

ULUSLARARASİ 90 BERGAMA KERMESİ'NDE DİKKAT ÇEKEN PANEL
"Ege'nin Bereketi" Panelinde Bilim İnsanlarından Çarpıcı Mesajlar: "Gıda Egemenliği Bağımsızlığın Temelidir"
Tahsin TUNA / Bergama
Uluslararası Bergama Kermesi etkinlikleri kapsamında Çamlıpark Amfi Tiyatro'da gerçekleştirilen "Ege'nin Bereketi: Geleneksel Üretiminden Sağlıklı Zehirsiz Sofralarına" başlıklı panel, yoğun katılımla gerçekleştirildi.
Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik'in moderatörlüğünde düzenlenen panele, emekli öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Uhri, İzmir Ekonomi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Öztürk ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hatun Reşit Uysal konuşmacı olarak katıldı.
Panelde Ege mutfağının tarihsel kökenlerinden Anadolu'nun biyolojik zenginliğine, geleneksel üretimden tarım politikalarına kadar birçok önemli konu ele alındı.
"Ege Mutfağının Kökleri 15 Bin Yıl Öncesine Uzanan Bir Medeniyetin Ürünüdür"
Konuşmasına Ege'nin tarihsel ve kültürel mirasını anlatarak başlayan Doç. Dr. Ahmet Uhri, bölgedeki ot kültürünün yaklaşık 15 bin yıllık geçmişe sahip olduğunu söyledi.
Anadolu'nun bitki çeşitliliği açısından dünyanın en zengin coğrafyalarından biri olduğunu belirten Uhri, Avrupa kıtasında yaklaşık 2 bin 500 bitki türü bulunurken Anadolu'da 3 bini endemik olmak üzere 11 bin civarında bitki türünün yaşadığını ifade etti.
Ege'nin bu doğal zenginliğinin mutfağına da yansıdığını dile getiren Uhri, sarmaşık, tilkişen, muhliye, avronya, semizotu ve silgem gibi yabani otların yüzyıllardır sofralarda yer aldığını söyledi.
"Ege Adının Kökeni Keçiden Geliyor"
"Ege" kelimesinin eski Yunanca'da keçi anlamına gelen "Aygayos" sözcüğünden türediğini ifade eden Uhri, bölgenin tarih boyunca "keçiler diyarı" olarak anıldığını belirtti.
Dağlık coğrafyanın küçükbaş hayvancılığa uygun yapısının keçi ve koyun yetiştiriciliğini geliştirdiğini söyleyen Uhri, ot zenginliğiyle birleşen bu üretim kültürünün Bergama tulum peyniri ve keçi peyniri gibi özgün lezzetleri ortaya çıkardığını kaydetti.
İbn-i Haldun'un "Coğrafya kaderdir" sözünü hatırlatan Uhri, iklimin ve coğrafyanın yalnızca üretimi değil, insanların yaşam biçimini ve kültürünü de şekillendirdiğini vurguladı.
"Ege Mutfağı Bir Reçete Değil, Yaşayan Bir Kültürdür"
İzmir Ekonomi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Öztürk ise Ege mutfağının tek bir kültürle açıklanamayacağını belirterek, İzmir'in yüzyıllardır farklı medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu söyledi.
Levantenler, Sefarad Yahudileri, Rumlar, Girit ve Midilli'den gelen mübadillerin mutfak kültürünün bugünkü Ege mutfağını oluşturduğunu anlatan Öztürk, farklı toplumların yemek alışkanlıklarının zaman içerisinde birbirine karışarak zengin bir gastronomi mirası ortaya çıkardığını ifade etti.
Levanten mutfağından Türk mutfağına geçen birçok yemeğin zaman içerisinde ekonomik ve kültürel koşullara göre değiştiğini belirten Öztürk, mutfak kültürünün aslında kuşaklar arasında aktarılan ortak bir bilgi olduğunu söyledi.
"Delik Roka Daha Lezzetlidir"
Ege mutfağının temelinde yabani otların bulunduğunu ifade eden Öztürk, acı sarmaşığın yalnızca Ege'de 22 farklı isimle anılmasının kültürel çeşitliliğin en önemli göstergelerinden biri olduğunu söyledi.
Bitkilerin acı tadının doğal savunma mekanizmasından kaynaklandığını belirten Öztürk, böceklerin yediği delik yapraklı rokaların daha fazla aroma ürettiğini belirterek, "Delik roka en lezzetli rokadır." dedi.
Yerel üretimin ve küçük üreticilerin korunmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Öztürk, pandemi sonrasında doğal ve yerel gıdanın değerinin çok daha iyi anlaşıldığını söyledi.
Konuşmasını duygusal ifadelerle tamamlayan Öztürk, "Ege mutfağı yalnızca tariflerden oluşmaz. Bir kadının beden dili, göz kararı, deneyimi ve kuşaktan kuşağa aktardığı yaşam bilgisidir. Bu nedenle Ege mutfağı yaşayan bir kültürdür." ifadelerini kullandı.
"Gıda Egemenliği, Ülkenin Bağımsızlığıdır"
Panelin son konuşmacısı Prof. Dr. Hatun Reşit Uysal ise Türkiye'nin tarım politikalarını ve gıda güvenliğini değerlendirdi.
Bir ülkenin kendi halkını kendi üretimiyle besleyebilmesinin gıda egemenliği anlamına geldiğini belirten Uysal, son kırk yılda uygulanan politikalar sonucunda Türkiye'nin birçok temel tarım ürününde ithalatçı konuma geldiğini söyledi.
Tütün, zeytin, incir ve diğer ürünlerde uygulanan destekleme politikalarının değişmesinin kırsaldan kente göçü hızlandırdığını ifade eden Uysal, üreticinin artan maliyetler ve düşen ürün fiyatları nedeniyle üretimden uzaklaştığını dile getirdi.
Kendisinin de zeytin ve incir üreticisi olduğunu belirten Uysal, özellikle zeytinyağında yaşanan fiyat düşüşlerinin üreticiyi ciddi şekilde mağdur ettiğini söyledi.
Konuşmasının sonunda eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın "Petrole sahip olursanız ülkelere, gıdaya sahip olursanız insanlara hükmedersiniz." sözünü hatırlatan Uysal, tarımın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda ulusal güvenlik ve bağımsızlık meselesi olduğunu vurguladı.
Yerel üretimin desteklenmesi, üreticinin korunması ve gıda egemenliğini esas alan politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Uysal, güçlü bir tarımın güçlü bir ülkenin vazgeçilmez şartı olduğunu ifade etti.
Bilimsel değerlendirmelerin yoğun ilgi gördüğü panel, katılımcıların soruları ve görüş alışverişinin ardından sona erdi.
