BIST 100
14.503,04 0,39%
DOLAR
46,2993 0,02%
EURO
53,6919 0,04%
GRAM ALTIN
6.440,83 0,42%
FAİZ
41,76 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
104,11 -0,08%
BITCOIN
66.338,00 -0,23%
GBP/TRY
62,1181 -0,01%
EUR/USD
1,1589 -0,01%
BRENT
82,51 -0,79%
ÇEYREK ALTIN
10.530,76 0,42%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
26 °
Reklam

HABER

Önce Silivri şimdi de Tekirdağ'da görüldü: Bu bir tesadüf değil

Önce Silivri şimdi de Tekirdağ’da görüldü: Bu bir tesadüf değil

Temiz su ve bol oksijenli habitatları tercih eden Avrasya su samurunun (Lutra lutra) Marmara Denizi’nde iki yıl üst üste görüntülenmesi ekosistem sağlığı açısından umut verirken, yaşam alanı kaybı konusunda uyarı niteliği de taşıyor.
Geçen yıl Silivri, bu yıl ise Tekirdağ kıyılarında Avrasya su samuru görüldü. Temiz ve bol oksijenli suları yaşam alanı olarak seçen türün, Marmara Denizi gibi kirlilik ve oksijensizlik sorunları yaşayan bir denizde iki yıl üst üste ortaya çıkması uzmanlarının dikkatini çekti.
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Çiçek, AA muhabirine, Avrasya su samurunun, yarı sucul yaşam biçimine mükemmel şekilde uyum sağlamış bir memeli olduğunu ve Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da geniş bir dağılım gösterdiğini söyledi.
Su samurunun, yaşam döngüsü, beslenme alışkanlıkları ve habitat tercihleri bakımından oldukça seçici ve özgün bir tür olduğuna işaret eden Çiçek, “Genellikle yalnız yaşarlar, ancak dişiler yavrularıyla uzun süre birlikte kalırlar. Yılda ortalama 1 ila 4 yavru doğururlar ve yavrular yaklaşık bir yıl boyunca annelerine bağımlı kalır. Bu nedenle popülasyon artışları çok yavaş olur ve habitat bozulmalarına karşı oldukça hassastırlar.” ifadelerini kullandı.
Çiçek, Avrasya su samurunun uzun ve ince yapılı, kahverengi sırtlı ve krem karınlı bir tür olduğunu, tatlı su ve kıyı habitatlarında yaşadığını anımsatarak, temel besin kaynağının balıklar olduğunu ancak farklı canlılarla da beslendiğini belirtti.
İlginizi Çekebilir
Çiçek, ekolojik duyarlılığı ve çevresel gösterge işlevi nedeniyle su samurunun korunması gereken bir tür olduğunu vurguladı.
Ekosistem hizmeti bakımından bu türün varlığının önemli olduğuna işaret eden Çiçek, “Gösterge tür olarak, yaşadığı ortamın su kalitesi, oksijen seviyesi, biyolojik çeşitliliği hakkında bilgi verir. Bu tür ancak temiz, bol balıklı ve bozulmamış alanlarda yaşayabilir. Ayrıca av-avcı ilişkilerini dengeleyerek habitatta doğal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar. Bu nedenle, Avrasya su samuru aynı zamanda yaşadığı ekosistemin sağlığının göstergesidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“YEREL DÜZEYDE BİR EKOLOJİK DİRENÇ GÖSTERGESİ OLABİLİR”
Çiçek, türün, 20. yüzyılda Avrupa’nın pek çok bölgesinde popülasyonlarının çöktüğüne dikkati çekerek, bu durumun büyük ölçüde sucul ekosistemlerin kimyasal kirliliğe maruz kalmasıyla ilişkilendirildiğini aktardı.
Türün Marmara Denizi gibi kirlilik düzeyi yüksek bir alanda gözlemlenmesinin, tek başına olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Çiçek, “Burada görülebiliyor olması, Marmara Denizi’nin bazı bölgelerinde yerel balık popülasyonu ya da görece temiz tatlı su girişlerinin sağlandığı yaşam için asgari koşulların sürdüğüne işaret edebilir. Bu, yerel düzeyde bir ekolojik direnç göstergesi olabilir.” diye konuştu.
Çiçek, Marmara Denizi’nde görülen müsilajın ekosistemi bozarak balık popülasyonlarını azalttığını, oksijen girişini engellediğini vurgulayarak, bu durumun su samurunun beslenme, solunum ve kürk bakımı gibi yaşamsal faaliyetlerini olumsuz etkileyerek ciddi bir alarm durumu ortaya çıkardığını kaydetti.
HEM BİR FIRSAT HEM DE YAŞAM ALANI KAYBI OLABİLİR
Geçen yıl yine Silivri kıyılarında su samuru görüldüğünü hatırlatan Çiçek, bunun bir tesadüf olmadığını dile getirdi.
Çiçek, bu tür gözlemlerin bölgede devam eden bir uygunluk durumuna ya da zorunlu bir adaptasyona işaret ettiğine vurgu yaparak, “Eğer burada hala yaşanabilecek su kalitesi, balık yoğunluğu ve saklanma alanları varsa, bu durum alanın önemini artırır ve yerel düzeyde bir koruma planının parçası haline getirilmesini gerektirir.” dedi.
Su samurunun Marmara kıyılarına tekrar gelmesinin, diğer yaşam alanlarında karşılaştığı bozulmalar nedeniyle bölgeyi alternatif bir yaşam alanı olarak tercih ettiğini belirten Çiçek, bunun iç bölgelerdeki habitat kalitesinin düştüğünü ve nehir ile göl sistemlerinde artık yeterli besin veya barınma imkanı bulunamadığının sonucu olduğunu aktardı.
Çiçek, özellikle Anadolu’daki bazı nehir sistemlerinde artan tarımsal kimyasal kullanımına ve habitat parçalanmalarına dikkati çekerek, bu türün klasik yaşam alanlarını terk etmesinde bunların etkili olabileceğini söyledi.
Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tekrar eden gözlemler korunması gereken bir bölgenin işareti olduğu için bir yandan fırsat diğer yandan yaşam alanı kaybının sinyali olabilir. En doğru yaklaşım bu bölgede düzenli popülasyon izleme çalışmalarının başlatılması ve su kalitesinin mevsimsel olarak takip edilmesidir.”

Reklam
Karadeniz'de bir Kızıldereli ailesi! Belgesellere konu olacak hayat: Bize her yer Trabzon

Karadeniz’de bir Kızıldereli ailesi! Belgesellere konu olacak hayat: Bize her yer Trabzon

ABD’nin Kansas City kentinden tatil için ailesiyle 6 yıl önce Doğu Karadeniz’e gelen Kızılderili kökenli iş insanı Jeremiah Beltran, yeşil yaylaları ve muhteşem doğasına hayran kaldığı Trabzon’dan ayrılmakta güçlük yaşadı. Beltran ailesi, bir sonraki ziyaretlerinde Trabzon’da yaşamaya karar verdi.

Kısa sürede kentte alışan aile, futbol özlemlerini, Trabzonspor takımının maçlarını izleyerek gidermeye çalıştı. Ülkesinde güreş sporu da yapan Jeremiah Beltran, eşi Karin ile çocukları Alivia (12), Micah (13), Ezekiel (15) ve Kya Beltran (17), Trabzonspor’un maçını tribünden izlemesi sonrası kendileri ve bordo mavili takım arasında bağ oluştu.

‘BİZE HER YER TRABZON’
Kentte 5 yıldır kalıp, ülkelerine giriş-çıkış yapan ABD’li aile, fanatik taraftarı oldukları Trabzonspor’daki gelişmeleri yakından takip ediyor, Kızılderili şapkalarıyla stadyumda yerlerini alıp, bordo mavili takımı destekliyor. Evlerinde duvarlarını Trabzonspor’un şampiyonluk posterleri ve imzalı formalarla süsleyen ailenin bordo mavi sevgisi, Trabzonspor’la özdeşleşen ‘Bize Her Yer Trabzon’ mottosunu da anlamlandırıyor. Maç günlerini şölen gibi yaşayan aile, Trabzonspor’un marş ve tezahüratlarını öğrenmeye çalışıyor. Jeremiah Beltran’ın uzaktan online eğitimlerini sürdüren 4 çocuğundan 2’si ise kentte amatör futbol takımlarında top koşturuyor.
Yer: Florya Deniz Köşkü… Atatürk’ün bu görüntüleri ilk kez yayınlandı

Kızılderili ailenin belgesellere konu olacak tutkuları, futbolun evrensel birleştirici gücünün yanı sıra şehre duyulan sevginin aidiyete dönüştüğünü de gösteriyor.
‘O MAÇTAN SONRA TRABZONSPOR’U ÇOK SEVDİM’
ABD’den Trabzon’a uzanan hikayeleri ve Trabzonspor’la yollarının nasıl kesiştiğini anlatan Jeremiah Beltran, “Daha önce İstanbul, Ankara ve Bursa’ya gezmek amaçlı gitmiştim. Arkadaşım bana, ‘Trabzon’a gittin mi’ diye sordu. Ben de gitmediğimi söyledim. Arkadaşım söyleyince de Trabzon’a geldim. Buraya 2020 yılında önce ben ve eşim geldik. Buraya geldim; doğası, yaylaları, yeşilliği, dağları, denizi çok güzeldi ve çok sevdim. Aynı hafta Trabzon’da ailem için bir ev aldım. Burada ilk olarak Trabzonspor-Fenerbahçe maçı vardı ve Trabzonspor o maçı kazanmıştı. O maçta Trabzonspor’u çok sevdim. Çünkü Trabzonspor taraftarı çok farklı. Çok güzel bir zaman geçirmiştim. Şehri ve Trabzonspor’u çok sevince buraya dönme kararı aldık” dedi
Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

‘BU YIL ŞAMPİYON OLACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM’
Maç günlerini şölen gibi yaşadıklarını belirten Jeremiah Beltran, “Biz artık Trabzon’da yaşıyoruz. İki yıl önce tekrar Amerika’ya gittik ve orada küçük bir tatil geçirdik. Trabzon’un insanları çok sıcakkanlı. Öncesinde belki biraz agresif olarak biliniyor. Biz de aynı biraz agresifiz. Amerika’da New York’taki insanlar gibi. Pandemi döneminde burada çok insanla tanıştık. Oturduğumuz Boztepe’de çok insan tanıdık. İnsanlar çok sıcak kalpli. Maç günü evde Trabzonspor müziğini açıyoruz. Formalarımızı giyiniyoruz, çocuklar aksesuarlarını takıyor yüzlerine boya yapıyorlar. Ben en son şapkamı takıp çıkıyoruz. Bazı şarkıları telefondan bakıp söylüyorum. Bu yıl şampiyon olacağımızı düşünüyorum. Şampiyon Trabzonspor. Elbette kaybettiğimizde üzülüyoruz. Ancak gelecek hafta fırtınanın yeniden kopacağını biliyoruz; o yüzden problem yok” diye konuştu.

‘DAHA ÖNCE ŞAMPİYONLUK YAŞAMAMIŞTIM’
Trabzonspor’un şampiyonluk sezonundaki Antalyaspor maçına da gittiklerini söyleyen Beltran, “Çok çok mutluyduk. Çok güzel anlardı. Ben daha önce bir şampiyonluk yaşamamıştım. Sadece Amerika’da benim şehrimde Amerikan futbolunda şampiyon olmuştuk. Ancak burada çok farklı. Her yerde adeta parti vardı. İnsanlar doyasıya eğlendiler. Neredeyse her an eğleniyordu insanlar. ‘Bize Her Yer Trabzon’, o nedenle çok iyiydi” dedi.
Haber Detay Görsel Slider
‘KAZANSAK DA KAYBETSEK DE TRABZONSPOR’U SEVİYORUZ’
Ailece Trabzon’u çok sevdiklerini, Trabzonspor’da ise en favori oyuncularının Uğurcan Çakır ve Paul Onuachu olduğunu dile getiren Jeremiah Beltran, Kızılderili şapkasıyla tribünlerde ilgi odağı olduklarını söyledi. Trabzonspor’un savaşçı bir karaktere sahip olduğunu ifade eden Beltran, “Trabzon çok güzel bir şehir. Aile olarak Trabzon’u ve Trabzonspor’u çok seviyoruz. İki yıl önce Amerika’ya gittiğimizde 6 hafta sürmüştü. Ama çocuklar, 2 hafta sonra Trabzon’a dönmek istediklerini söyledi. Kızılderili şapkasıyla maça gittiğimde insanlar bana bakıp, ‘bu ne’ diye düşündü. Ancak bir problem yok. Çünkü bizim memleketimiz, Kansas City’de bu şapkalar var. Bordo-mavi renklere yakın olması için Amerika’dan aldığım bu Kızılderili şapkamı takıp maça gidiyorum. ‘Bize Her Yer Trabzon’ diyorsak; kazansak da kaybetsek de Trabzonspor’u seviyoruz” diye konuştu. (DHA)

marsis.tv©2025

Mehmet Kasapoğlu'ndan 30 Ağustos mesajı: Hürriyetin, onurun ve kararlılığın mührü

Mehmet Kasapoğlu’ndan 30 Ağustos mesajı: Hürriyetin, onurun ve kararlılığın mührü

Dr. Kasapoğlu mesajında “ 30 Ağustos bu milletin özgürlüğe, onura ve hür yaşama iradesine mühür vurduğu gündür. 103 yıl önce Dumlupınar’da mazlumun duası, yiğidin nefesi, komutanın feraseti bir oldu. İşgal zincirleri kırıldı. Bir vatan yeniden ayağa kalktı. O günden bugüne, bu topraklar bize şunu öğretti: Biz bu coğrafyada var oldukça bağımsızlığımızı kimseye kiraya vermeyiz. Bugün de aynı ruhla başımız dik, yüreğimiz bir, omuz omuza Zafer Bayramı’nı idrak ediyoruz. İstiklâl Savaşı’nın kahramanlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyoruz.
30 Ağustos yalnızca mazinin hatırası değil, bugünümüzün de işleyen aklıdır. Çünkü güvenlik olmadan özgürlük büyümez. Caydırıcılık olmadan barış kök salmaz. Devletler, tehditleri önlemek için yalnızca niyet değil, kapasite de ortaya koymak zorundadır. Türkiye son yıllarda bu anlayışla savunma ve teknoloji alanında büyük bir eşik aştı. Millî savunma sanayimizin yerlilik oranı tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. SUNGUR, KORKUT, GÜRZ, HİSAR ve SİPER gibi hava savunma sistemlerinden oluşan “Çelik Kubbe” bileşenleri envantere girmeye başladı. Ordumuzun ihtiyaçlarını yerli çözümlerle karşılama kabiliyetimiz katlandı. Bu hamleler, vitrin süsü değil; sahada ve masada sözümüzün ağırlığıdır.
“Göklerin egemenliği” artık bir şiir değil, somut bir gerçektir. Milli Muharip Uçağımız KAAN’ın ilk uçuşu, havacılıkta yeni bir lige çıkışımızın sembolüdür. İHA ve SİHA’larımız sadece sahadaki denklemi değiştirmedi, aynı zamanda Türk mühendisliğinin ufkunu büyüttü. Denizlerde TCG Anadolu gibi çok maksatlı amfibi hücum gemilerimiz bayrağımızı dalga dalga taşıyor. MİLGEM projesiyle milli firkateynlerimiz peş peşe denize iniyor. Bunlar, vizyonun ete kemiğe bürünmüş hâli, geleceğe atılmış sağlam imzalardır.
Geleceğe dair en iddialı atılımlarımızdan biri de haberleşme ve teknoloji alanında oldu. TÜRKSAT 6A’nın fırlatılması, kendi uydusunu kendi imkanlarıyla üreten sayılı ülkeler arasına girmemizi sağladı. Bu adım, iletişim egemenliğinin ve teknoloji bağımsızlığının stratejik bir perçinidir.
Savunma sanayisinin ihracat başarısı da bu çerçevede kritik öneme sahiptir. Yerli üretimden ihracata uzanan çizgide savunma ve havacılık ihracatımız rekor üstüne rekor kırdı. Sahada defalarca kez kanıtlanmış İHA/SİHA ekosistemimiz ve farklı platformlarımız dünya pazarında Türkiye’yi üst sıralara taşıdı. Bu durum, yalnızca askeri stratejide değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik dengelerde de oyunun kurallarını değiştirmiştir.
Bütün bunları niye sayıyoruz? Çünkü 30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük miras, “kendi göbeğini kendi kesen bir millet” olma şuurudur. Güçlü olmak, barışı koruyan sessiz bir kalkandır. Hakkın ve hukukun yanında dimdik durmak için bu kalkana sahip çıkmak zorundayız. Bugün Türkiye, komşu coğrafyalardaki krizleri yatıştıracak akl-ı selime, mazlumun ahını duyan vicdana ve gerektiğinde masada inisiyatif alacak dirayete sahiptir. Bu dirayetin arkasında sınırda nöbet tutan Mehmetçiğin vakarıyla, AR-GE laboratuvarında sabahlayan mühendisin alın terini birleştiren yekpare bir millet iradesi vardır.
Zafer Bayramı, hamaset günü değil; muhasebe günüdür. “Bu emanete layık mıyız?” diye sorma günüdür. Biz cevabımızı lafla değil, işle veriyoruz. Depremden iklime, gıdadan enerjiye uzanan yeni güvenlik mimarisinde daha dayanıklı şehirler, daha temiz enerji, daha yüksek katma değerli üretim ve daha adil bir refah için rotamızı çiziyoruz. Türkiye bugün, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesini çağın ihtiyaçlarına uyarlamış; caydırıcılığı barış için, teknolojiyi özgürlük için, kalkınmayı adalet için seferber etmiştir. Birlik, beraberlik ve ortak akılla yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.
Bir minnet borcumuz var: Dünyaya örnek bir kurtuluş destanı yazan İstiklâl nesline; sınırda, karada, denizde, havada terörle mücadelede canını siper eden kahramanlarımıza; yangında, selde, depremde ilk koşan, son dönen tüm fedakârlara… Hepsine borçluyuz. O borcu, bu ülkeyi daha güvenli, daha müreffeh, daha adil kılarak ödeyeceğiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun. Yeşil vatanımızda bir ağacı, mavi vatanımızda bir damla suyu, gök kubbemizde bir yıldızı kimseye bırakmayacak kadar kararlıyız. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarıyla, daha güçlü, daha müreffeh ve tam bağımsız bir Türkiye için aynı hedefe omuz omuza yürümeye devam edeceğiz.” İfadelerini kullandı….

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 30 Ağustos mesajı: Bu zafer esaret altındaki tüm milletlere umut oldu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 30 Ağustos mesajı: Bu zafer esaret altındaki tüm milletlere umut oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajı şöyle; “Sevgili vatandaşlar, aziz milletim, Tarihimizin dönüm noktalarından, altın sayfalarından biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın gurur ve coşkusunu, milletçe bir kez daha yaşamanın mutluluğu içindeyiz.
Bu aziz gün, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl uğruna ortaya koyduğu eşsiz iradenin, sarsılmaz inancın ve kahramanlığın en güçlü nişanelerinden biridir.
Kahraman ordumuzun vatan sevgisi ve milletimizin yekvücut iradesiyle kazanılan Büyük Zafer, esaret zincirlerini kırarak bağımsızlığımıza giden yolu açmış; Cumhuriyetimizin temelleri bu eşsiz zaferin ardından atılmıştır.
Türkiye’nin ‘İsrail kararı’ Tel Aviv’de büyük yankı uyandırdı: Savaşta bile nadir görülür!
30 Ağustos, yalnızca bir askerî zafer değil; aynı zamanda milletimizin yeniden dirilişinin, varoluş mücadelesinin ve ebedî istiklâlinin tescilidir.
Bu zafer öyle büyük bir zaferdir ki; yalnızca Türk milletine değil, esaret altındaki tüm mazlum milletlere umut olmuş, bağımsızlık idealinin simgesi haline gelmiştir.
Bu büyük zaferle Türk milleti, tüm dünyaya bir kez daha ilan etmiştir ki; bu millet asla boyunduruk altına alınamaz, esareti kabul etmez, bağımsızlığından ödün vermez.
Yer: Florya Deniz Köşkü… Atatürk’ün bu görüntüleri ilk kez yayınlandı
Büyük Zafer’in taşıdığı anlam, yalnızca tarihimizin şanlı bir hatırası değil, aynı zamanda bizlere ışık tutan bir rehberdir.
Bugün bizlere düşen görev; 30 Ağustos’ta yakılan bağımsızlık meşalesini, birlik ve beraberlik içinde daha güçlü bir geleceğe taşımaktır.
Türkiye Yüzyılı’nda, ecdadımızın kanlarıyla, fedakârlıklarıyla bizlere emanet ettiği bu vatanı; daha güçlü, daha müreffeh bir ülke hâline getirmek, en büyük vazifemizdir.
Bu anlamlı gün vesilesiyle başta Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları olmak üzere, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla yâd ediyor; aziz milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en kalbî duygularımla kutluyorum.”…

Reklam
Son gurbetçi kafileleri çıkış yapıyor: Türkiye’miz çok güzel

Son gurbetçi kafileleri çıkış yapıyor: Türkiye’miz çok güzel

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan gurbetçiler, yaz izinlerini geçirmek üzere ana vatana geldi. 22 Haziran’dan itibaren kara yoluyla ana vatana gelmeye başlayan gurbetçiler, izinlerinin bitimiyle yaşadıkları ülkelere dönüyor.

Gurbetçiler Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli ile Yunanistan’a açılan Pazarkule ve İpsala Sınır kapılarında yoğunluk oluşturuyor. Türkiye’den ayrılırken son durak noktası olan Kapıkule Sınır Kapısı’na gelen gurbetçiler, gümrük sahasında uzun araç kuyrukları oluşturup çıkış için beklerken, bir yandan da ana vatandan ayrılmanın hüznünü yaşıyor.

Trakya Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü verilerine göre, Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli, Yunanistan’a açılan Pazarkule ve İpsala ile Kırklareli’den Bulgaristan’a açılan Dereköy Sınır Kapısı’ndan 22 Haziran ile 28 Ağustos tarihleri arasında 564 bin 168 araç girdi, 503 bin 256 araç çıkış yaptı. Aynı tarihlerdeyse 5 sınır kapısından 2 milyon 243 bin 871 yolcu girerken, 2 milyon 45 bin 205 yolcu da çıkış yaptı. Giriş ve çıkış yapan yolcuların yaklaşık 2 milyonunu gurbetçi vatandaşların oluşturduğu belirtildi.

‘KÖPEĞİMİZ İÇİN ARABAYLA YOLCULUK EDİYORUZ’
Aydın’ın Didim ilçesinde yaz tatilini geçiren Meral Susa, ‘Dayı’ ismini verdikleri 10 aylık köpekleriyle, Almanya’ya döndüklerini söyleyerek, “Yaklaşık 2,5 haftadır Türkiye’deydik. Didim tarafından geliyorum. Ailemiz orada ve güzel vakit geçirdik. İlk defa arabayla yolculuk yapıyoruz Almanya’dan. Tatilimiz bitti, o nedenle çok üzgünüz. 10 aylık bir köpeğimiz var, aslında onun için arabayla gelmeyi tercih ettik. Çok rahat geçti yolculuğumuz. Bundan sonra da umarım öyle geçer” dedi.

‘HASRET 1 AYA SIĞMIYOR’
Almanya’ya dönen Şemsettin Zengin de “Türkiye’de 1 ay kaldık. Edirneliyiz zaten. Çok güzel geçti tatil. Hasret kolay dinmiyor, 1 aya sığmıyor. Türkiye’miz çok güzel. Bütün ailemiz burada olduğu için ayrılmak da çok zor oluyor” diye konuştu.

Iğdır’dan gelip Fransa’nın başkenti Paris’e giden Serkan Kızılay, dönüş yolculuğunun hüzünlü olduğunu belirtti. Kızılay, “Çok güzel geçti tatilimiz. Gezdik, eğlendik, ailemizi gördük. Fransa’da inşaat işi yapıyorum. Ailemizi ve ülkemizi arkada bırakıp dönmek çok üzücü. Bu bizi ister istemez etkiliyor. Ama orada da mutluyuz, ister istemez orada da bir işimiz ve hayatımız var ama hiçbir yer kendi ülkeniz kadar güzel olmuyor” diye konuştu….

Reklam