKİYE'NİN OLMADIĞI DENKLEM ÇÖKER"

Allah'ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında başkalarının icazetiyle değil, kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şirazesi kaymış bu dünyanın üzerinde asırlarca meydan okuyan tarihî bir anıt gibi yükselmektedir. Başkent Ankara'yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer. Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayisinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye'nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem eksik kalmaya ve çökmeye mahkûm olacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kriz hatlarının kesiştiği ateş çemberinde istikrarı temin eden, tehditleri sınırlarının bidayetinde ezen bir devlettir. Bu hassas kavşakta müttefiklik hukukunun riyakârlıktan arındırılarak samimiyetle işletilmesi, bağlarımızın güçlendirilmesi için kaçınılmaz bir fırsattır.

Eli kanlı terör örgütlerine harf oyunlarıyla isim değiştirip meşruiyet elbisesi giydirme devri kapanmıştır. Aynı masada sahte dayanışma fotoğrafları verip Türkiye'nin beka hudutlarını kemiren hain yapılara siyasi ve askerî alan açma kurnazlığı boşa düşmüştür. Türkiye'nin savunma ihtiyacını sürüncemede bırakıp haklı taleplerini oyalama anlayışı miadını doldurmuştur. Adalar Denizi'nde ve Doğu Akdeniz'de şımarık çocukların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yürüttüğü provokasyonların alkışlandığı günler geride kalmıştır. Türkiye artık Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın baş mimarıdır. Maruz kaldığı haksızlıkları acziyet içeren bir ağıta değil, göğsünde kora, bileğinde kuvvete, semalarında çelik kanada dönüştüren büyük bir Türkiye vardır.

Millî iftiharımız KAAN'la, HÜRJET'le, KIZILELMA'yla, AKINCI'yla, AKSUNGUR'la, GÖKBEY'le göklerimize ay yıldızlı mutlak hâkimiyeti perçinleyen bir Türkiye mevcuttur. Denizlerimizde MİLGEM projelerimiz, fırkateynlerimiz, millî gururumuz TCG Anadolu, denizaltılarımız ve insansız deniz aracı projelerimiz Mavi Vatan davamızın şerefine teknolojik bir zırh olmuştur. Karada Altay tankımız, taktik tekerlekli ve paletli zırhlı araçlarımız, çok namlulu roket sistemlerimiz ve hassas güdümlü akıllı mühimmat kabiliyetimiz, kahraman Türk ordumuzun kudretini zirveye taşımaktadır. Hava savunma cephesinde GÖKBERK sistemi, HİSAR, SİPER, KORKUT ve SUNGUR'dan oluşan savunma gücümüz, mukaddes gök kubbemizi çepeçevre sarmaktadır. Göz bebeklerimiz olan ROKETSAN'ın, ASELSAN'ın, HAVELSAN'ın, TUSAŞ'ın ve Millî Savunma Bakanlığımızın himayelerinde omuzlanan bu muazzam millî hamle, Türkiye'nin devasa bir savunma iklimi kurduğunu dosta ve düşmana ilan etmektedir. Ancak etkin, etkili ve sarsılmaz bir caydırıcılıkla donatılmış Türk ordumuzun gerçek kudreti yalnız silahlarımızın menziliyle, füzelerimizin hızıyla, tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez.

"UZMANLAŞMIŞ BİR ASKERİ HEKİM ORDUSU ZARURİDİR"

Gerçek kudretimiz, harp meydanında, hudut boylarında, vatan müdafaası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinli, çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimizle de doğru orantılıdır. Ne hazindir ki bugün NATO içerisinde askerî hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir. Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihî bir noksanlıktır. Cephede kazanılan her şanlı zafer, ancak cephe gerisinde kurulan köklü ve askerî tıbbın tüm imkân ve ilmiyle donatılmış bir anlayışla nihayete erecektir. Bu sebeple askerî hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir. Çünkü askerî tıp, askerî iklimin görev koşullarını, operasyon psikolojisini, askerî disiplin düzenini ve sert hiyerarşiyi içinde barındıran apayrı ve özel bir alandır. Terörle amansız mücadelede, sınır ötesi şanlı operasyonlarda ve deniz aşırı mukaddes görevlerde Mehmetçiğimizin yanında askerimizi evladı bilen, kardeşi sayan, onun yaralanmasına, saçına rüzgâr değmesine dahi yüreği razı olmayan, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması millî beka meselesidir. Mayın ve patlama yaralanmalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzuv kayıplarında uzmanlaşmış bir askerî hekim ordusu zarurettir. Askerî tıp, mukaddes göreve giden Mehmetçiğe cephe gerisinden cephe hattına kadar uzanan sağlık desteğinin, Mehmetçiğe adanmış fedakâr hekimlik ruhunun ve harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının adıdır.

"ASKERİ HASTANELER YENİDEN AÇILMALI"

Sivil sağlık sistemlerinin ve hastanelerin savaş cerrahisi ile cephe gerisi lojistiğinde ordumuzun kendine has ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılaması mümkün değildir. Şüphesiz her hastanemiz kıymetlidir. Şehir hastanelerimiz, eğitim ve araştırma hastanelerimiz ile üniversite hastanelerimiz aziz milletimize büyük hizmetler sunmaktadır. Fakat askerî sağlık sistemi, savaş ve çatışma anında apayrı bir refleks ve seferberlik hazırlığı ortaya koymaktadır. Bir ordunun topu kadar tabibi, tüfeği kadar tıbbı, zırhı kadar sıhhiyesi de o ordunun şanındadır. Caydırıcılığındadır. Savaş meydanında kanayan yarayı vaktinde saramayan bir devletin zaferi her zaman eksik kalmaya mahkûmdur. Askerî hastanelerin yeniden yapılandırılması, Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi, tekraren ifade ediyorum, millî beka meselesidir. Gençliğinin baharını, mesleğinin yarınını, anasının duasını, babasının ocağını, yârinin hasretini geride bırakıp vatan nöbetinde duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askerî hastanelerin yeniden açılmasıdır. Bu borç, cepheden ameliyathaneye ve rehabilitasyon hizmetlerine kadar uzanan güçlü, disiplinli ve uzmanlaşmış bir askerî nizamla tamamlanmak zorundadır.

1 TEMMUZ DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI

Değerli dava arkadaşlarım, merhum Barbaros Hayrettin Paşa'ya atfedilen o kutlu söz hâlâ deryalarımızın ufkunda yankılanmaktadır. Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur. Türk tarihi bize göstermiştir ki denizi yalnız kıyıdan seyreden milletler, tarihin akışını uzaktan izlemek zorunda kalır. Fakat denize açılan, denizlerde sancağını taşıyan, denizlerde egemenlik kurup enginleri ticaretin, vatan müdafaasının ve yeri geldiğinde diplomasinin ayrılmaz bir parçası hâline getiren milletler çağların yönünü tayin eder. Osmanlı Devleti'nin Karadeniz'de Sinop'tan Trabzon'a, Kırım hattından Boğazlar'a uzanan hâkimiyet iddiası ile Akdeniz'de Rodos'un, Kıbrıs'ın, Girit'in ve Preveze'nin tarih yazan zaferinin ardında yatan hakikat de budur. Türk devlet iradesi asırlarca denizlerde derinleşmiş, mavilikler boyunca al bayrağa yeni yurtlar eklemiştir. Millî Mücadele yıllarında da bu hakikat değişmemiştir. İzmir'in işgaliyle Adalar Denizi kıyılarında başlayan acı imtihan, Türk milletinin Anadolu'ya hapsedilmek istendiğini göstermiştir. Akdeniz kıyılarında Antalya'dan Çukurova'ya uzanan işgal hevesleri limanlarımıza, sahillerimize, ticaret damarlarımıza ve millî hâkimiyetimize kastetmiştir. Buna karşın Türk milleti Aydın'da efeleriyle, Maraş'ta yiğitleriyle, Adana'da kahramanlarıyla, İzmir'de düşmana korkusuzca saldıran cengâverleriyle ve Anadolu'nun her köşesinde şahlanan Kuvâ-yı Milliye iradesiyle ayağa kalkmış, düşmanı yurdumuzdan söküp atmıştır. Bu sebeple deniz, Sinop'ta Anadolu'nun kuzeye açılan nefesi, Trabzon'da ticaret yollarının ezelî kapısı, Kırım'da soydaşlık hukukunun sızlayan hatırası, Preveze'de Türk denizciliğinin çağlara meydan okuyan zafer mührü, Kıbrıs'ta egemenliğimizin Akdeniz'e dikilen sancağı, İzmir'de ise istiklal yürüyüşümüzün son adımıdır. Karada istikbalimizi denizlerdeki hâkimiyetle tamamlayan, limanlarımızı üretime, tersanelerimizi teknolojiye, donanmamızı caydırıcılığa, Mavi Vatanımızı da millî egemenliğimizin ayrılmaz cephesine dönüştüren işte o adımla başlayan tarihî yürüyüşümüzdür. 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın manası da tam burada düğümlenmektedir.

Kapitülasyonların karanlık dehlizlerinden aydınlığa erişen Türk milletinin denizlerinde hür, limanlarında söz sahibi, kıyılarında kayıtsız şartsız egemen bir devlet olma iradesinin adı büyük bir Cumhuriyet hamlesidir. 1 Temmuz, Türk denizciliğinin esaret zincirlerini kırdığı, kıyılarımızın ve sahillerimizin yabancı imtiyazlarının gölgesinden kurtulup millî hâkimiyetin sancağı altına girdiği tarihî bir eşiktir. Bugün Ankara'da NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapmanın tarihî dönemecindeyken, 1 Temmuz Kabotaj Bayramı'nın ihtiva ettiği millî mana istikbal çizgimize çok daha berrak ve stratejik bir çehre kazandırmaktadır. Bilinmelidir ki NATO'nun masasında Karadeniz'in güvenliği telaffuz ediliyorsa bunun yegâne kilidi Türk Boğazlarıdır. Küresel deniz yollarının emniyeti aranıyorsa bunun sarsılmaz güvencesi Montrö iradesidir. Enerji arzının sürdürülebilirliği tartışılıyorsa bunun can damarı Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e uzanan o kırılgan jeopolitik hattır. Karadeniz'in sükûnet iklimi, Akdeniz'in emniyet çemberi, küresel enerji koridorlarının emniyeti ve tahıl koridorlarının kesintisiz işlerliği doğrudan doğruya Ankara merkezli Türk devlet aklının soğukkanlı, dirayetli ve dengeli duruşuna endekslidir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni bugüne kadar bir kuyumcu titizliği ve tavizsiz bir egemenlik şuuruyla uygulayan Türkiye, Karadeniz'de fitili ateşlenmek istenen bölgesel yangınları önleyen, gerilimin deniz havzalarına taşmasını engelleyen ve ittifakın doğu kanadına stratejik akıl kazandıran yegâne aktördür. Kabotaj hakkı, bu büyük ve mutlak deniz egemenliğimizin iç cephesini tahkim eden hukukî ve millî bir zırhtır. Kendi kıyılarımızda deniz ticareti ve taşımacılık hakkını millîleştirerek limanlarımızdaki yabancı imtiyazlarının sömürgeci gölgesini yırtıp atan Cumhuriyet iradesi, bugün Mavi Vatanımızın her bir damlasında, deniz yetki alanlarımızda, stratejik tersanelerimizde, şanlı donanmamızda ve her geçen gün büyüyen deniz ticaret filomuzda aynı hassasiyet ve ruhla nefes almaktadır. Kabotaj, dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de göz bebeğimiz gibi korunması, anasının kucağından ayrılmamış bir yavru gibi büyütülmesi ve jeopolitik derinliğiyle kavranması mecburi olan istiklal mevzimizdir. Bu sebeple 1 Temmuz'u millî hâkimiyetimizin enginlerdeki mühürlü tapusu, Misakımillî şuurunun denizlerdeki yansıması olarak telakki etmekteyiz. Türkiye'nin denizlerdeki varlığı ve sarsılmaz mutlakiyeti yalnızca sınır güvenliği için değil, bölgesel barışın, küresel enerji yollarının emniyetinin ve ittifakın caydırıcılık kapasitesinin ayakta kalabilmesi için hava kadar, su kadar hayatidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün o muhteşem iradesiyle topraklarının ucu deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudreti ve yeteneğinin hududu çizer. Bu inançla 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nı en kalbi duygularımla kutluyorum. Türk denizciliğini omuzlayan asil kaptanlarımıza, gemi insanlarımıza, tersanelerimize, harikalar yaratan mühendislerimize, işçilerimize, liman çalışanlarımıza, ailesinin rızkını dalgalardan çıkaran balıkçılarımıza ve vatanımızın masmavi sathında gece gündüz nöbet tutan kahraman Türk ordusunun ayrılmaz bir parçası olan Deniz Kuvvetlerimizi şükran ve saygıyla selamlıyorum. Rabbim ay yıldızlı bayrağımızı karada indirmesin, denizde soldurmasın, göklerde gölgelemesin. Mavi Vatan, Türk'ün çelik iradesiyle ilelebet muhafaza bulsun. Sağ olun. Var olun. Yüce Allah'a emanet olun efendim.

Savunmanın üç devi Ankara’ya geliyor

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?