BIST 100
14.446,42 3,64%
DOLAR
46,2986 0,02%
EURO
53,6728 0,00%
GRAM ALTIN
6.425,02 0,18%
FAİZ
41,76 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
103,51 -0,65%
BITCOIN
65.727,00 -1,15%
GBP/TRY
62,0999 -0,04%
EUR/USD
1,1587 -0,03%
BRENT
82,98 -0,23%
ÇEYREK ALTIN
10.504,91 0,18%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
20 °
Reklam

HABER

Kaybolan telefon cinayete dönüştü! İzmir’de restoran kavgası can aldı

Kaybolan telefon cinayete dönüştü! İzmir’de restoran kavgası can aldı

Olay 25 Ağustos akşamı saat 01.30 sıralarında, Vali Rahmi Bey Mahallesi Menderes Caddesi’nde bir restoranda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, restorana müşteri olarak gelen Emirhan Kaya (20) ile işletme sahibi Yılmaz E. arasında tartışma çıktı.
İlginizi Çekebilir
Tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüştü ve olay sokağa taştı. Kavgada işletme sahibi Yılmaz E., yanındaki tabancayla Kaya’ya ardı ardına ateş etti. Sırtından, kalçasından ve ayağından yaralanan Kaya, kanlar içerisinde yere yığıldı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ağır yaralı olarak Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan Emirhan Kaya, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından şüpheli Yılmaz E., polis tarafından gözaltına alınarak, emniyete götürüldü.
CİNAYETİN SEBEBİ KAYIP TELEFON
Başlatılan soruşturma kapsamında olay gecesinde Emirhan Kaya’nın müşteri olarak eğlenmeye gittiği restoranda, yan masasında bulunan diğer müşterilere ait cep telefonunun kaybolmasından sonra işletme sahiplerinin Kaya’dan şüphelenilmesi üzerine kavga çıktığı öne sürüldü.
Soruşturmanın devamında polis ekipleri, işletme çalışanları A.B. (45), H.C. (25) ve O.B’yi (37) de gözaltına aldı. Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden Yılmaz E., A.B. ve O.B. tutuklanırken, H.C. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.
Şoför rahatsızlandıi, ikinci kaptan yetişemedi! Otobüs faciasından yeni görüntüler…

Erdoğan, Japon gazetesine yazdı: Gazze'deki facia bütün insanlığın meselesi

Erdoğan, Japon gazetesine yazdı: Gazze’deki facia bütün insanlığın meselesi

Erdoğan, makalesinde Türkiye ile Japonya arasındaki dostluk köprüsünün yalnızca resmî belgelerden değil; ortak vicdandan, insani yardımlardan ve tarihî hatıralardan beslendiğini vurguladı. Marmaray’dan Osmangazi Köprüsü’ne, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden Haliç Köprüsü’ne kadar birçok eserde Türk azmi ile Japon mühendisliğinin el ele verdiğini hatırlatarak, bu iş birliğinin sadece çelikten ve betondan değil; güven, samimiyet ve gönül bağından oluştuğunu ifade etti.
İlginizi Çekebilir
ASYA’NIN İKİ UCUNDAN DÜNYANIN ORTAK VİCDANINA
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Nikkei Shimbun gazetesi için kaleme aldığı “Asya’nın İki Ucundan Dünyanın Ortak Vicdanına” konulu makalesi şöyle;
“Türkiye ile Japonya’yı birbirine bağlayan gönül köprüsü resmî belgelerden daha güçlü, tarihten ve insanlık vicdanından beslenen bir köprüdür. Bu dostluk köprüsünün temelleri tarihin içinden süzülüp gelen ve insanlarımızın kalplerine dokunan hatıralarla şekillenmiştir. 1890’da Ertuğrul Fırkateyni’nin Kushimoto açıklarında yaşadığı elim kaza bu bağın sembollerinden biridir. O gün Japon halkının sergilediği şefkat ve ihsan bizim hafızamızda derin bir yer edinmiş, iki ülkenin münasebetlerini insanî bir temele oturtmuştur.
Aradan geçen uzun yıllar içinde bu dostluk altyapı projeleri, teknoloji, eğitim, kültür gibi pek çok alanda kendini göstermiştir. Marmaray’dan Osmangazi Köprüsü’ne, Boğaz’daki ikinci köprümüz Fatih Sultan Mehmet’ten Haliç Köprüsü’ne kadar nice eserde Türk azmiyle Japon mühendisliği el ele vermiştir. Bu eserler yalnızca çelikten ve betondan oluşmamıştır; her biri iki ülkenin feraseti, ittifakı ve gönül bağının sembolüdür. İstanbul’daki Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ise bu iş birliğinin sağlık sahasında sergilenen en parlak nişanelerindendir. Üstelik bu kardeşlik ve iş birliği ülkelerimizle sınırlı kalmamış; geçmişte Orta Doğu coğrafyasında kendini somut olarak göstermiştir. Türk müteahhitlerin azmi ile Japonların titiz mühendisliği birleştiğinde herkesin örnek aldığı projeler zuhur etmektedir. Bütün bunlar göstermektedir ki bizim ortaklığımız güven, samimiyet ve vakar üzerine inşa olunmuştur.
Önümüzdeki dönemde de Afrika ve Orta Asya’da şirketlerimizin ortak altyapı, enerji, ulaştırma ve diğer kalkınma projelerini birlikte hayata geçirebilecekleri bir potansiyel mevcuttur. Ayrıca, Ukrayna ile Suriye’nin yeniden imar süreçlerinde Türkiye-Japonya işbirliğinin somut projelerle büyük bir fark ve değer oluşturabileceği izahtan varestedir.
Ukrayna Dışişleri Sözcüsü Milliyet.com.tr’ye konuştu: Diğerleri rol yaparken, Erdoğan sonuç aldı

“TÜRKİYE VE JAPONYA’NIN ORTAK ÇABALARI YAPICI ÇÖZÜMLERİN ÖNÜNÜ AÇABİLİR”
Bugün geldiğimiz noktada uluslararası sistemin derin buhranlarla sarsıldığını görüyoruz. Küresel ekonomi defalarca sarsılmış, enerji ve gıda güvenliği kırılgan bir hâl almış ve iklim kaynaklı felaketler her köşeyi etkilemeye başlamıştır. Teknolojinin süratle ilerlemesi yeni fırsatlar sunduğu gibi beraberinde ciddi riskleri de getirmektedir. Bu gelişmeler hem Türkiye’yi hem de Japonya’yı doğrudan etkilemektedir. Çünkü ne coğrafyanın uzaklığı ne de ekonomik güç bu küresel imtihanlardan korunmaya yeterli değildir. Bu tablo bize bir hakikati daha göstermektedir artık hiçbir devlet tek başına küresel meseleleri çözüme kavuşturamamaktadır. Tek taraflı teşebbüsler çıkmaza sürüklenmekte, uluslararası kurumlar yetersiz kalmaktadır. Bu noktada, köklü medeniyetlere sahip ülkeler olarak Türkiye ve Japonya’nın ortak çabaları küresel sorunlara yönelik yapıcı çözümlerin önünü açabilir.
Türkiye ile Japonya’yı birbirine yaklaştıran en önemli sahalardan biri insani diplomasidir. Halklarımız arasında var olan muhabbet, kültürel benzerlikler ve karşılıklı hürmet bize güçlü bir ortak zemin sunmaktadır. İki halk da acılar karşısında sessiz kalmayan, yardıma ihtiyaç duyanlara elini uzatan, izzet ve insan onurunu önceleyen bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle dış politikada müşterek hareket etmemiz çok daha kolaydır. Çünkü devletler arası iş birliğinin ötesinde halklarımız arasında kadim bir gönül bağı ve ortak bir hissiyat vardır. Sivil toplumlarımız, yardım kuruluşlarımız, kalkınma ajanslarımız ve diğer ilgili kurumlarımız yıllardır yan yana çalışmaktadır. TİKA ile JICA’nın farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği projeler bunun en müşahhas misallerindendir. Dolayısıyla mesele yalnızca devletler arası iş birliği değil mesele aynı zamanda halklarımızın vicdanını siyasete yansıtmaktır.

“JAPONYA’NIN KIYMETLİ DESTEKLERİ MİLLETİMİZCE UNUTULMAYACAKTIR”
Bu insani diplomasi zemininden hareketle uluslararası krizlere bakmak mecburiyetindeyiz. Dünya, hiçbir devletin tek başına üstesinden gelemeyeceği gailelerle karşı karşıya. Pandemiler, harpler, işgaller, göç dalgaları, ekonomik dalgalanmalar ve tabiî afetler ülkelerin tek başlarına altından kalkamayacakları, bölgesel ve küresel dayanışma ve işbirliklerini zorunlu kılan meydan okumalardır. Türkiye ve Japonya on yıllardır doğal afetlerde, özellikle depremlerde birbirlerine destek olagelmiştir. Ülkemizde 2023 yılında meydana gelen deprem felaketi sonrasında Japonya’nın kıymetli destekleri milletimizce unutulmayacaktır. Türkiye de 2011 yılında Japonya’da yaşanan deprem ve tsunami felaketleri sonrasında dost elini Japon halkına uzatmıştı. Gelecekte de bu gibi afetlerde birbirimizi karşılıklı olarak desteklemeye devam edeceğimiz hususunda hiçbir tereddüdüm bulunmamaktadır.
Bunların her biri sınır tanımayan, küresel mahiyette imtihanlardır. Eğer devletler birbirine sırtını dönerse belirsizlik artar, öngörülemezlik derinleşir, istikrarsızlık her yere sirayet eder. Ama eğer güven temelinde iş birliği yapılırsa, belirsizlik kontrol altına alınabilir, öngörülemezlik azaltılabilir. Türkiye ile Japonya’nın müşterek hareket etmesi tam da bu sebeple elzemdir. Birbirini tamamlayan tecrübelerimiz, coğrafi erişimimiz ve insani duyarlılığımız dünya çapında fark yaratabilir. Biz bu iradeye sahibiz ve birlikte hareket ettiğimizde çözüm üretme kudretimizin yüksek olduğuna inanıyoruz.
Ev sahibi ‘çocuğum üniversiteyi kazandı, evden çık’ dedi! Arabulucuda tahliye ve kira kararı
“SUSMADIK, SUSMAYACAĞIZ”
Bütün bu çerçeveden sonra, Gazze’ye temas etmek isterim. Çünkü Gazze bugün insanlığın vicdanını en ağır imtihanlardan biriyle karşı karşıya bırakmaktadır. İsrail’in soykırımı ve işgali sonucu çocukların açlıktan öldüğü, hastanelerin çalışamaz hale geldiği, şehirlerin harabeye döndüğü, milyonlarca insanın en temel ihtiyaçlardan mahrum bırakıldığı bir tabloya şahit oluyoruz. Bu facia bütün insanlığın meselesidir. Biz Türkiye olarak susmadık, susmayacağız. Ateşkesin sağlanması, insani yardıma engelsiz erişim ve masum sivillerin korunması için her platformda gayret sarf ediyoruz. Ancak biliyoruz ki sesimiz daha gür çıkmalı, tesirimiz daha geniş olmalı.
Japonya’nın barışı önceleyen irfanı, uluslararası hukuka bağlılığı ve vicdani hassasiyeti bu süreçte pek kıymetlidir. Türkiye’nin bölgesel tesiri ve insani yardım kapasitesiyle birleştiğinde ortaya vakur ve güçlü bir ortaklık çıkacaktır. Bugün yapılması gereken; ateşkesi temin edecek diplomatik gayretleri artırmak, insani yardımları daha düzenli ulaştırmak, çocukların eğitim ve sağlık ihtiyaçları için kaynaklar oluşturmak ve en önemlisi iki devletli çözüm temelinde adil bir barışı sahiplenmektir. Böylelikle Gazze’de sadece yaraları sarmakla kalmaz aynı zamanda geleceği ihya edecek bir ümit de doğurabiliriz.
Netice itibarıyla Türkiye ile Japonya’nın dostluğu geçmişin güzel bir hatırası olmaktan fazlası olarak bugünün buhranlarını aşmak için de büyük bir imkândır. Uluslararası sistemin sarsıldığı, güvenin zedelendiği bir devirde iki ülke olarak birlikte hareket etmemiz büyük öneme haizdir.
Geldiğimiz bu noktada Gazze’deki zulme karşı dünya olarak da aynı dayanışmayı göstermek hem tarihî mesuliyetimizin hem de insanlık vakarının gereğidir. Dayanışmanın somut adımlara dönüşmesi, barışın, adaletin ve vicdanın güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Çünkü dünya ancak ortak irade ve çabalar sayesinde daha adil, daha güvenli ve daha insani bir geleceğe kavuşabilir.”
23 kilo verdiren asırlık diyet! Kitapta yazanı adım adım uyguladı: ‘Hepsinden daha iyi’…

Şoför rahatsızlandıi, ikinci kaptan yetişemedi! Otobüs faciasından yeni görüntüler

Şoför rahatsızlandıi, ikinci kaptan yetişemedi! Otobüs faciasından yeni görüntüler

25 Ağustos Pazartesi günü Samsun-Ordu kara yolunun 61. kilometresinde meydana gelen kazada, Çanakkale’den Rize’ye giden 53 RT 111 plakalı Sahil Seyahat’e ait yolcu otobüsü, güvenlik şeridinde kamyonete branda çeken Aydın Yiğit (47) ve Mehmet Yıldız’a (71) çarparak ölümlerine yol açmıştı. Kaza anı otobüsün kamerasına yansımıştı.

ŞOFÖR RAHATSIZLANDI, DİREKSİYON HAKİMİYETİ KAYBOLDU
Yeni ortaya çıkan görüntülerde ise otobüs şoförü Mustafa Hakan O., yanındaki muavinden ikinci kaptan Hayrettin Kazancı’yı çağırmasını istiyor.

Muavin kaptanı getirmek için hareket ediyor, bu sırada şoförde rahatsızlık belirtileri görülüyor. Şoförün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesiyle, otobüs emniyet şeridine giriyor.

Kaza anı, yolcuların panik anları, şoförün durumunu ifade etmeye çalıştığı ve yerinden kalkamadığı anlar da kameraya yansıyor.

Bir yolcunun şoförün yüzünü suyla yıkadığı görülüyor. Görüntüler, şoförün sağlık durumundaki ani kötüleşmenin kazaya yol açtığı ihtimalini güçlendiriyor.
‘Cinayet’ gibi kaza! Emniyet şeridine girdi, iki kişiyi öldürdü
“ŞOFÖR RAHATSIZLANDI”
Kazayla ilgili konuşan ikinci kaptan Hayrettin Kazancı, şoförün yediği yemekten dolayı rahatsızlandığını, yanındaki muavini kaldırarak ikinci şoförü yani kendisini çağırmasını istediğini, otobüsü yolun sağına çekmek isterken kazanın yaşandığını savundu.

Mehmet Yıldız (71) Aydın Yiğit (47)
SORUŞTURMA SÜRÜYOR
Kazada hayatını kaybeden iki kişinin ardından otobüs şoförü tutuklanırken, olayla ilgili başlatılan soruşturma devam ediyor.
KAZADA ÖLENLER TOPRAĞA VERİLDİ
Kazada hayatını kaybeden 4 çocuk babası Mehmet Yıldız, İlkadım ilçesi İstasyon Mahallesi Kefeli Camisi’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Derecik Mezarlığı’nda; Aydın Yiğit ise Atakum Çatmaoluk Camisi’nde aynı vakitte kılınan cenaze namazının ardından aile kabristanında toprağa verildi….

Reklam
İklim değişikliği üç ülkeyi yaktı!

İklim değişikliği üç ülkeyi yaktı!

Eren KOCA – Bilim insanları, insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin bu yıl Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Adası’ndaki orman yangınlarına yol açan hava koşullarını yüzde 22 daha şiddetli hale getirdiğini tespit etti. Peki, iklim değişikliğinin orman yangınlarındaki etkisi nedir? Yangınların şiddetinde daha fazla artış riski var mı? Uzmanlar Milliyet’e anlattı.
İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Hollanda ve ABD’nin üniversiteler ve meteoroloji kurumlarından bilim insanlarının aralarında bulunduğu World Weather Attribution (WWA) grubundan 28 araştırmacı, iklim değişikliğinin söz konusu orman yangınlarına etkisine yönelik ilişkilendirme analizi gerçekleştirdi.
İlginizi Çekebilir
Kış yağışları azaldı
Bilim insanlarının Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Adası’na yönelik ilişkilendirme analizine göre, iklim değişikliği yangınların öncesindeki aylar, haftalar ve günlerde hava koşullarını etkileyerek yangınlara zemin hazırladı.
Bölgedeki toplam kış yağışları yaklaşık yüzde 14 azalırken, bu durum yaz aylarında daha kuru hava koşulları görülmesine yol açtı. Yangınlar öncesinde yoğun ve kuru sıcaklığın bitkileri nasıl tutuşturmaya hazır hale getirdiği ve havanın ne kadar “susuz” olduğu incelenen analiz kapsamında, bilim insanları yüksek buharlaşmalı koşulların bir hafta boyunca yaşanma olasılığının 10 kat ve şiddetinin de yüzde 18 arttığını belirledi.
Yüzde 22 daha şiddetli
Ölümcül yangınlar nedeniyle, söz konusu ülkelerde 80 binden fazla kişi tahliye edildi. Yangınların kontrolsüz şekilde yayılmasına neden olan üç günlük sıcak, kuru ve rüzgarlı koşulların birleşimi olan yangına elverişli koşullar, iklim değişikliğine bağlı olarak 10 kat daha olası hale geldi ve yüzde 22 daha şiddetli yaşandı.
İklim değişikliği olmasaydı, benzer olayların 100 yılda bir gerçekleşme ihtimali bulunurken, küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,3 derece arttığı bu dönemde bu tür olayların yaklaşık 20 yılda bir yaşanması bekleniyor.
Ukrayna Dışişleri Sözcüsü Milliyet.com.tr’ye konuştu: Diğerleri rol yaparken, Erdoğan sonuç aldı
‘Hızının artması sorun yaratıyor’
Yangın Ekolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi şunları söyledi:
“İklim değişiminin kendisinden çok hızının artmış olması sorun yaratıyor. Evet iklim değişti. Rüzgar hızlandı, nem azaldı ama aynı zamanda orman köylüleri kentli oldu, kentliler orman içi ve bitişiğine göçtüler, kültürler değişti orman içinden geçen yol uzunluğu, taş ocağı sayısı, ikinci konut yada turistik tesis sayısı arttı. Tüm bunları hesaba dahil etmeden tek sorumlu olarak iklim değişimini görmek, göstermek bilimsel bir yaklaşım olamaz. Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs pek çok ortak yönü, özelliği olan komşu ülkeler. Orman yangınları konusunda birlikte çalışmanın ortak stratejiler geliştirmenin yollarını aramalıdırlar.”
‘Yangınların şiddetinde artış bekliyoruz’
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Araştırmacısı Bikem Ekberzade “İklim değişikliği orman yangınlarının şiddeti ve geri dönüş sıklığı, yani frekansını doğrudan etkiliyor. Örneğin, iklim değişikliğinin tetiklediği ve basınç merkezlerinde gerçekleşen anomaliler rüzgarları daha şiddetli bir hale getirebiliyor. Etezyenler Ege havalisi için sıcak yaz aylarında bir nefes alma penceresi yarattığı gibi yangını da beraberinde getiriyor sıklıkla. Bu kuzeyli rüzgarların bu yaz esme süresi, şiddeti ve yönü adalar ve Kuzey Ege’de çıkan yangınların şiddetini etkileyen bir faktör oldu. Türkiye özelinde konuşursak, Eskişehir, Bilecik, Bursa, Çanakkale ve İzmir yangınlarında rüzgar hızı, yangına müdahale koşullarını belirsizliği artırarak zorlaştırdı. Ayrıca yangınların şiddeti ve şiddetli yangınların daha sık yaşanma riskinde önemli bir artış bekliyoruz” dedi.
‘Sıcak vekuru hava kolay tutuşmaya zemin hazırlıyor’
İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Mikdat Kadıoğlu ise şunları söyledi:
“İklim değişikliği, orman yangınlarındaki riskin “tehlike” boyutunu yani sıcak, kuru ve rüzgârlı hava koşullarının sıklığını ve şiddetini artırarak yangınların daha kolay tutuşmasına ve hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Türkiye’de Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, yangınların yaklaşık yüzde 90’ı insan kaynaklı (ihmal, kaza veya kasıt) olarak çıkmaktadır; yani asıl ateşlemeyi insanlar yapmaktadır. İklim değişikliğini tek başına suçlamak yerine, kök nedenleri doğru belirleyip (insan kaynaklı çıkış sebepleri, arazi kullanımı, yetersiz yakıt yönetimi, müdahale kapasitesi vb.) bütüncül önlemler alınmadığı sürece yangın sorununu çözemeyiz.”

Bursa’daorman yangını
Bursa’nın Yenişehir ilçesi Yukarı Marmaracık Mahallesi’nde dün bilinmeyen nedenle yangın çıktı. Rüzgarın etkisiyle kısa sürede Fethiye Mahallesi ile Kestel ilçesinin Seymen Mahallesi sınırına ulaşan orman yangını, yerleşim alanlarına 10 metreye kadar yaklaştı. Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, kırsaldaki 40 bağ evinin tahliye edildiğini, bölgedeki Güneş Enerjisi Santrallerinin (GES) de zarar gördüğünü söyledi. Yenişehir-Bursa kara yolunun 1 ile 25. kilometreleri arası bir süreliğine tedbiren trafiğe kapatılırken, Fethiye, Seymen ve Marmaracık köyleri yakınlarındaki çiftliklerde bulunan hayvanlar ekiplerce tahliye edildi. Yangın 718 personel ve 151 araçla karadan ve havadan yapılan müdahalelerin ardından gece kontrol altına alındı.
Çanakkale’de ise tarım arazisinde saat 12.30 sıralarında başlayan yangın, müdahaleler sonucu akşam saatlerinde söndürüldü. Amasya’nın Kızılkışlacık köyünde ormanlık alanda çıkan yangına müdahaleler sürerken, Diyarbakır ile Bingöl sınırında bulunan Tabantepe mevkiinde çıkan orman yangını da kontrol altına alındı….

Masum bir lokma ölümünüz olabilir

Masum bir lokma ölümünüz olabilir

İstanbul Fatih’te yaşanan acı olay, gıda zehirlenmelerinin ne kadar ölümcül sonuçlara yol açabileceğini bir kez daha hatırlattı. Hollanda’dan tatil için İstanbul’a gelen Rashid Mohammed Ajoeb ve oğulları, Taksim’de akşam yemeği yedi ve otellerine döndü. Sabah korkunç bir manzara ortaya çıktı. Baba hayatta kalırken, oğulları Mohammed Jamil Yusuf (17) ve Mohammed Yazdani (15) yaşamını yitirdi. Çocukların tavuk ve benzeri yiyecek yedikleri gıdadan zehirlenerek öldüğü belirtildi.
Ukrayna Dışişleri Sözcüsü Milliyet.com.tr’ye konuştu: Diğerleri rol yaparken, Erdoğan sonuç aldı
İlginizi Çekebilir
Bu olay, özellikle tavuk ve tavuk ürünlerinden kaynaklanan gıda zehirlenmelerinin ciddiyetini yeniden gündeme taşıdı. Konuyu Milliyet’e değerlendiren uzmanlar, gıda güvenliğinin yalnızca mutfak hijyeniyle sınırlı olmadığını, üretimden tüketime kadar tüm süreçlerde sağlanması gerektiğini vurguladı. Risklerin HACCP sistemiyle önceden kontrol altına alınabileceğini, düzenli denetim ve mikrobiyolojik testlerin ise tüketici sağlığını korumada kritik rol oynadığını belirtti.
Tavuk, et, süt…
Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Akkoyunlu, besin zehirlenmesi genellikle bozulmuş, iyi pişmemiş ya da uygun koşullarda saklanmamış yiyeceklerin tüketilmesiyle ortaya çıktığını belirterek, şunları dedi:
“Bakteriler, virüsler, parazitler ya da bu mikroorganizmaların ürettiği toksinler nedeniyle olur. Mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve nadiren ateş zehirlenme belirtileri arasında. Bu şikâyetler genellikle yemeği tükettikten birkaç saat sonra başlar. Çoğunlukla tablo 1-2 gün içinde kendiliğinden geçer ancak özellikle çocuklarda, yaşlılarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde daha ağır seyredebilir. Besin zehirlenmesine en çok sebep olan yiyecekler arasında tavuk, et, balık, yumurta, dondurma ve krema gibi süt ve süt ürünleri, açıkta satılan yiyecekler ve iyi yıkanmamış sebze-meyveler bulunur.
‘Eşitliğe aykırı, ayrımcılık suçu’
Pikniğe mi gittiniz…
Yazın pikniklerde uzun süre dışarıda bekleyen yemekler hızla bozulur. Aynı şekilde buzdolabında saklanması gereken yiyeceklerin oda sıcaklığında kalması da mikropların çoğalmasına yol açar. Besin zehirlenmesinin temel tedavisi sıvı ve mineral eksiğinin tamamlanmasıdır. Kusma şiddetli değilse mümkün olduğunca bu eksiklik ağız yoluyla giderilmelidir, çünkü ishal ve kusma ile vücut hızla su kaybeder. Hafif vakalarda evde istirahat ve sıvı desteği yeterli olabiir. İshali arttıracak kavun, karpuz gibi lifli besinlerden uzak durarak, muz, kabuksuz elma, haşlanmış patates, havuç gibi yiyeceklerle beslenmek gerekir. Şiddetli kusma, yüksek ateş, kanlı ishal veya uzun süren şikâyetler varsa mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Besin zehirlenmelerinde antibiyotik kullanımının yeri yok denecek kadar azdır.”
Korunma yolları?
■ Ellerinizi yıkayın: Yemek hazırlamadan önce ve sonra mutlaka sabunla.
■ İyi pişirin: Tavuk, et, balık ve yumurtalar tam olarak pişmeli.
■ Çiğ/pişmiş ayırın: Aynı bıçak ve tahta kullanılmamalı.
■ Sıcaklık kontrolü: Buzdolabı +4°C, derin dondurucu -18°C olmalı.
■ Sebzemeyve temizliği: Çiğ tüketilecek olanlar bol suyla iyice yıkanmalı.
■ Son kullanma tarihi: Tarihi geçmiş ürün asla tüketilmemeli.
■ Soğuk zinciri koruyun: Alışverişte soğuk ürünleri en sona bırakın, eve gidince hemen buzdolabına koyun.
■ Açık satılan yiyeceklerden kaçının.
‘Pişirme, soğutma, depolama kritik’
Gıda mühendisi Ebru Akdağ,zehirlenmelere karşı yapılması gerekenlerle ilgili şu bilgileri verdi:
“Hamileler, küçük çocuklar, yaşlılar ve bağışıklığı zayıf bireyler bu risklere karşı daha hassastır. Zehirlenmelerin temel nedenleri arasında kontamine hammadde ve su kullanımı, çalışanların kötü hijyen uygulamaları, çapraz bulaşma, yetersiz pişirme, uygunsuz soğutma ve yeniden ısıtma yer almaktadır. Bu nedenle temizlik, çiğ ve pişmiş gıdaların ayrılması, yeterli pişirme, güvenli sıcaklıkta muhafaza ve temiz su ile hammadde kullanımı büyük önem taşır. Çiğ veya az pişmiş tavuk, kırmızı et, yumurta ve süt ürünleri; şarküteri ürünleri, kabuklu deniz ürünleri ile iyi yıkanmamış sebze-meyveler gıda zehirlenmelerinin en sık kaynağı olarak öne çıkıyor. Bu ürünlerin uygun şekilde pişirilmediği, hijyen kurallarına uyulmadığı veya soğuk zincirin kırıldığı durumlarda Salmonella gibi bakteriler hızla çoğalarak insanlarda ateş, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal ile seyreden besin zehirlenmesine yol açıyor.
HACCP yöntemi
Gıda güvenliğinde en temel sistemlerden biri HACCP yani “Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları” yöntemidir. Bu sistemde üretim aşamalarının her biri tek tek incelenir ve risk oluşturabilecek noktalar belirlenir. Örneğin etlerin pişirilme sıcaklığı, soğutma koşulları ya da depolama süreçleri kritik kontrol noktaları olarak kabul edilir. Bu noktalarda düzenli ölçüm ve kayıt yapılır, böylece herhangi bir mikrobiyolojik ya da kimyasal tehlike ortaya çıkmadan önlenebilir. Özellikle hayvansal gıdalar ve tüketime hazır yiyecekler sıkı laboratuvar kontrollerinden geçirilir. Salmonella, E. coli ya da Listeria gibi tehlikeli bakteriler açısından düzenli mikrobiyolojik testler yapılır. Sınır değerlerin üzerinde riskli bir mikroorganizma tespit edilirse ürünler hemen piyasadan toplatılır, üretim zincirinde kaynak araştırılır.”

Habersiz denetimler yapılıyor
Tarım ve Orman Bakanlığı ekipleri, restoranlardan marketlere, üretim tesislerinden toplu tüketim yerlerine kadar çok geniş bir alanda habersiz denetimleryapıyor.Bu denetimlerde ürünlerin etiketleri, son kullanma tarihleri, hijyen koşulları, çalışanların koruyucu ekipman kullanımı, saklama yöntemleri ve gıda kayıt belgeleri tek tek kontrol edilir ve cezai yaptırım dışınd gerekirse ürünler imha da edilir.

Şarküteri ürünlerine de dikkat edin
Gıda mühendisi Ebru Akdağ, “Mikroplar 5 ile 60 derece arasında çok hızlı çoğaldığı için gıdaların üretimden sofraya gelene kadar hep uygun sıcaklıkta saklanması gerekir. Bu nedenle buzdolabı, derin dondurucu ve taşıma araçlarının sıcaklıkları düzenli olarak kontrol edilmelidir. Soğuk zincir bozulursa özellikle tavuk, balık, süt ürünleri ve şarküteri gıdaları çok çabuk bozulur ve zehirlenmelere yol açar. Tüketicilerin de alışverişte soğuk ürünleri en sona bırakması, eve giderken soğuk tutucu çanta kullanması ve eve vardığında ürünleri hemen buzdolabına koyması çok önemlidir. Ayrıca şarküteri ürünleri, yumuşak peynirler ve soğuk tütsülenmiş balıkların diğer gıdalara göre daha riskli olduğu unutulmamalıdır.
İklim değişikliği üç ülkeyi yaktı!

Yeşil yapraklılar….
ABD Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) tarafından Mart 2025’te yayımlanan rapora göre, gıda zehirlenmelerinde en sık kaynak olarak yeşil yapraklı sebzeler öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, hayvansal gıdalar zehirlenmelerin yzüde 29’unu oluştururken, tavuk tek başına yüzde 19 ile ilk sırada. Ayrıca zehirlenmelerin yüZde 5.1’inin işlenmemiş veya basit gıdalardan kaynaklandığı belirtilmektedir.”…

Reklam
Trafik magandası için yolun sonu...

Trafik magandası için yolun sonu…

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile çarşamba öğleden sonra Ankara’da bir görüşme yaptım. Hepimizin gündeminde olan çeşitli başlıkları konuştuk ama aynı gün 2. manşetimiz olan “Trafik magandaları” konusunu özellikle açtım.
Bakan Tunç, trafikte yol kesme, tehdit amaçlı araçtan inme, normalde mutluluk kaynağı olması gereken nişan düğün asker uğurlama gibi çok sayıda kişinin toplu olarak bulunduğu yerlerde havaya ateş açılması gibi “magandalıkların” önlenmesine yönelik TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen düzenlemeyi hatırlattı.
Yeni yasa teklifi
Yeni yasama yılında Genel Kurul’da ele alınacak yasa teklifine göre, trafikte yol kesme eylemi, müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Cebir tehdit olmasa bile hukuka aykırı bir davranışla trafikte yol kesilmesi durumunda bu eylem suç olarak kabul edilecek. Bu fiili işleyenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası uygulanacak. Trafikte yol kesmenin yanında başka suçların işlenmesi durumunda hem yol kesme suçundan hem de işlenen diğer suçlardan ayrı ayrı ceza verilecek. Hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, bu aracı hareket halindeyken durduran veya gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Suçun konusunun deniz veya demir yolu ulaşım aracı olması halinde, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Milliyet, trafik magandalarının şiddetini manşetine taşımıştı.
Trafikte ‘erkeklik’ gösterisi
SOKAK MAGANDALARINA CEZA
Yapılacak değişiklikler sadece trafik magandalarına değil sokak magandalarına da dur diyecek. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi, nitelikli hal olarak düzenlenmesi ve bu suçun seri muhakeme usulünün kapsamı dışında tutulması sağlanıyor. Ses ve gaz fişeği atabilen silahlar da “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçunun kapsamına alınıyor. Bu çerçevede meskûn mahalde silahla ateş etme suçunun cezası 6 aydan 3 yıla kadar hapis olarak müstakil bir ceza olarak belirlenirken, bu suçun; düğün, nişan ve asker uğurlaması gibi kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılacak.
İsrail neyi saklıyordu?…

‘Eşitliğe aykırı, ayrımcılık suçu’

‘Eşitliğe aykırı, ayrımcılık suçu’

Meltem Güneş – Konya Meram Devlet Hastanesi’nde göz doktoru olarak görev yapan Hasan Hüseyin Uysal’ın kıyafetini açık bulduğu hastayı “teşhircileri muayene etmiyorum” diyerek odadan çıkarması ile ilgili Sağlık Bakanlığı idari soruşturma başlatıldığını duyuyurken, olayın hukuki, etik ve “ayrımcılık” boyutu tartışılmaya devam ediyor. Konuyu Milliyet’e değerlendiren idare hukukçuları, hastanın elbisesinin “açık” olduğu gerekçesiyle bir hekimin muayeneyi reddetmesinin, eşitlik ve ayrımcılık yasağı, sağlık hizmetine erişim, insan onuru-kişilik hakları, mahremiyet ve etik kurallar bakımından birden fazla hak ihlaline yol açtığını söyledi. Hekimler ise sağlık hizmeti sunumundan çekilebilmenin çok sınırlı durumlarda belli kurallarla mümkün olduğunu fakat burada da önceliğin yine vatandaşın sağlığı olduğunu vurguladı.
İlginizi Çekebilir
Dr. Hasan Hüseyin Uysal’ın “Hekimin hasta seçme hakkı var, teşhircileri muayene etmiyorum” dediği ve hastanın odasından çıkmasını istediği, hastanın ise Uysal’ın bu ifadelerine tepki gösterdiği anlara dair sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerine Uysal hakkında soruşturma başlatıldı.
‘Görevi kötüye kullanma’
Ankara Barosu Genel Sekreteri Avukat Özge Şimşek Çağlayan: Hasta Hakları Yönetmeliği’ne açıkça aykırı. Sağlık hizmetleri verilirken hastaların ırk, din, dil, mezhep, cinsiyet, inançları dikkate alınmaz. Herkes sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahip. Anayasanın ‘eşitlik’ ilkesine de açık bir şekilde aykırılık var. Anayasal güvence altında olan sağlık hakkından vatandaş faydalanamıyor. İdari kurumlar herkese eşit mesafede, eşit şartlarda bazı hakları tanımlamakla görevli. Burada kişinin devletin güvencesi altında olan beden ve ruh sağlığı içinde yaşama hakkının ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Ceza Hukuku açısından da görevi kötüye kullanma suçuna sokabiliriz bu durumu. Kamu görevlisi burada görevin gereklerine aykırı davranıyor. TCK’daki ayrımcılık suçu da işleniyor. Kamu görevlisi kişiyi burada bir ayrımcılığa maruz bırakıyor ve işlemi yerine getirmiyor.
Ukrayna Dışişleri Sözcüsü Milliyet.com.tr’ye konuştu: Diğerleri rol yaparken, Erdoğan sonuç aldı
TTB’den Prof. Alpay: Yeminimiz var
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap: Hekimlik mesleği açısından kesinlikle kabul edilemez. Doktor, hastanın cinsiyetine, kılığına kıyafetine, dinine herhangi bir özelliğine bakarak ‘ben böyle bir hastaya bakıyorum, şöyle bir hastaya bakmıyorum’ deme hakkı yok. Ama şu var hekimler sağlık hizmeti sunumundan çekilebilirler. Bu da çok sınırlı durumlarda belli kurallarla mümkün. Hastanın kendisi ya da yakını hekime şiddet uyguladıysa, o hekimin çekilme var. Ama orada bile hastanın acil durumda olmaması gerekiyor. Hayatı tehdit altında olmamalı. Hastaya bakabilecek bir başka hekimin de bulunması gerekiyor. Ancak bu koşulda çekilebilir. İkincisi de kendisini koruyabileceği kişisel koruyucu ekipmanların temin edilmediği durumda bulaşıcı bir hastalığı olan hastaya bakmayı reddedebilir. Bu iki durumda da hedef yine hastanın sağlık hizmetine ulaşımını sağlamak ve hastayı korumaktır. Çünkü şiddet uygulanan bir hekimin yapacağı işlemler tartışmalı hale gelecektir. Bulaşıcı bir hastalıkta da hekim hayatını kaybederse veya işe gidemezse sonra bakması gereken hastalar sağlık hizmetine ulaşamayacak. Mezun olurken yemin ediyoruz. Bu yeminin yasal bir bağlayıcılığı yok ama vicdani bir bağlayıcılığı var. Hipokrat Yemini’nde söylediğimiz kurallar temel olarak insanların hekimlere güvenini sağlamak için var. Bir hasta doktora gittiği zaman şundan emin olması gerekir ‘herhangi bir nedenle bu doktor benim sağlığım dışında başka şeyle ilgilenmiyor, tek derdi ben ve benim sağlığım ve beni sadece bir insan olarak görüyor.’
Hastanede yolsuzluk soruşturmasında ifadeler ortaya çıktı! Doktordan çirkin teklif: Hiç mi bağış yapamazsınız?
‘Giyim tercihi özel alan’
Avukat Yasemin Berna Aslanbay: Bir hekimin bu şekilde muayeneyi reddetmesi, eşitlik ve ayrımcılık yasağı, sağlık hizmetine erişim, insan onuru, kişilik hakları, mahremiyet ve etik kurallar bakımından birden fazla hak ihlaline yol açar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesi uyarınca özel hayata saygı hakkı kapsamında, kişisel görünüm ve giyim tercihi özel hayat alanına dâhildir; sınırlamalar ancak kanunla, meşru amaçla ve ölçülü olabilir. Bu bağlamda sözleşmenin 14. maddesindeki ayrımcılık yasağı uyarınca, sözleşme kapsamındaki haklardan yararlanmada cinsiyet ve özel yaşam dâhil hiçbir temelde ayrım yapılamaz. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa göre de sağlık kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunması esastır; erişimde eşitlik, ayrımcılık yapılmamasını da içerir. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu sağlık dâhil mal ve hizmet sunumunda eşit muameleyi güvence altına alır; ayrımcılık halinde idari para cezası dâhil yaptırımlar öngörür.
23 kilo verdiren asırlık diyet! Kitapta yazanı adım adım uyguladı: ‘Hepsinden daha iyi’
Devlet Memurları Kanunu ne diyor?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Tarafsızlık ve devlete bağlılık” başlıklı 7. maddesi, “Devlet memurları görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar” hükmünü içeriyor. Kanunun disiplin cezalarını düzenleyen 125. maddesinde ise, “ Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak, amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya iş sahiplerine hakarette bulunmak veya bunları tehdit etme” durumunda sözkonusu memurun kademe ilerlemesinin 1-3 yıl arasında durdurulması göngörülüyor….

898 bin aday yarıştan çekildi

898 bin aday yarıştan çekildi

Üniversiteye girişte bu yıl 2 milyon 310 bin 599 adayın yerleştirme puanı hesaplandı ve bir üniversiteyi tercih etme hakkı kazandı. Ancak 897 bin 865’i, tercih hakkı olmasına rağmen tercih yapmadı. Yani yüzde 38,8’i yarıştan çekildi. Bu adayların büyük çoğunluğunu da lise son sınıf öğrencileri oluşturdu. Öyle ki 812 bin 210 son sınıf öğrencisi tercih hakkı kazanırken 417 bin 760’ı yani yüzde 51,4’ü tercih yapmadı.
İlginizi Çekebilir
396 binkişivazgeçti
Lise türleri incelendiğinde tercih yapmaktan vazgeçenler arasında Anadolu, fen, sosyal bilimler gibi gözde okul türlerinde de oranların yüksek olduğu görülüyor. Anadolu liselerinde yerleştirme puanı hesaplanan 920 bin 684 adayın 524 bin 684’ü tercih yaptı. 396 bini yani yüzde 43’ü hakkı olmasına rağmen tercih yapmadı. Fen liselerinde tercih hakkı kazanan 61 bin 436 adaydan 35 bin 771’i tercih yaptı; 25 bin 665’i yani yüzde 41,7’si ise tercih yapmadı. Özel fen liselerinde de 33 bin 277 adayın tercih hakkı vardı ancak 13 bin 140’ı yani yüzde 39,4’ü tercih yapmadı.
2025 YKS analizi (2)
Pek çok nedeni var
Rehberlik uzmanlarına göre tercih yapma hakkı olmasına rağmen, adayların yarıştan çekilmesinin pek çok nedeni var:
* Çoğunluğu devlet üniversitelerinde, 184 bin civarında kontenjanın azaltılması en büyük etkenlerden biri.
* Üstelik adaylar, kontenjanların azaltıldığını sınav sonuçları açıklandıktan sonra; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM), Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nu yayımlamasıyla öğrendiler.
* İçlerinde hukuk, diş hekimliği, mühendislikler gibi gözde programların da olduğu kontenjanların azaltılmasıyla pek çok programda başarı sıralarının çok yükseleceği öngörüldü. Bu durum özellikle son sınıf öğrencilerinin gelecek yıl daha iyi hazırlanarak sınava girme hedefiyle tercih yapmamasına neden oldu.
* Adayların bir kısmı yurt dışı seçeneğini değerlendirirken vakıf üniversitelerinde ücretlerin çok yükselmesi de tercihleri etkiledi. Bu üniversitelerin yüzde 25, yüzde 50 gibi burslu programlarına girebilecek adaylar dahi yüksek ücretleri ödeyememekten korktu.
* Sonraki yıllarda ücretlere gelebilecek zamlar da tedirginliklerini artırdı. Oysaki önceki yıllarda başka şehirde okumakla neredeyse aynı maliyete geldiği için pek çok aday, ailesinin bulunduğu şehirdeki vakıf üniversitelerini tercih ediyordu.
* Başka şehirlerdeki üniversiteleri kazanma ihtimali bulunanların büyük çoğunluğu da yüksek maliyetlerini karşılayamama, barınma sorunu yaşama endişesiyle tercih yapmaktan vazgeçti.
Ukrayna Dışişleri Sözcüsü Milliyet.com.tr’ye konuştu: Diğerleri rol yaparken, Erdoğan sonuç aldı…

İşgal öncesi saldırılar sürüyor

İşgal öncesi saldırılar sürüyor

Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Gazze Şeridi’ne son 24 saatte düzenlenen saldırılarda 71 kişinin hayatını kaybettiği ve 339 kişinin ise yaralandığı belirtildi. Son saldırılar ile İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 62 bin 966’ya, yaralananların sayısının ise 159 bin 266’ya yükseldiği belirtildi.
İlginizi Çekebilir
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail’in, Gazze’deki saldırılarını genişletme kararının “yıkıcı sonuçları” olacağı konusunda uyarıda bulundu. İsrail’in Gazze Şehri’ni ele geçirmeye yönelik ilk adımlarının “yeni ve tehlikeli bir aşamaya” işaret ettiğini belirten Guterres, “Gazze Şehri’ne askeri operasyonların genişletilmesi, yıkıcı sonuçlara yol açacak. Zaten bitkin ve travmatize olmuş yüz binlerce sivil bir kez daha kaçmak zorunda kalacak ve bu da aileleri daha da büyük bir tehlikeye sürükleyecek.” ifadelerine yer verdi.
Zamir’in evine saldırı
Öte yandan İsrail’de savaş karşıtı göstericiler, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in evinin önünde protesto eylemi düzenledi. Zamir’in evine kırmızı boyalı saldırı düzenleyen 8 gösterici gözaltına alındı. Başbakan Netanyahu ise, söz konusu eylemi kınadı.
Fransa Batı Şeria’da elçilik açacak
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un İsrail-Filistin İlişkileri Özel Temsilcisi İsrail asıllı Ofer Bronchtein, Fransa’nın Batı Şeria’nın Ramallah kentinde bir büyükelçilik ofisi açmayı düşündüğünü açıkladı. Fransız diplomat Büyükelçiliğin açılmasının, Fransa’nın önümüzdeki ay gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler (BM) 80. Genel Kurulu Toplantısı’nda alacağı Filistin’i tanıma kararı sonrasında atılacak doğal adımlardan biri olduğunu söyledi. Temsilci, Filistin Devleti’nin daha önceden tanınmış olması durumunda bölge istikrarının çok daha önce sağlanacağını ve 7 Ekim 2023 saldırılarının başlamamış olacağını savundu.
‘Eşitliğe aykırı, ayrımcılık suçu’
3 saldırı olmuş!
CNN, İsrail ordusunun Nasır Hastanesi’ne düzenlediği, 22 Filistinlinin yaşamını yitirdiği saldırıya ilişkin ele geçirdiği yeni görüntüyü kare kare çözümledi. Yeni görüntü, İsrail’in Nasır Hastanesi’ne üst üste iki değil ikisi eş zamanlı üç saldırı düzenlediğini ortaya çıkardı….

Reklam
Taciz ifşaları sürüyor: Kaan Sezyum özür diledi

Taciz ifşaları sürüyor: Kaan Sezyum özür diledi

Melek Mosso, çocukluğundan bu yana 3 kez tacize uğradığını açıklarken, komedyen ve yazar Kaan Sezyum iddiaları kabul edip özür diledi. Prof. Dr. Levent Erden hakkında da taciz paylaşımı yapılırken, usta oyuncu Nebahat Çehre tacize uğrayanlara destek vererek, “Sakın susmayın, yanınızdayım” dedi. Usta oyuncu Nebahat Çehre, sanat dünyasındaki taciz iddialarının ardından bir açıklama yaparak, “Sakın susmayın, yanınızdayım” dedi.
Taciz iddiaları gündemde! Tayanç Ayaydın’a Doğa Lara Akkaya’dan yanıt: Daha fazla mesaj var
Çehre paylaşımında şunları ifade etti:
“Her kadın, bir dünyadır… O dünyaları susturamazsınız. Kızlar, biz neler atlattık… ‘Buradan düşersin’ dedikleri köprülerden geçtik. ‘Boğulursun, az nefes al’ dedikleri okyanuslarda daha derine daldık. ‘Uçulmaz’ dedikleri göklerde pelerinimizi havalandırdık. ‘Bu yol çok taşlı’ dedikleri yollarda önümüze kırmızı halı attırdık. Yani demem o ki: Utanmak bir hamur işidir; hamurunda utanmak yoksa, önünü kesen de adam olmaz, işini baltalayan da adam olmaz. Sizinle gurur duyuyorum… Sakın susmayın, yanınızdayım!”
Ünlü komedyen hakkında şoke eden taciz iddiası! Mesut Süre’den ilk açıklama
Tacizi doğruladıözür diledi
Üç yıl önce gittiği bir mekânda Kaan Sezyum ile karşılaştıktan sonra yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaşan bir kadın, Sezyum’un tacizine uğradığını yazdı. Sezyum ise sosyal medya hesabından iddiayı doğruladı.“Yaşattıklarımdan ötürü pişmanım ve çok üzgünüm” diyen Sezyum, taciz olayında “ortamı yanlış okuduğunu”, geçmişi değiştiremeyeceğini ancak aynı hatayı tekrarlamayacağını ifade etti. Sezyumözetle şunları söyledi: “Olayın sonrasında, davranış bozukluklarımı gidermek ve bu tür rahatsızlıkları çevreme ve kendime yaşatmamak için psikolojik destek almaya başladım (4-4.5 yıl oluyor). Bu olayda ortamı tamamen yanlış okudum ve yorumladım. Hareketlerimin sorumluluğu bana aittir. Gelecekte böyle korkunç bir deneyimi kimseye yaşatmayacağımın sözünü verebilirim. Beni seven ve sevmeyen herkesten tekrar özür dilerim.”
Konuşmakta zorlandı video çekti! Aleyna Tilki: Geçecek demek istiyorum
‘Prof. Erden taciz etti korkuyorum’
Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan bir başka kadın da yıllar önce Prof. Dr. Levent Erden’in tacizine uğradığını açıkladı. “Eminim bugüne kadar onlarca kadına zarar vermiştir. Olayın üzerinden yıllar geçti, son günlerde o kadar tetiklendim ki bununla yaşayamıyorum” diyen kadın, bir arkadaşının tanıştırdığı Erden’in akşam yemeğinden sonra kendisini eve bırakırken yaşadıklarını anlattı: “Uzun süre benim suçum olduğunu düşündüm, en yakın arkadaşım dışında kimseyle paylaşmadım. Yakınlığı olan arkadaşımla bile yüzleşemedim. Ne de olsa o arabaya binmemem gerekirdi diye kendimi suçlayıp durdum. Kendisinin eli kolu epey uzun, önemli çevrelerde epey saygınlık da görüyor. Bu nedenle bunu yaparken hâlâ korktuğumu söylemek istiyorum. Ancak bu kişinin ne olduğunu herkesin bilmesi gerektiğine inanıyorum.”
Melek Mosso: Yalnız değilsiniz
Melek Mosso ise tacize uğradığını belirtip, şunları dedi:“Son zamanlarda kız kardeşlerimin başına gelen korkunç şeyleri duyuyor, görüyor ve hepsiyle aynı dehşeti paylaşıyorum. Arkadaşlarımızla konuşurken herkesin bunu en az bir kere yaşamış olduğunu görmek mide bulandırıcı. Çocukluğumdan beri 3 kere ben de bu durumla karşılaştım. Korku ve suçlanacağım duygusuyla asla kimseyle paylaşmadım.Hepinizi cesaretinizden ötürü kutluyorum. Ben hâlâ seslendiremiyor, isim veremiyorum. Hatta başıma gelen bazı şeylerin tacize girdiğini bile ancak idrak edebiliyorum. Sesinizi yükseltmeniz bana ve bunları yıllardır içinde tutan herkese güç ve cesaret veriyor. Susmayın! El ele bu berbat travmaları iyileştirip, bu korkunç insanları toplumdan dışlayacağız.Ses çıkar. Çünkü yalnız değilsin.”
Melek Mosso ilk kez açıkladı! ‘Çocukluğumdan beri üç kez tacize uğradım’…

Komisyon, eski Meclis Başkanlarını dinledi

Komisyon, eski Meclis Başkanlarını dinledi

Ayşegül Kahvecioğlu – TBMM Başkanı Hikmet Çetin, terör sorununun çözümünde gösterdiği başlangıç iradesi için MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye teşekkür ettiği konuşmasında, önerilerini şöyle anlattı: “Dağdan çok insan geldi ya da gelecek. Onlarla ilgili bir sınıflandırma yapmak gerektiğine inanıyorum. Bunlar içinde elimizde eylem yaptıklarına dair bir bilgi bulunmayanları ilk başta hemen affetmek ve evlerine gitmelerinin yolunu açmak lazım. Silahlı mücadeleye katılmış olanları ise bu aşamada affetmek çok zor. Onlar yargılanacak. Bence dağdaki 15-20 kişiyi şu aşamada yurtdışına göndermek lazım. İsveç, Norveç, Danimarka, Güney Afrika gibi ülkeler olabilir. Ama bu kişilerin bir şekilde zaman içinde eğer toplum normalleşirse affedileceklerini de bilmeleri lazım.” ‘Suçlular cezasını çekecek’
İlginizi Çekebilir
TBMM Başkanı Ömer İzgi, “Bu özel durumu fırsat sayarcasına yasal takipte olanlar için ayrıcalık talebinde bulunmak çalışmayı sekteye uğratır. Suç işleyen herkes cezasını çekecektir. Bu Meclis’in yapamayacağı birşey yoktur ancak yapacağı tüm işlemlerde anayasaya uymak mecburiyetindedir” görüşünü dile getirdi. ‘Umut hakkı uygulanmalı’
TBMM Başkanı Bülent Arınç ise, süreçte yapılması gerekenlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacımız var ama bu komisyonun amacı yeni bir anayasa yapmak değil. AİHM ve AYM kararlarının uygulanması bizler için bir gerekliliktir. ‘Tanımıyoruz’ diyemeyiz, dikkate almak, uygulamak zorundayız. İfade özgürlüğünün güçlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca adil ve insan onuruna yakışan bir infaz rejimini oluşturmamız lazım. Umut Hakkı mutlaka uygulanmalıdır, kimin istifade edeceğini düşünmeksizin. Genel affa zaruri bir ihtiyaç var. Hak ihlâllerinin had safhaya ulaştığı bir noktada sınırları belli ve bazı suçları kapsam dışı bırakmak üzere bir genel affın tartışılmasında fayda var. Ayrıca KHK ile ihraç edilenlerin görevlerine iade edilmesi lazım.” ‘İşin özüne girin”
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de komisyon üyelerine seslenerek, “Komisyonun tek hedefi Terörsüz Türkiye’ye ulaşmaktır. Acele etmekte fayda var. O nedenle bu dinleme faslı bir an önce bitmeli. Bir an önce işin özüne girilmeli” dedi. ‘Eşit haklara sahibiz’ Güvenlikten, birlikten ve Cumhuriyetin temel değerlerinden taviz verilerek barış tesis edilemeyeceğini söyleyen Binali Yıldırım, “Bu topraklarda etnik kökeni, dili veya mezhebi ne olursa olsun hepimiz eşit yurttaşız, eşit haklara sahibiz. Bu nedenle vatandaşlık tanımının kapsayıcı bir şekilde gözden geçirilmesi, güncellenmesi bütün unsurları kucaklaması önemli bir adım olacaktır. Etnik kimlik esasında değil, anayasal vatandaşlık vazgeçilmez bir hakikattir. Ama bu hakikat asla üniter devlet yapımızla ve anayasanın ilk dört maddesiyle çelişemez’ diye konuştu. ‘Uzun soluklu proje’ Mustafa Şentop da geçmişteki Çözüm Süreci deneyiminin “sadece iyi niyetli başlangıçların” sorunun çözümü için yeterli olmayacağını gösterdiğini söyleyerek, “Sürecin sabırla yürütülmesi gerek. O nedenle bu komisyon barışın kurumsallaşması değerli bir adımdır. Yapılacaklar ve yapılamayacak olanlar kamuoyuna büyük bir şeffaflıkla anlatılmalı, tatmin edilmiş bir toplumsal destek sağlanmalıdır. Bu, uzun soluklu bir projedir” dedi. Barrack göndermesi Türkiye’de görev yapan bazı yabancı misyon şeflerinin açıklamalarına işaret eden Cemil Çiçek, “Her hafta değişik görüşler dile getiriyorlar. Özellikle Suriye üzerinden yapılan değerlendirmelere bakarsanız, sanki dışarıda bir anlaşma var da bu komisyon onu meşrulaştırma komisyonu gibi çalışıyor. Bunu gidermek gerekiyor” diye konuştu. İsmet Yılmaz da, “Barış ve kardeşlik ikliminin inşası bu komisyonun en önemli görevidir. Komisyonun dikkatini dağıtacak diğer siyasi tartışmalardan uzak durmalıyız. Suriye’deki sürecin, yapıların ve tartışmaların Terörsüz Türkiye hedefini zehirlemesine fırsat verilmemelidir” dedi.
Ukrayna Dışişleri Sözcüsü Milliyet.com.tr’ye konuştu: Diğerleri rol yaparken, Erdoğan sonuç aldı
Kurtulmuş: Yanlış algı oluşmasın
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Herkes bir an evvel bu işin bitirilmesini istiyor ama sürece zarar vermek isteyen kesimlerin de olduğunu hatta bu toplantı halka açık şekilde gerçekleştiği için klavyelerinin başında hemen sosyal medya üzerinden nasıl buraya müdahil oluruz şeklinde olağanüstü bir gayret sarf edenleri görüyoruz. Hiçkimse bugün burada sanki bir yasa üzerinde çalışılıyormuş ya da bir anayasa çalışması yapılıyormuş gibi algı oluşturmaya kalkmasın” açıklamasını yaptı. Kurtulmuş, bir sonraki toplantıda iş dünyası ve memur ve işçi sendikalarının temsilcileri ile çatışma çözümleri üzerine çalışan akademisyenlerin dinleneceğini söyledi.
Yayman’dan ‘odak kaybı’ eleştirisi
Yayman’dan ‘odak kaybı’ eleştirisiAK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, “Terörsüz Türkiye” hedefiyle TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, toplantılarda dinlediği bazı isimlerin Türkiye’deki hukuk sistemine ve demokratik işleyişe ilişkin eleştirilerine “komisyona odak kaybı” yaşattığı gerekçesiyle tepki gösterdi. Yayman, “Bu komisyonun adı ‘Kürt sorununu çözme komisyonu’ değildir, kayyum meselesini çözme meselesi değildir” dedi….