BIST 100
12.899,35 0,09%
DOLAR
48,9217 0,06%
EURO
55,7812 0,06%
GRAM ALTIN
6.740,80 0,33%
BITCOIN
84.006,00 0,17%
FAİZ
40,24 0,45%
GÜMÜŞ GRAM
101,18 0,84%
GBP/TRY
64,8326 0,13%
EUR/USD
1,1391 0,10%
BRENT PETROL
97,48 -3,31%
ÇEYREK ALTIN
11.021,21 0,33%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
12 °
Reklam

GÜNDEM

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin'den yeni yayın dönemi mesajı

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’den yeni yayın dönemi mesajı

RTÜK Başkanı Şahin, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, “Kıymetli yayıncılarımız; her yeni yayın dönemi, sadece ekranlarımız için değil, aslında toplumumuzun ortak hafızası için de yeni bir başlangıçtır. Sizlerin bu süreçte gösterdiğiniz emek, gayret ve özveri; ekran başındaki milyonlara ulaşan en güçlü değerdir. Biliyorum ki yayıncılık, büyük fedakarlık gerektiren, mesai kavramını çoğu zaman ortadan kaldıran bir meslek. Sizler, bu zorluğu sevgiyle ve mesleğinize olan bağlılıkla aşarak, izleyiciye güven veren bir yayıncılık anlayışı ortaya koyuyorsunuz. Bu yıl özellikle ‘Aile Yılı’ vesilesiyle, yayınlarınıza bir anne-babanın, bir çocuğun, bir gencin gözünden bakmanızı çok önemsiyoruz. Çünkü toplumun ihtiyaç duyduğu en büyük şey, ekranlardan yayılan güven, samimiyet ve değerlerdir” ifadelerini kullandı.
Gürsel Tekin’den ilk görüntülü açıklama: Göreve başladık
Artan reyting kaygılarının, milli ve manevi değerlerin önüne geçmemesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Yayıncı kuruluşlarımızın yeni dönemle birlikte artan reyting kaygılarının, milli ve manevi değerlerimizin önüne geçmemesi, milli güvenliğimizi zedelememesi, kişi hak ve hürriyetlerine saygısızlığa yol açmaması büyük önem taşımaktadır. Yalan haber ve dezenformasyondan uzak durularak, reyting çabasının tatlı bir rekabet anlayışıyla sürdürülmesi en önemli temennimizdir. Her birinizin bu bilinçle hareket edeceğine yürekten inanıyor, verdiğiniz katkı ve gösterdiğiniz hassasiyet için teşekkür ediyorum. Yeni yayın döneminin hepimiz için bereketli, verimli ve izleyicilerimize değer katan bir süreç olmasını diliyorum” açıklamasında bulundu.
MEB’den İstanbul kararı! 8 Eylül’de okullar geç başlayacak…

Kabus 4 yıl önce başladı: Beni eski kız arkadaşlarınla karıştırma

Kabus 4 yıl önce başladı: Beni eski kız arkadaşlarınla karıştırma

İlk olay, 20 Ağustos Çarşamba günü saat 17.15 sıralarında Cevizli Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Candaş D. yaklaşık 4 yıl önce Ebru Ş. ile ilişki yaşamaya başladı. Candaş D., iddiaya göre kadının akli dengesinin yerinde olmadığını öğrenince ilişkisini 8 ay sonra bitirdi.
Bu durumu hazmedemeyen kadın, aylarca dairenin önüne gelerek eski sevgilisini taciz edip olay çıkardı.
DAİRENİN KAPISINA TEKME VE YUMRUK ATTI
Zaman zaman kapının önünde oturan, dairenin kapısına tekme ve yumruklarla saldıran kadın bina sakinleriyle de tartıştı. Apartman sakinlerinin ‘Hanımefendi burada oturanları rahatsız etmeye hakkınız yok’ sözlerine ‘Onun da bunu bana yapmaya hakkı yok. Ben uzun süre bu evde yaşadım kimseyi rahatsız etmedim’ cümleleriyle karşılık veren kadın dairenin kapısının önünde yattı.
Eski sevgilisinden cep telefonunu ve eşyalarını isteyen kadın Candaş T.’ye ulaşamayınca kapının önünde küfürler yağdırdı. ‘Aç şu kapıyı’ diyerek ağlayan Ebru Ş., bina sakinleri tarafından zaman zaman sakinleştirilmeye de çalışıldı.
‘BENİ ESKİ KIZ ARKADAŞLARINLA KARIŞTIRMA’
Eline geçirdiği malzemeleri kapıya atan Ebru Ş. son olarak elindeki cep telefonunu güvenlik kamerasına fırlattı. Küfür edip tehditlerde bulunan kimi zaman da ağlayan kadın, farklı zamanlarda sık sık binaya gelerek kapının önünde dakikalarca bekledi.
Kadının saldırılarından birinde ‘Beni eski kız arkadaşlarınla karıştırma’ dediği duyuldu. Saldırılarına devam eden kadının vazgeçmemesi üzerine Candaş D., emniyete giderek şikayette bulundu. Binada yaşanan olaylar ise güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.(DHA)

…

Reklam
‘Pelin sen nasıl gülebiliyorsun?' sözlerine inat! Ankara'da şehir turu

‘Pelin sen nasıl gülebiliyorsun?’ sözlerine inat! Ankara’da şehir turu

Hemşire Pelin Uzunoğlu’na, özel bir kurumda görev yaparken geçen yıl 4 Haziran’da meme kanseri teşhisi konuldu. 3 ayrı hastanede tedavi gören Uzunoğlu, 2 ameliyatın ardından 6 kür ağır kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gördü. Tedavi sürecinde işini kaybeden, eşi ise hastalığı nedeniyle kendisini terk eden Pelin Uzunoğlu, mücadeleyi bırakmadı.

Uzunoğlu, yaklaşık 15 ay süren tedaviyle hastalığı yendi. 3 Eylül’de son ilacını alan ve tedavisi tamamlanan Uzunoğlu, aynı gün iyileşmesini gelin arabası gibi süslediği kendi otomobiliyle şehir turu atarak kutladı. ‘Kanseri yendim. Kutlamak için kornaya basın’ yazılı afiş ve pembe balonlarla süslediği aracıyla kornaya basarak Başkent sokaklarında gezen Uzunoğlu’na, diğer sürücüler de kornaya basarak eşlik etti.
İş İnsanı Halit Yukay’ın cesedi 30 gün sonra denizden çıkarıldı! Mavi kordonlu saat detayı

‘SAÇLARIMIN DÖKÜLMESİ TRAVMAYDI’
Tedavi sürecinde kaybettiği saçlarına şimdi tekrar kavuşan Uzunoğlu, DHA’ya konuştu. Uzunoğlu, hastalık nedeniyle eşinin kendisini terk ettiğini ve işsiz kaldığını söyleyerek, “Kanser teşhisi aldığım süreçte evliydim. Sonrasında eşim ayrılmak istediğini söyledi ve 20 gün sonra biz ayrıldık. Ağustos ayında boşandım. İlk kemoterapi sürecim, tedavi sürecim, biyopsiler, patoloji sonuçları derken tedaviye başlamak 1 Temmuz’u buldu. Tedavi sürecimde 6 kür ağır kemoterapi aldım. Çok zor bir süreçti. Bu süreçte bir kadın olarak en çok yıpratacak olan şey saçlarımızın dökülmesiydi. Benim saçlarım belime kadardı. Bir anda ilk kemoterapinin ikinci haftasında bir anda saçım kalmadı. Başlı başına bu büyük travmaydı. Sonrasında buna da alışıyorsunuz aslında. Sonrasında 2 kere ameliyat oldum. Sonra akıllı ilaçlarım devam etti. Radyoterapi aldım. 3 Eylül itibarıyla tedavilerimi tamamlamış oldum. 3 aylık kontrollerim devam edecek. Aylık iğnelerim, hormon terapilerim olacak” dedi.
Cebinde 1 lirası yokken 22 bin lira borçlu çıktı! İyi niyeti kabusu oldu: Ben sadece destek olmak istedim

‘241 KADINA MENTÖRLÜK YAPIYORUM’
Uzunoğlu, kanser sürecinde olan hastalar için motivasyonun çok önemli olduğunu belirterek, “Hemşireyim, bu zamana kadar binlerce insana dokundum, binlerce insana şifa olmaya çalıştım. Bu süreçte de çalışamayacağım için kendime ‘ne yapabilirim’ sorusunu sordum. O gece bir sosyal medya hesabı açtım. Buradaki amacım farkındalık yaratabilmekti. Binlerce takipçim oldu, binlerce dostum oldu, arkadaşım oldu. Onlarla dönem dönem buluşuyoruz, kahveler içiyoruz. Şehir dışlarına gidiyorum onlarla buluşmak için. Çok güzel dostluklar edindim. Bir WhatsApp grubu kurdum, meme kanseri olan kadınlarla birlikte. Şu anda 241 kadına aslında bir nevi mentörlük yapıyorum. Psikolojik destek veriyorum, peruk ihtiyacı olanlara destek sağlıyorum” diye konuştu.

‘BİNLERCE ANKARALI DESTEK OLDU’
Uzunoğlu, iyileşmesini farklı bir şekilde kutlamak istediğini söyleyerek, “Tedavimin bittiği gün de bir çılgınlık yapıp, arabamı süsleyip Ankara trafiğinde farkındalık yaratmak için dışarı çıktım. ‘Kornaya basın’ dedim ve binlerce Ankaralı bana destek oldu. Hepsine buradan teşekkür ediyorum. Aslında bunu yapmamın sebebi insanların gözünde olan düşünce bize baktıklarında ‘kansersen öleceksin.’ Ben o acınası gözleri çok iyi biliyorum. Güldüğümüz zaman bile şu cümleleri duydum; ‘Pelin sen nasıl gülebiliyorsun?’ Veya paylaştığım videolarda ‘İşinden oldun, eşinden oldun, kanser oldun. Hayatın üç sacayağını bir anda kaybettin ve sen hala nasıl gülebiliyorsun? Böyle videoları nasıl paylaşabiliyorsun?’ Evet kanser kötü bir hastalık ama tedavisi olan moral motivasyonla bunu yenebileceğiniz bir hastalık. Farkındalığı yaratmak için çok çaba sarf ediyorum. Çünkü insanlar kanser tanısını aldığında ‘öleceğim’ düşüncesini ister istemez hissediyorlar çok haklı olarak. Ben ilk kanser tanısı aldığımda ‘neden ben’ cümlesini hiç kurmadım aslında? Bu süreçte ailem benim yanımdaydı. Dostlarım, arkadaşlarım, hiç tanımadığım insanlar benim yanımdaydı. Onlara buradan çok teşekkür ediyorum. Bir kişinin sesi bir kişiye faydam olabiliyorsa ne mutlu diyorum” dedi. (DHA)
…

Son Dakika Haberleri: Okullarda zorunlu bağış var mı? Bakan Tekin'den açıklama...

Son Dakika Haberleri: Okullarda zorunlu bağış var mı? Bakan Tekin’den açıklama…

Okul üniformalarına ilişkin Bakan, “Her yıl öğretmenlerimiz, idarecilerimiz ne marka ne başka hiçbir tanımlama olmaksızın okul kıyafetiyle ilgili bir tanımlama yapsınlar dedik.Bizim kademelerimiz 4 yıl. 4 yıl boyunca kıyafet değişmesin, velinin çocuğu 4 yıl boyunca o kıyafetle okulda devam edebilsin diye böyle bir düzenleme yaptık.’ dedi.
Kayıt sırasında ‘zorunlu bağış’ var mı? sorusuna da yanıt veren Bakan Tekin kayıt parası almaya müsaade etmeyeceklerini ifade ederek, ‘Bir veli ‘Benim çocuğumu okula kaydetmek için bizden ücret istiyorlar’ diyorsa burada bir yanlış anlaşılma var. Kimseye kayıt sırasında inisiyatif yok. Bunlar okullara göre değişmez, hukuka aykırı. Her öğencinin nereye kaydolacağı zaten belli. Ekstra hizmet için para istenebilir. İstenen o bağışı da veliye zorunlu tutamazlar’ ifadelerini kullandı.
AA Editör Masası’na konuk olan Bakan Tekin’in açıklamalarından satır başları şöyle;1 Eylül itibariyle, 2025-26 eğitim öğretim yılı başladı. Bu hafta içinde temel eğitime ilk defa başlayacak olan çocuklarımız ile bütün arkadaşlarımız okullarında. Çocuklarımız uyum haftası etkinliği yaparken öğretmenlerimiz de seminer haftasında. Bu yıl okula başlayacak olan çocuklarımızın velilerine hayırlı olsun diyorum. Bütün öğretmenlerimiz çocuklarımıza kendi çocuğu gibi bakan fedakarca çalışmakta. Başladığımız yıldan itibaren her yaz aylarında bir dizi yenilik ile başlatıyoruz okulları. Bu yılki genelgemizde 56 tane husus var. İdareci ve öğretmenlerimiz ile paylaştık.
56 yeniliği nereden çıkardınız diyorlar. Bazıları iyileştirme bunların. Pazartesi itibariyle ben ve bakan yardımcılarımız Anadolu’yu dolaşacağız. Öğretmen arkadaşlarımız ile veliler ile sohbet ediyoruz. Bu yılki genelgede neleri yaptık yapıyoruz sorularının cevabını alıyoruz. Öğretmen arkadaşlarımız da sorunları iletiyor ve bunları yıl içinde biriktirip bunları paylaşıyoruz. Bu yıl 56 genelge ile başlıyoruz.
Gürsel Tekin’den ilk görüntülü açıklama: Göreve başladık
Geçtiğimiz pazartesi online toplantı ile öğretmenlerimiz ile yenilikleri paylaştık. Bunlardan biri eğitim öğretimin ana temalarından biri. Aile yılı ilan edilmesi nedeniyle öğretmenlerimizden aile temalı etkinliklere yoğunlaşmalarını istiyoruz. İkincisi de bu yaz ormanlarımız yandı, geçtiğimiz yıllara oranla daha yüksek sayıda orman yangını oldu. Bu anlamda farkındalık için tarım Bakanlığı ile çocuklarımız için bir dizi uygulama kararı aldık. “Çocuklarımız yeni bir fidan ilk dersimiz Yeşil Vatan” mottosu ile yeni eğitim öğretimimize başlıyoruz. Mavi Vatan geçen yıl eleştirilmişti, işin tuhafı Yunanistan da muhalefet de eleştirdi.
SERBEST KIYAFET
Serbest kıyafete geçiş düzenlemesinin yapıldığı dönemde öğretmenlerimizin bile kıyafet serbestisi yoktu; inancı gereği başörtüsünü takmak istediğinde bu yasaktı. O dönem koşullarında bu düzenleme yapıldı ve öğrenci öğretmenler için uygulama başlatıldı. Bu o dönemin koşullarında gerekliydi. Özgürlükçü bir bakış açısı ile gerekliydi. Şimdi ise serbest kıyafetten kaynaklanan sorunlar ortaya çıktı. Biri pedagojik problemler. Okul kimliği oluşmamasından tutun öğrenciler arasındaki ayrımcılığa kadar…
İkinci boyutu da veliler üzerinde oluşturduğu yük. Bu da beraberinde başka sorunlar getiriyordu. Veliler okul kıyafetinin aile bütçesine yük teşkil ettiğini söylüyordu. Öğretmenlerimizle yaptığımız toplantılarda bu sorunlardan bahsedildi ve bu konuda düzenlemeye gittik.
Üçüncü boyutu da şu; velilerimiz okulun tanımladığı üniformaları satın alırken kötü örneklerle karşılaşabiliyordu. Okul idaresi herhangi bir konfeksiyon mağazasına yönlendiriyor, aralarında başka türlü ilişki var gibi şaibe ve eleştiriler ortaya çıkmıştı. Bu olumsuzlukları ortadan kaldıralım diye bir düzenleme yaptık. İdarecilerimiz okulun kıyafetinin tanımlamasını yapacak. Herhangi bir marka ya da alışveriş sitesini tanımlamadan, okul kıyafeti ile ilgili böyle bir tanımlama yaparak veli bunu nereden istiyorsa alsın. Mümkün olduğunca kendi koşullarında alsın, kimse zan altında kalmadan çocuklarını eğitim öğretime hazırlamış olsun istedik. Bazı yerlerde esnaf okul kıyafeti üzerine arma işleyerek olağan fiyat üstünde sattığını duyduk. Bunun da olmamasını istiyoruz.
12 soruda savcı cinayeti! Savcı Ercan Kayhan’ın ölümünün arkasında yanıt aranan sorular kaldı…
‘KAYIT PARASI’ TARTIŞMALARI
Lisede gençlerimizin kaydını yaptırırken adresine dayalı olarak bir yerleştiriliyor. Sınav ile yerleşiyorsa zaten kaydı yapılıyor. Ortaokul ve ilkokul öğrencileri de sokak sokak adresine göre eşleştiriyoruz. Biz bütün öğrencilerimizi otomatik olarak kaydını yapıyoruz. Bir veli benim çocuğumun kaydı için bizde ücret istiyorlar diyorsa burada bir eksiklik, yanlış anlaşılma var. Her okula kimin kayıt yaptıracağı belli. Kimse benden kayıt parası istiyorlar diyemez.
Bu durumdan biri veliden kaynaklanıyor, veli bizim tanımladığımız okula değil başka okula kaydettirmek istiyor; hakkınız yok, hesaplamalar yapıyoruz. Hakkı olmadan bir yere kayıt yaptırmak istiyor ve orada benden para istediler diyor. Bu tamamen hukuka aykırı gayrinizami durum. Buna müsaade etmiyoruz, okul yönetiminin de yetkisi yok. Hiçbir çocuğu kayıt yaptırmamış şekilde bırakmıyoruz.
Bazı okullarımızda çocuklarımıza ekstra imkan sunulması isteniyor. Okul aile birliği de şu hizmeti sunacağız ve şu bağışı alacağız diyor. Bunu okul değil okul aile birliği oluyor. Böyle bir zorlamaya kimsenin kimseye yapma hakkı yok. Bunu okul aile birlikleri yapıyor. Bunu yasaklayamayız, engel de olamayız. Biz velilerden zorunlu bağış almalarını istemiyoruz. Böyle bir durum olursa gerekli olduğunda inceleme ve denetim süreci de başlatıyoruz. Zorunlu bağış diye bir şey yok biz zaten çocuklarımızın kaydını yapıyoruz.
SERVİSLERDE KAMERA UYGULAMASI: TAKİP EDİYORUZ
Resmi ve özel okullarla ilgili bakanlığımızın tek başına yetki kullanabildiği alanlar var. Biz ücretsiz kitap dağıtıyoruz, kıyafetlerle ilgili karar alıyoruz. Yardımcı kitap aldırmalarını yasak kıldık. Bu okullar hizmet verirken hizmetlerini de denetleme yetkimiz var. Okullarda sunulan hizmetler, yani eğitim, yemek, kırtasiye ve kıyafet hizmeti.. Bunları enflasyon oranında artırabileceklerini yönetmelik ile düzenliyoruz.
‘Öldü’ dediler, mezardan başkası çıktı! Her şey 2008 yılında başladı: Oğlum huzurlu değil, hissediyorum
Biz bu özel okullarının hizmetleri sunuş fiyatlarını denetliyoruz. Biz bu alışverişleri elektronik ortamda kayda alınırsa denetleyebiliriz. Resmi olarak görebilirsek fiyat artışını görebilir ve denetleriz. Elden ödeme olursa bunu bilemeyiz. Özel okullarla ilişkiye giren velilerimiz bu hizmet bedellerini resmi ortamlarda yapsınlar ki biz de takip edelim. Sorumluluğumuzda olmayan konu başlıklarından biri de servis. Muhalif belediye sınırlarında servis hizmetleri enflasyon üzerinde zam yapıldı Onun da denetimi bizdeymiş gibi bir algı yayıyorlar. Bunu da düzeltmemiz lazım. Bu yetki büyükşehir belediyelerinde.
Modern bir dünyada yaşıyoruz. Biz kendi üzerimize düşen kısımlarla ilgileniyoruz. Biz fiyat konusunu ayrı servislerin niteliği konusunda İçişleri ve Ulaştırma bakanlıklarımız ile üç bakanlık olarak ortaklaşa takip ediyoruz. Bir de bu servis hizmetlerini sunan vatandaşlarımız var. Modifiyeleri açısından bu kademeli geçişe konu edilmişti ama kamera her araçta zorunlu şu an.
İlkokulda 18 bin TL, üniversitede 100 bin TL
12 YILLIK ZORUNLU EĞİTİM: BİR KARAR ALMAK ZORUNDAYIZ
4+4+4 uygulaması 2011’de hayata geçirildi. Vatandaşımız neden şimdi değişiklik yapılıyor diye sorabilir. Neden getirildi bu uygulama, bunu anımsayalım. 28 Şubat’ta meslek lisesi ve imam hatip okullarının önünü kesmek için 8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasına geçilmişti. Bu bir dayatmadır, antidemokratik uygulamadır. Çocuğunu imam hatip ya da meslek lisesine göndermek isteyen veliye ‘yasaklıyorum kardeşim’ demektir.
Bu antidemokratik uygulamayı ortadan kaldırmak için 8 yılı 4+4 şeklinde ikiye böldük. Doğru bir tedbirdi. Türkiye’de okullaşma oranı çok düşüktü. 2002 sonrası o güne kadarki dersliklerin tamamından daha fazla derslik yapıldığı için, daha fazla öğretmen alımı yapıldığı için Türkiye uluslararası ortalamaların üstüne çıktı. Çocuklarımız OECD ortalaması üzerinde bir imkana sahip. Yasakçı uygulamaları ortadan kaldırdıktan sonra şimdi farklı bir konuyu tartışmamız lazım. 12 yıllık zorunlu eğitim farklı toplumsal kesimlerde farklı şekillerde eleştiriliyor. Kamuoyundan yönelen eleştirileri ortadan kaldırmak için iyileştirmeler yapmalıyız. Bu parametreler ışığında 12 yıllık zorunlu eğitimi ele almıştık. Büyük oranda 12 yıllık zorunlu eğitimin süresinin azalması yönünde bir kamuoyu oluştu.Hükümet olarak bir karar almak durumundayız. O kararı aldığımızda paylaşacağız.
ÖĞRETMEN ATAMALARI
Hiçbir branşa pozitif ya da negatif ayrımcılık yapmadık. Branşlarla ilgili tercihlerimizi tamamen bilimsel kriterlere göre tanımlıyoruz.
ÖZEL OKULLAR
Özel okulların hepsini denetliyoruz. Sundukları hizmetin maliyetini sisteme girmelerini ve velilerle bunu şeffaf bir biçimde paylaşmalarını istiyoruz.
Geçen yıla oranla yönetmelikte tanımladığımız enflasyon farkından daha fazla ücret talep eden özel okullara hemen soruşturmamızı açıyoruz.
Özel okullar, bir önceki yılın enflasyon rakamlarını baz alıyorlar. Artık aralık ayının enflasyonunu değil, kayıt yaptıkları dönemin enflasyonunu alacaklar.Ders kitaplarımızın, özel okullarda ders kitabı olarak okutulmasını ısrarla istiyoruz ve bunun denetimini de yapacağız. Bu konuda özel okullara yaptırım uygulayacağız….

Reklam
Ağrı Dağı’nın zirvesinde saklanan korkunç sır ortaya çıktı! ‘İlk defa böyle bir şey gördüm’

Ağrı Dağı’nın zirvesinde saklanan korkunç sır ortaya çıktı! ‘İlk defa böyle bir şey gördüm’

Türkiye’nin en yüksek dağı olan ve 5 bin 137 metre rakımıyla dikkat çeken Ağrı Dağı’nın zirvesinde, buzul tabakasında oluşan çatlaklar ilk kez detaylı şekilde görüntülendi. Zirvedeki çatlaklar, küresel ısınma ve iklim değişikliği etkilerine dair önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.
İlginizi Çekebilir
Iğdır Ağrı Dağı Arama Kurtarma ve Dağcılık Spor Kulübü Başkanı Muhammed Akkuş Ağrı dağına yaptığı zirve tırmanışı sonrası karşılaştığı manzara karşısında şaşırdı. Akkuş 5 bin 137 metrede buzulların eridiğini ve bazı yerlerde çatlaklar oluştuğunu gördü. O anları cep telefonu ile kayıt altına alan Akkuş, sayısız defa Ağrı Dağı’na çıktığını ilk defa böyle bir durumla karşılaştığını dile getirdi.
“BUZULLAR BAYAĞI ÇEKİLMİŞ”
Akkuş, “Bu sene özellikle buzulla ilgili gözlemlediğim durumlar oldu. Geçen çıktığımda erimeler biraz daha azdı ama bu aralar çok hızlandı. Gözle görülebilir derecede çok hızlı bir şekilde erimeler oldu. Bunun videosunu 5 bin 137 metresinde o yüzden çektim. Zirvede Ağrı Dağı’nın özellikle bu güney kısmından neredeyse buzulu bitti. Kuzey kısmı Batı kısmında, batı kısmının da büyük bir kısmında ciddi bir erime var. Buzullar bayağı bir çekilmiş. Hatta buradan gözüktüğü gibi değil, iç kısımlarında daha çok erimeler var. Zirve kısmını gezdiğiniz zaman bu Ahura Bölgesi Cehennem Vadisi tarafına doğru indiğimizde oralarda artık buzul çatlaklarının çok ciddi anlamda belirgin olduğu ve ciddi anlamda artık bölünmeye kadar gidildiği gözlemlendi.

Ağrı Dağı’nın bu, Serdabulak tarafına baktığımız zaman o bölgede de neredeyse karın, zirveye kadar eridiğini gördüm. Yani bayağı bir çoraklaştığını gördüm. Bu ciddi anlamda bize endişe verici bir durum. Küresel ısınmanın bu kadar hızlı bir şekilde burada hissedilme durumu var. Bu şekilde giderse gelecek zamanda belki artık Ağrı Dağı buzulundan söz etmemiz bile mümkün olmayabilir. Bunun için yani bence küresel ısınmanın bu derece hızlı gidilmesinden dolayı bilinçli bir şekilde çevrelere sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
12 soruda savcı cinayeti! Savcı Ercan Kayhan’ın ölümünün arkasında yanıt aranan sorular kaldı……

Google'ın 1 saatlik çöküşü bize ne gösterdi? 'Altyapı iktidarı' devrede: 'TSK'ya zeval gelmez'

Google’ın 1 saatlik çöküşü bize ne gösterdi? ‘Altyapı iktidarı’ devrede: ‘TSK’ya zeval gelmez’

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 21’nci yüzyılın ilk çeyreğinin neredeyse bitmek üzere olduğu bugünlerde, kısa bir süre için de olsa, hayatımızdan neyi çıkarsak elimiz kolumuz bağlanır? 4 Eylül 2025’te, 27 yaşını kutlayan Google’ın yaklaşık 1 saatliğine hayatımızdan çıkmış olması son derece rahatsız ediciydi. Üstelik Google ve ona bağlı tüm sistemler yoklukları için uzun sayılacak bir süre boyunca yanıt vermemişti. Dünyanın en çok kullanılan arama motorunun insan yaşamı üzerindeki ‘hâkimiyeti’ kaybolduğunda neredeyse herkes korku ve endişeye kapılmıştı. Peki tam olarak ne zaman ve nerede tüm hayatımızı Google’a teslim etmiştik? 7 Ekim 2023’ten bu yana devam eden İsrail’in Gazze’ye saldırıları ve 2022’de başlayan Ukrayna Rusya savaşı göz önünde bulundurulduğunda son yılların en önemli olaylarının yaşandığı noktalarda yine Google hüküm sürüyordu. Savaşı kazanmak isteyenin Google’ı olması gerekiyordu belki de… Peki ama bu ne anlama geliyordu? 4 Eylül günü Avrupa’nın pek çok noktasında yaşayan insanları çaresizlikle baş başa bırakan arama motoruna ne olmuştu? O olmazsa bize ne olurdu? İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burcu Zeybek, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Adli Bilişim Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kırık ve TASAM Başkan Yardımcısı Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Fahri Erenel, Google’ın yokluğunun kimleri nasıl etkilediğini ve yaşananların perde arkasını Milliyet.com.tr’ye anlattı.

İNTERNET YOK UYARISI ELİ KOLU BAĞLADI! ‘ALTYAPI İKTİDARI DEVREDE’
4 Eylül’de Google ve bağlı sistemler olan Gmail, YouTube, Maps, Drive, Chrome, Translate, Ads, Analytics, Gemini ve Android’e bir süreliğine erişim sağlanamadı. Bu esnada pek çok kişinin aklına kapsamlı bir güvenlik sorunu, veri hırsızlığı ya da işlemeyi durduran sistemler geldi. Yani akıllardaki senaryo neredeyse hayatı felç eden bir tabloyu gözler önüne seriyordu. 1 saat içinde yeniden devreye giren Google o an hayatımızın ne kadar içinde olduğunu ve bizi etkisi altına aldığını kısacık bir süre yokluğuyla göstermişti. Bunun insanlık adına pek çok tanımı vardı. Ancak yaşananların açık tanımı Doç. Dr. Burcu Zeybek’e göre “Google ekosistemiyle neredeyse iç içe geçmiş durumdayız. Aslına baktığımızda bu dev teknoloji şirketleri aynı zamanda toplumsal yaşamı yöneten ‘altyapı iktidarını’ da gözler önüne seriyor. Google’a erişim yokken bilgiye erişememek, kullanıcıların aslında ‘dijital yurttaşlıklarını’ tek bir kurumsal aktöre emanet ettiklerini açığa çıkarıyor. Kullanıcıların ‘özgürlük’ ile ‘bağımlılık’ arasındaki ikilemini açığa çıkarıyor. Google servislerinin çökmesi, aslında 21. yüzyılın yeni bağımlılıklarını gözler önüne seriyor, internetin altyapısına, dijital şirketlerin tekelleşmesine ve bireysel olarak sürekli bağlantıda olma arzusuna” diye anlatılabilirdi. Peki o 1 saatte milyonlarca insanı hayatında neler değişmişti? Google olmasa elimiz kolumuz bağlanacak mıydı? Doç. Dr. Burcu Zeybek şöyle anlattı:
Alıntı Metni

STRATEJİ BELİRLENMELİ! ‘YERLİ VE MİLLİ SİSTEMLER DESTEKLENMELİ’
Gerçekten de çaresizlik ellerimizdeki son teknoloji cihazlardan Google’a ne olduğunu Google’a soramadığımız an başımızdan aşağı kaynar sular dökülürcesine hissedilmişti. Peki ama bizim bu sistemlere bu denli ‘bağımlı’ olmamız ne kadar güvenli? Bizi Google’dan kurtaracak sistemlerin şifreleri yine ‘bizde’ gizliydi! Prof. Dr. Ali Murat Kırık’a göre yerli ve milli sistemlerin desteklenmesi geleceğe atılan her adımı daha güvenli hale getirebilir.Prof. Dr. Ali Murat Kırık bu durumu,“Yerli ve milli sosyal medya platformlarının geliştirilmesi de geleceğimiz için stratejik bir yatırımdır. Bu uygulamalar, kullanıcı verilerinin ülke sınırları içinde kalmasını sağlayarak hem bireysel hem ulusal güvenliği artırır. Ayrıca kültürel değerlerimizi ve toplumsal hassasiyetlerimizi yansıtan platformlar, Türkiye’nin dijital dünyada kendi kimliğini güçlendirmesine yardımcı olur. Kendi sosyal medya ağlarımızı ve arama sistemlerimizi geliştirmek, sadece ekonomik kazanç değil; aynı zamanda teknolojik bağımsızlık ve ulusal güvenlik açısından da Türkiye’yi daha güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir konuma taşıyacaktır” diyerek detaylı şekilde açıklıyor.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, 4 Eylül’de 1 saatten kısa süren çöküşle ilgili akıllara gelen ilk sorular olan veri güvenliği ve Google’ın olmasa ne yaparız sorularını da şöyle yanıtladı:
“Google’ın kısa süreli hizmet kesintisi, teknoloji devlerine olan bağımlılığımızı bir kez daha gündeme taşıdı. Türkiye’nin, Google’ın yokluğunda bile arama, harita, e-posta ve bulut hizmetleri gibi dijital ihtiyaçları karşılayacak yerli ve güçlü bir ekosisteme sahip olması artık bir zorunluluk haline geliyor. Böyle bir altyapı, sadece teknoloji geliştirme açısından değil, aynı zamanda ulusal veri güvenliği, ekonomik bağımsızlık ve stratejik dayanıklılık bakımından da kritik önem taşıyor. Google’ın yerini doldurmak için öncelikle kapsamlı bir dijital strateji belirlenmeli. Yerli yazılım şirketleri desteklenmeli, üniversiteler ve teknoloji merkezleriyle güçlü işbirlikleri kurulmalı. Kullanıcı dostu ve hızlı bir arama motoru geliştirmek, büyük veri altyapısını oluşturmak ve bu sistemleri sürekli güncel tutmak, dışa bağımlılığı azaltmanın en önemli adımları arasında. Bu süreç, teknoloji üretimini teşvik ederek kriz anlarında bile kesintisiz hizmet sağlayacak yerli bir dijital ağın kurulmasına olanak verir.”
İsrail’in Gazze’yi işgalinden sonra uzun bir süre Google Maps üzerinden bölgenin güncel hali görüntülenememişti. Google haritaları güncelledikten sonra iseGazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun’da toprağa kazınmış bir Davut Yıldızı görüldü.
İSRAİL VE UKRAYNA KULLANDI! ‘TÜRKİYE’NİN ASKERİ GÜCÜNE ZEVAL GELMEZ’
Ukrayna ve Rusya arasında ateşkesin konuşulduğu bugünlerden bir yandan da 3 yıldır süren savaşın silahları gündemdeki yerini koruyordu. Rusya’nın askeri gücü, Ukrayna’nın desteklenmesi ve Ukrayna Başkanı Volodimir Zelenski’nin ABD’den sürekli yardım talebi… Pek çok konuda ABD’ye ve gelişmiş teknolojik sistemlere bağımlı olan Ukrayna için Google da bir ihtiyaçtı. Prof. Dr. Fahri Erenel, İsrail’in Gazze’deki soykırımı için veri desteği aldığı Google’ın, Ukrayna için de bir olmazsa olmaz olduğunu açıkladı ve Türkiye’nin askeri gücünün Google gibi sistemlerle ne kadar entegre olduğuna değindi. Prof. Dr. Erenel bu konuyla ilgili, “Google’ın olup olmaması bizim Silahlı Kuvvetleri’mizin savaşma yeteneklerini etkilemez. Bütün dünyayı değerlendirirsek buna bağlı olanları görürüz. Bizim gibi savunma sanayii belli bir yetkinliğe ve dış kaynaklara olan bağımlılığını azaltmamış olanlar bu gibi çöküşlerden etkileneceklerdir. Örneğin Ukrayna Google’dan ve bu sistemlerden çok ciddi istihbarat ve veri sağlıyor” dedi. Üstelik Google Ukrayna’ya sadece savunma yetenekleri için de destek olmuyor. Google, Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle Rus propagandası yapan 2 bin YouTube kanalını yayından kaldırmıştı. Türkiye ise askeri anlamda tam bağımsız bir devlet olmayı yıllar önce başardı, bugün de geleceğe aynı güç ve kararlılıkla yürüyor.Prof. Dr. Fahri Erenel, Google’ın 1 saatlik çöküşünün askeri boyutlarını değerlendirerek sözlerini noktaladı.
Alıntı Metni…

Son dakika..

Son dakika… Gürsel Tekin’den ilk görüntülü açıklama: Göreve başladık

Gürsel Tekin açıklamasında şu ifadeleri kullandı; Uzun süre Cumhuriyet Halk Partisinde görev yapan ve İstanbul’da da 3 buçuk yıl il başkanı yapan bir insanım. Yine benim gibi bu heyette önümüzdeki günlerde krizi çözmek adına demokratik kurallar içerisinde görev yapacak dört tane çok tecrübeli deneyimli Cumhuriyet Halk Partisi kökenli arkadaşlarımızla biz göreve başladık.
Size tanıtmak isterim Zeki başkan doğduğu günden itibaren Cumhuriyet Halk Partili. Aynı zamanda da uzun süre Cumhuriyet Halk Partisi‘nin çeşitli kademelerinde görev yaptığı ilçe Başkanlığı yaptı. Yine Hasan kardeşimiz hem beraber biz il başkan yardımcılığı yaptık daha sonra da çeşitli dönemlerde partimizin en zor dönemlerinde ilçe başkanlığı yaptı.
Yine Müjdat kardeşimiz babadan Oğula Cumhuriyet Halk Partisi köklü bir Cumhuriyet Halk Partili. O da ilçe başkanlığı yaptı keza Erkan kardeşimiz biz hepimiz Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Bizim temel görevimiz hepimizin dışında yani bizim kardeşlerimizin arkadaşlarımızın inisiyatifi dışında bazı olumsuzluklar oluştu. Cumhuriyet Halk Partisi savaş meydanlarında kurulmuş bir siyasi partidir.
CHP’yi seçimlere kim götürecek?
Cumhuriyet Halk Partisi tabii ki adliye koridorlarına düşmemeliydi. Şimdi bizim temel görevimiz bir an önce bu mahkeme koridorlarından çıkarıp kardeşlik hukuku içerisinde bütün Cumhuriyet Halk Partilileri kucaklayarak önümüzdeki süreçte mücadele edeceğiz. Çokça tutsak, tutuklu arkadaşlarımız var. Birçok belediyelerimiz de her gün operasyonlar var. Bütün bunlara sahip çıkmak için hak hukuk adalet için önümüzdeki günlerde mücadele edeceğiz.
Zaman zaman bir kısım arkadaşlarımızın benim dışımdaki arkadaşlarımızın kim olduğuna dair merakları olmuş. Bu vesileyle bu aslan arkadaşlarımı da sizlere takdim etmek için bu ufacık videoyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bize güvenin biz Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri, kuralları, gelenekleri neyi gerektiriyorsa onu yapacağız. Bunun dışında asla hiç kimse bizden bir şey beklemesin çünkü biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz.

CHP’de istifa formülü! ‘Mutlak Butlan’a karşı parti meclisi devreye girecek…

Reklam
Cebinde 1 lirası yokken 22 bin lira borçlu çıktı! İyi niyeti kabusu oldu: Ben sadece destek olmak istedim

Cebinde 1 lirası yokken 22 bin lira borçlu çıktı! İyi niyeti kabusu oldu: Ben sadece destek olmak istedim

Kentte yaşayan Tülay Sıla Şenses, önünden geçtiği güzellik merkezinin çalışanlarının, ‘Öğrenciyiz, prim alıyoruz, destek olun’ ricasıyla merkeze çıktığını, daha sonra farkında olmadan bir sözleşme imzalatıldığını iddia etti. Şenses, merkezden çıktığında aradığı ablasının uyarısıyla yeniden güzellik merkezine gidip imzaladığı sözleşmeyi iptal etmek istediğini söyledi. İddiaya göre, merkezdeki çalışanlar sözleşmenin iptal edilemeyeceğini, yaklaşık 12 bin liralık ödeme yapması gerektiğini ifade etti. İşlemi iptal olmayan Şenses, ödeme yapmayınca güzellik merkezi tarafından icraya verildi ve banka hesaplarına bloke konuldu. Kendisini güzellik merkezi adına bir avukatın aradığını kaydeden Tülay Sıla Şenses, 22 bin lira istendiğini belirterek ‘Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurdu.
İlginizi Çekebilir
‘İNDİRİMLİ PAKET ALDINIZ, İPTALİ MÜMKÜN DEĞİL’ DEDİLER’
Güzellik merkezinin önünden geçerken broşür dağıtan çalışanların kendisini durdurduğunu anlatan Şenses, “Normalde de insanları durdurup yukarı çıkarıyorlarmış. ‘Öğrenciyiz, prim alıyoruz. Yukarı çıkıp sadece imza atar mısınız?’ dediler. Benim amacım bu işlemi satın almak değildi, sadece destek olmak için çıktım. Ancak imza attığım evrakın bir sözleşme olduğunu sonradan fark ettim. Tekrar merkeze gittiğimde iptal etmek istedim. Bana hiçbir şekilde iptal olmayacağını, notere gitmem gerektiğini söylediler. Ardından da ‘İndirimli paket aldınız, iptali mümkün değil’ diyerek geri çevirdiler” dedi.
Hizmet almak istemediğini defalarca dile getirdiğini söyleyen Şenses, “Ben sadece çalışanlara destek olmak için çıktım. Amacım herhangi bir işlem satın almak değildi. Daha sonra iptal etmek istedim ama kabul etmediler. Birkaç ay geçti, bu süreçte kimse arayıp sormadı. Sonrasında avukat beni aramaya başladı. İcraya verildiğimi söyledi. Sabah işe kalkıyorum sürekli arıyor, rahatsız ediyor. Defalarca istemediğimi, işlem yaptırmadığımı anlattım. Başta 12 bin lira denilen borç, 22-23 bin liraya kadar çıkarıldı. Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurdum ve sonucunu bekliyorum” diye konuştu.

‘İNSANİ DUYGULARA HİTAP EDEREK SÖZLEŞME İMZALATIYORLAR’
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkan Vekili İbrahim Güllü, benzer şikayetlerin arttığını belirterek, “Bu uygulama genelde bazı güzellik salonları tarafından yapılıyor. Satış elemanları sokakta vatandaşlara yaklaşıyor. ‘Biz üniversite öğrencisiyiz, prim alıyoruz, eğitimimize katkı sağlıyoruz’ diyerek insani duygulara hitap ediyorlar. Vatandaş sırf yardım etmek amacıyla yukarı çıkıyor, orada ikna edilerek sözleşme ve senet imzalatılıyor. Ancak hizmet alınmıyor ya da ödeme yapılmasına rağmen senetler iade edilmiyor ve sonradan icraya konu olabiliyor. Böylece tüketici ikinci kez mağdur ediliyor” dedi.
‘TÜKETİCİNİN KOŞULSUZ 14 GÜN İÇİNDE CAYMA HAKKI VAR’
Güllü, bu durumun iş yeri dışında yapılan satış kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür işlemlerde tüketicinin koşulsuz 14 gün içinde cayma hakkı vardır ve herhangi bir peşinat alınamaz. Ancak firmalar sözlü beyanları yok sayıyor. Yazılı bildirim yapılmadığında 14 günlük süre geçtikten sonra senetler icraya verilebiliyor. Vatandaş hiç almadığı hizmetten dolayı bedel ödemek zorunda kalıyor, üstüne bir de masraf ve avukatlık ücretiyle karşılaşıyor. Ticaret Bakanlığı’nın bu boşluğu giderecek düzenleme yapması gerekiyor” diye konuştu.
İrem’in iki bacağını, şoförsüz TIR kopardı: En çok nedenini öğrenince şaşırdım…

İrem'in iki bacağını, şoförsüz TIR kopardı: En çok nedenini öğrenince şaşırdım

İrem’in iki bacağını, şoförsüz TIR kopardı: En çok nedenini öğrenince şaşırdım

Kadir ve İrem Karatutlu çifti, 26 Temmuz 2024’te evlendi. Motor tutkunu olan çift, evliliklerinin birinci yıl dönümünü arkadaşlarıyla birlikte Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde düzenlenen motosiklet festivaline katılarak kutlama yaptı. Yıl dönümü eğlencesi sonrası Kahramanmaraş’a dönmek üzere yola çıkan çiftin motosikleti ve beraberindeki bir motosikletin arıza lambası yanması nedeniyle Gaziantep Nurdağı yakınlarında yol kenarına durmak zorunda kaldı.

Motoru emniyet şeridine çeken Karatutlu çifti, arızayla ilgilenirken yanlarına güvenlik amaçlı yardım için bir de çekici geldi.
Fitness eğitmeni en mutlu gününde 2 bacağını kaybetti! ‘Evlilik yıl dönümüm cehenneme döndü’

Kısa süre sonra ise içinde şoförü bulunmayan TIR, kontrolden çıkarak kendi kendine yol kenarındaki emniyet kenarına ve bariyerlere sürterek daldı. Önce çekiciye, ardından çevresindeki araçlara çarpan TIR, bu sırada orada bulunan eski Kahramanmaraş Barosu Başkanı Mehmet Mesut Karslıoğlu ve Fitness eğitmeni İrem Karatutlu’yu da altına aldı.
Mühendisliği bıraktı, balkonu seçti! Üniversiteli Alperen görenleri şaşkına çeviriyor: ‘Bu hobi virüs gibi’

Çarpmanın etkisiyle ağır yaralanan Karatutlu, kaldırıldığı hastanede iki bacağını diz altından kaybetti. Kazanın ardından gözaltına alınan araçta olmayan TIR şoförü çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
“SAHNE DURMUŞ GİBİYDİ”
İrem eşi Kadir Karatutlu, “Evlilik yıl dönümümüzü ve o gün eşim ile beraber Osmaniye Kadirli’de bir motor festivali vardı. Eşim ve diğer motorcu arkadaşlarımla beraber kutlamak için oraya gittik ve dönüş yolunda bir arıza nedeniyle motorlarımızı sağ tarafta bulunan emniyet şeridine çektik. Sonra arkamızdan gelen çekicilerle, çekici de bizle beraber emniyet şeridinde araçlarını çekti. Yaklaşık 5-10 dakika sonra sürücüsü olmayan bir TIR tarafından bariyerleri sürterek bizim orada bulunan bütün araçları sürükleyerek götürdü. Yaklaşık 500-600 metre civarı. TIR’ı ben gördüm, yol tarafına atladım. Eşimin olduğu yere ortalama 20 metre civarı geri taraftaydım. Eşime doğru koşmaya başladım. ‘Oradan kaçın, çıkın’ falan dedim ama TIR’ın hızı 70-100 aralığındaydı. Durduğumuz yer emniyet şeridi idi orası zaten aşağı yönde bir eğimliydi. Sürücüsü olmayan bir TIR, oradaki bütün araçları küredi götürdü. Orada yaklaşık 8-10 kişi vardı. Arkadaşlarımız, saliselik anlarla kurtuldu. Eşim o kazada kurtulamadı. 600 metre civarı motorlarının üstünden aşağı doğru sürüklendi. Ben devamlı arkasından koşarak onu bulmaya çalıştım. Çünkü devamlı TIR ilerliyordu, hiç durmuyordu. Sonra eşimi görebildim. Gördüğümde mutlu oldum, gayet iyi görünüyordu. Ama yanına gittiğimde iki ayağımın sıkıştığını gördüm. Ve orada koptuğunu görünce mahvoldum. Sonra kurtarma süreçlerimiz derken, yangının çıkması bizi çok zor duruma düşürdü. Sanki o zaman, sahne durmuş gibiydi” dedi.
‘KAZANIN NEDENİNİ ÖĞRENİNCE ŞAŞIRDIM’
Konuşmasını sürdüren Karatutlu, “En çok bu kazanın nedenini öğrenince şaşırdım. Kazanın nedeni 3 aşamadan başlıyor. Bize çarpan TIR ilk tünele girmeden duruyor, sonra tünele giriyor, tünel içinde kontrolsüz duruyor. Bu kez durunca sürücü emniyet frenini çekmediği için kendiliğinden hareket etmeye başlıyor. Bizim durduğumuz yere kadar kendi kendine geliyor. Yüklü ve sağlık eşyaları taşıyan bir TIR’dı” ifadelerini kullandı.
“PROTEZLE HAYATIMA DEVAM EDECEĞİM”
Evlilik yıl dönümlerinde dehşeti yaşadıklarını ifade eden İrem Karatutlu, dönüş yolunda motorları emniyet şeridine park ettiklerinde olayın yaşandığını söyledi. Karatutlu,” Orada dururken de çekici araç geldi. Çekici araç bize yardım etmek istedi o gün. Arkasından da zaten bir ses duydum. Ses duyduğumda da zaten eşimin bana seslendiğini, o TIR’ı benden önce fark etmişti. Gördüm ama kurtulma ihtimalim yoktu. Çünkü bana TIR çok yakınlaşmıştı. İki adım atmamla zaten vurdu. Gözlerimi açtığımda, ayaklarım TIR’ın altında kaldığını gördüm. Eşimin desteğini çok fazla hissettim bu süreçte. En çok yanımda olan o oldu. Ailemin desteklerini de hissediyorum. Onlara da teşekkür ediyorum. Bu süreçte hayatıma protezle devam edeceğim. İki ay sonra fizik tedavi süreçlerim başlayacak. Tünelin 400 metre ilerisindeydik. Üzerimize gelen TIR şoförsüz bir TIR’dı” diye konuştu….