BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
80.475,00 -0,80%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
29 °
Reklam

GÜNDEM

DMM'den Uygur Türkleri ile ilgili iddialara yalanlama! 'Tamamen asılsızdır'

DMM’den Uygur Türkleri ile ilgili iddialara yalanlama! ‘Tamamen asılsızdır’

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), çeşitli sosyal medya mecralarında “Türkiye ile Çin arasında 3 milyon Uygur’un Türkiye’ye getirileceğine dair anlaşma yapıldı” iddialarının asılsız olduğunu bildirdi.
İlginizi Çekebilir
DMM’nin NSosyal hesabından yapılan paylaşımda şunlar ifade edildi:
“Çeşitli sosyal medya mecralarında ‘Türkiye ile Çin arasında 3 milyon Uygur’un Türkiye’ye getirileceğine dair bir anlaşma yapıldığı’ yönünde ortaya atılan iddia tamamen asılsızdır ve dezenformasyon içermektedir. İddia edildiği şekilde Türkiye ile Çin arasında herhangi bir anlaşma ya da görüşme yapılmamıştır. Kamuoyunun, uluslararası hassasiyet taşıyan bu tür konularda yalnızca resmi kurumların açıklamalarını esas alması, gerçeği yansıtmayan, spekülatif iddialara itibar etmemesi büyük önem taşımaktadır.”
Çeşitli sosyal medya mecralarında “Türkiye ile Çin arasında 3 milyon Uygur’un Türkiye’ye getirileceğine dair bir anlaşma yapıldığı” yönünde ortaya atılan iddia tamamen asılsızdır ve dezenformasyon içermektedir.İddia edildiği şekilde Türkiye ile Çin arasında herhangi bir anlaşma… pic.twitter.com/nf0ymF6BAD— Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (@dmmiletisim) September 1, 2025
Putin’den İran açıklaması! ‘Nükleer program da dahil çeşitli konularda temastayız’
Bakan Tunç: Af anlamına gelen hiçbir düzenlememiz yok…

Reklam
Edirne Valisi Sezer: 3 ayda 4 milyon yolcu giriş ve çıkış yaptı

Edirne Valisi Sezer: 3 ayda 4 milyon yolcu giriş ve çıkış yaptı

Edirne Valisi Yunus Sezer, kolluk kuvvetleri temsilcileri, kaymakamlar ve kurum müdürleriyle gerçekleştirilen ağustos ayı asayiş toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Sezer, sınır kapılarında 22 Haziran’da başlayan gurbetçi yoğunluğunun, artık son kafilelerin dönüşe geçmesiyle bitmek üzere olduğunu belirtti. Sezer, “Bu hafta son haftamız, artık dönüş trafiğinde iyiden iyiye azalma söz konusu. Bu sene özellikle gümrük kapılarımızda Ticaret Bakanlığımızın destekleri, İçişleri Bakanlığımızın destekleri, yine valilik olarak almış olduğumuz tedbirler, özellikle buradaki gişe sayılarının artırılması, yine karşı tarafımızda muhatabımız olan hem Bulgaristan’da hem de Yunanistan’da yöneticilerin hassasiyetiyle beraber bu sene güzel bir yıl geçirdik. Gurbetçilerimiz hem ülkemize girişte hem de ülkemizden bulundukları ülkelere dönüş noktasında zaman olarak oldukça kısa bekleme süreleriyle geçen bir sezonu geride bırakıyoruz” dedi.

Hiçbir belirtisi ve ağrısı yoktu, tesadüfen öğrendi: Dünyam başıma yıkıldı
‘3 AYDA 4 MİLYON YOLCU GİRİŞ VE ÇIKIŞ YAPTI’
Vali Sezer, Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli ile Yunanistan’a açılan Pazarkule ve İpsala Sınır Kapısı’nda 22 Haziran’da başlayan süreçte, geride kalan 3 aylık giriş ve çıkış rakamlarını da paylaştı. Sezer, “Geride bıraktığımız dönemde toplamda 1 milyon 27 bin 696 araç dün itibariyle ülkemizde giriş ve çıkış yapmıştır. Günlük 14 bin 475 araç giriş ve çıkışı söz konusu. 4 milyon 96 bin 911 kişi de giriş ve çıkış yapmışlar hemşerilerimiz. Bu da özellikle girişte ve çıkıştaki pik yapan günlerde de ortalama bekleme süremiz bir saati bulmuş durumda. Diğer günlerde de 39 dakikayı bulmuş durumda” dedi.
Adana’da fuhuş operasyonunda kadınlar gizli geçitten çıktı!…

Reklam
Edirne’deki kapılarda gurbetçi yoğunluğu! Milyonlarca kişi geçiş yaptı

Edirne’deki kapılarda gurbetçi yoğunluğu! Milyonlarca kişi geçiş yaptı

Edirne Valisi Yunus Sezer, 22 Haziran itibariyle tatillerini geçirmek üzere Türkiye’ye gelen gurbetçilerin yoğunluk oluşturduğu kentteki sınır kapılarından, 3 aylık süreçte 4 milyon 96 bin 911 yolcunun giriş- çıkış yaptığını söyledi.
İlginizi Çekebilir
Edirne Valisi Yunus Sezer, kolluk kuvvetleri temsilcileri, kaymakamlar ve kurum müdürleriyle gerçekleştirilen ağustos ayı asayiş toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Sezer, sınır kapılarında 22 Haziran’da başlayan gurbetçi yoğunluğunun, artık son kafilelerin dönüşe geçmesiyle bitmek üzere olduğunu belirtti. Sezer, “Bu hafta son haftamız, artık dönüş trafiğinde iyiden iyiye azalma söz konusu. Bu sene özellikle gümrük kapılarımızda Ticaret Bakanlığımızın destekleri, İçişleri Bakanlığımızın destekleri, yine valilik olarak almış olduğumuz tedbirler, özellikle buradaki gişe sayılarının artırılması, yine karşı tarafımızda muhatabımız olan hem Bulgaristan’da hem de Yunanistan’da yöneticilerin hassasiyetiyle beraber bu sene güzel bir yıl geçirdik. Gurbetçilerimiz hem ülkemize girişte hem de ülkemizden bulundukları ülkelere dönüş noktasında zaman olarak oldukça kısa bekleme süreleriyle geçen bir sezonu geride bırakıyoruz” dedi.
‘3 AYDA 4 MİLYON YOLCU GİRİŞ VE ÇIKIŞ YAPTI’
Vali Sezer, Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli ile Yunanistan’a açılan Pazarkule ve İpsala Sınır Kapısı’nda 22 Haziran’da başlayan süreçte, geride kalan 3 aylık giriş ve çıkış rakamlarını da paylaştı. Sezer, “Geride bıraktığımız dönemde toplamda 1 milyon 27 bin 696 araç dün itibariyle ülkemizde giriş ve çıkış yapmıştır. Günlük 14 bin 475 araç giriş ve çıkışı söz konusu. 4 milyon 96 bin 911 kişi de giriş ve çıkış yapmışlar hemşerilerimiz. Bu da özellikle girişte ve çıkıştaki pik yapan günlerde de ortalama bekleme süremiz bir saati bulmuş durumda. Diğer günlerde de 39 dakikayı bulmuş durumda” dedi….

Bebeğinin cesedini çöp konteynerine atan annenin ifadesi dehşete düşürdü

Bebeğinin cesedini çöp konteynerine atan annenin ifadesi dehşete düşürdü

Beşiktaş’ta vücudunda yanık ve kesik izleri bulunan bebek cesedini çöp konteynerinin yanına bırakan anne E.A. gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen E.A., ‘Canavarca hisle, altsoya ve kendisini savunamayacak durumda olan kişiye karşı kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Cezaevine gönderilen anne E.A.’nın ifadesi ortaya çıktı. Şüphelinin ifadesinde, “Resmi olarak bir evlilik yapıp, boşandım. Kendisinden 3 çocuğum vardır. Diğer çocuğumuz G.N. babasının yanındadır. Onlar da bir başka adreste yine Ortaköy’de yaşarlar. Eşim ile boşanma aşamasındayken imam nikahlı eşim H.Y.’den de C.Y. adında bir çocuğumuz oldu. Şu an 1 yaşındadır ve babasıyla yaşamaktadır. İmam nikahlı eşim H.Y. ile 2 sene, ilk eşimden ayrılacağım sıralar nikah kıyıp birlikte olmaya başladık. Kendisiyle evliliğim sorunlu geçiyordu. Alkol aldıkça bana sürekli şiddet uyguluyordu. Hamileyken dahi kendisinden çok kez dayak yedim. Bu yıl Ocak ayında kendisinden gördüğüm şiddet sebebiyle ayrıldım ve babaevime döndüm. H.Y. ile son olarak ayrılmamızdan bir hafta kadar önce birlikte olduk. Bir ay kadar sonra test yaptırdığımda hamile olduğumu anlayınca, arayıp hamile olduğumu söyledim. İlk başta, ‘Tamam’ dedi ama sonradan ablamı arayıp, ‘Biz ayrıldık, kardeşin ile beraber değiliz’ demiş. Benim niyetim de ilk çocukta olduğu gibi doğurduktan sonra çocuğu ona vermekti. Kendisine hamile olduğumu söyledikten sonra, ‘Barışacak olsa tekrar bir araya geliriz’ diye düşünüyordum. Ama benimle iletişime geçmedi” dediği öğrenildi.
Öldürdüğü bebeğinin cesedini çöp konteynerine atan anne için karar verildi
BEBEĞİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜ İTİRAF ETTİ
Olay gününü anlatan E.A.’nın, “Bu bekleyiş içerisinde çocuğu aldırmak için geç kalmıştım. Hamile olduğumu ailemden sadece ablam biliyordu. O da kürtaj olmamı istiyordu, ama süresi geçmişti. Annem, babam ya da bir başkası hamileliğimi fark etmedi. Eylül ayında doğum olacaktı. 30 Ağustos 2025 günü saat 14.00 sıralarında evdeyken kasık bölgem yoğun bir şekilde sancılanmaya başladı. Kızım evde uyuyordu. Başka kimse de yoktu. Zaten zemin katında oturduğumuz dairenin bitişiğindeki kazan dairesine kıyafet almaya diye girdiğimde sancılarım iyice arttı. Kazan dairesinde artan sancımın hemen sonrasında doğum gerçekleşti ve çocuk eşofmanımın içerisine düştü. Hemen orada kazan dairesinin içinde makas ile çocuğun göbek bağını kestim ve bebeği kazan dairesinin içine öylece açıkta bıraktım. Bebeğe ne yaptığıma dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Ben beyin ameliyatı olduğumdan çok ağır unutkanlık yaşıyorum. Bebeğin göbek bağını kestikten sonra bebeğe makasla zarar verip vermediğimi hatırlamıyorum. Bebek doğduktan sonra çok kısa bir süre ağladığını hatırlıyorum. Sonra kendi dairemize geçtim. Kızıma kahvaltısını hazırladım. Akşam saat 21.30 sıralarında kazan dairesinde bebeğin yanına geldiğimde bıraktığım gibi, cansız halde yatıyordu. Göbek bağını kesmiştim. Karın bölgesinde de makasla kesilmiş yeri gördüm. Büyük ihtimalle onu ben yaptım ama hiçbir şey hatırlamıyorum. Onu ölü halde poşete koyarak dışarı, sokağa çöp kutusunun yanına koydum” dediği öğrenildi.
İBB soruşturmasında 2 isim için kırmızı bülten! Başsavcı Gürlek iddianame için tarih verildi
‘ÜSTÜNÜ ÖRTMEDEN ONU KAZAN DAİRESİNDE BIRAKTIM’
Tek başına doğum yaptığını söyleyen E.A.’nın, “Ben doğum yaparken yanımda kimse yoktu. Doğum yaptıktan sonra bebek ağladı. Ben kordonunu kestim. Sonrasında hiçbir şey yapmadan, emzirmeden, üstünü örtmeden onu kazan dairesinde bıraktım. Ben bebeğin üzerindeki yaralanmaları yapıp yapmadığımı hatırlamıyorum. Doğum yaptıktan sonraki hiçbir süreci hatırlamıyorum. Ben bebeği orada bıraktıktan sonra kazan dairesinin bitişiğindeki evime geçtim. Eve bebek ağlama sesi hiç gelmedi. Kazan dairesine o gün içerisinde benden başka kimse girmedi. Zaten ben kazan dairesinden çıkarken de bebek ağlamıyordu. Kazan dairesindeki kan izlerini ben saat 17.30 gibi yıkadım. Ben kazan dairesini yıkarken bebeği poşete koydum. Muhtemelen doğum yaptıktan sonra, hatırlamamakla birlikte, bebeğe zarar verdim. Bebekten sonrasında hiçbir şekilde ses gelmedi. Daha sonrasında kova ile birlikte bebeği çöp konteynerinin yanına götürdüm. Bu kovada bebek, doğum yaptığım iç çamaşırlarım mevcuttur. Ben bebeği yakıp yakmadığımı hatırlamıyorum. Ancak sonrasında bebeği çöp konteynerinin oraya bırakıp marketten döndükten sonra çöp toplayan görevlilerin benim bıraktığım çöp kovasını söndürmeye çalıştıklarını gördüm. Ben göbek kordonunu kestikten sonrasını hatırlamıyorum. Bu olayları ben tek başıma gerçekleştirdim” dediği öğrenildi.
Boğaziçi’nden Hilal Özdemir cinayeti açıklaması! Katil silahı kampüse böyle sokmuş…

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Adli Yıl Açılış Töreni'nde konuştu

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuştu

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Aziz milletimizin bizden beklentisi, geçmişteki darbe etkilerinden arındırılmış, gelecek odaklı, demokratik ve devletin işleyişini daha da etkinleştiren bir anayasadır. Bu beklentiyi milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimizde tüm partilerin, tüm grupların katkısıyla karşılamayı temenni ediyoruz. Ülkemizin demokrasi birikimi buna imkan sağlayacak olgunluktadır.” dedi.
Yılmaz, Yargıtay Başkanlığı’nda düzenlenen, 2025-2026 Adli Yıl Açılış Töreni’ne katıldı.
İlginizi Çekebilir
Gazze’nin adaletle doğrudan ilişkili bir konu olduğunu belirten Yılmaz, Gazze’de yaşanan vahşetin, toplumların bilimde, teknolojide, maddi gelişmelerde ne kadar ileriye gitmiş olurlarsa olsun, adaletten, ahlaktan, etikten kopuk bir ilerlemenin, hiçbir insani değerinin olmadığını gösterdiğini söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetiminin yaptığı insanlık dışı katliamlar ve soykırımın, uluslararası adaletin, uluslararası kurumların ve kuralların da içini boşalttığına işaret eden Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti olarak başından itibaren mazlum Filistin halkının yanında, adaletten yana net bir pozisyon belirlemiş durumdayız. Birtakım güçlü ülkeler, çevreler yaşananlara seyirci kalsa da insanlık ittifakının eninde sonunda galip geleceğine ve hakkın tecelli edeceğine yürekten inanıyoruz. Bu yaşananlar bize adaletin, ahlakın, hukukun, merhametin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.” diye konuştu.
Yılmaz, Türkiye dahil olmak üzere birçok çevreye adalet, insanlık hukuku dersi vermeye çalışan bazı ülke ve çevrelerin Gazze’de yaşananlar karşısındaki suskunluğunun ibret verici olduğunu vurgulayarak, “Bundan da gerekli dersleri hep birlikte almak durumundayız. Bugün dünyamızın geçtiği süreçte maalesef üzüntü duyarak görüyoruz ki ‘gücün varsa, her şeyi yapabilirim’ anlayışı hakim hale geliyor. Tabiri caizse ‘gücü gücü yetene’ gibi bir atmosfer oluşturuluyor. Adalet açısından bundan daha tehlikeli bir atmosfer olamaz.” ifadelerini kullandı.
Haklının güçlü olması gerektiğine inandıklarını dile getiren Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti olarak hem gücü artırmaya hem de haklı konumda hareket etmeye devam edeceklerini söyledi.
Uluslararası Adalet Divanı’nda görülmekte olan soykırım davasının bir an önce neticelenmesini temenni ettiklerini, Türkiye’nin buna katkı verdiğini kaydeden Yılmaz, “Son dönemlerde İsrail’in ortaya koyduğu pozisyon, meselenin Gazze’den de ibaret olmadığını göstermektedir. Tüm Filistin halkını, varlığını ortadan kaldırma ve iki devletli bir çözümün temellerini ortadan kaldırmaya dönük bir tutum içine girildiğini de hep birlikte görüyoruz. Uluslararası toplum, insanlık olarak, buna müsaade etmemeliyiz ve bu yaşananların daha fazla tüm insanlığı, uluslararası kurumları, kuralları, uluslararası adaleti zedelemesine engel olmalıyız.” dedi.
“ADALET SİSTEMİ İÇİNDE HAK ARAMA VE İTİRAZ İMKANLARI DA HER ZAMAN BULUNMAKTADIR”
Yılmaz, Türkiye’nin dört bir yanında kapıları adalete açılan adliyelere, hakim ve savcılara selamlarını iletti, yeni adli yılın tüm adalet camiası için hayırlı olmasını diledi.
Adaletin devletin temeli olduğu gibi, kalkınmanın ve sosyal refahın, temek hak ve özgürlüklerin de teminatı olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Her bir vatandaşın hakkının korunması ve güçsüzün güçlüye ezdirilmemesi hayati önem taşır. Bir hükmün ya da kararın değeri, yalnızca dayandığı yazılı maddelerde değil, milletin vicdanında da kabul gördüğünde ortaya çıkar.” diye konuştu.
Yılmaz, bu sebeple yargının, bir erk olmanın ötesinde, devlet ile millet arasındaki güven bağının da en güçlü teminatı olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
Alıntı Metni
“MAHKEMELERİN GÖREVİ HUKUKA UYGUNLUK DENETİMİ YAPMAKTIR”
Hakim ve savcı sayısının 2002 yılında 9 bin 349 iken, bugün yüzde 173 artışla 25 bin 551, toplam kadın hakim ve savcı sayısının ise 2002 yılında sadece 1847 iken bugün yüzde 433 artışla 9 bin 841 olduğunu aktaran Yılmaz, geçen yıl hayata geçirilen Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ile avukat, hakim, savcı ve noter olacak kişilerin mesleki niteliklerinin artırılmasını hedeflediklerini söyledi.
Yılmaz, Yükseköğretim Kurulunun hukuk fakültelerine girişte başarı sıralaması barajını 100 bin olarak belirleyen kararının yürütülmesinin, Danıştay tarafından durdurulmasını hatırlatarak, şunları kaydetti:
“125 bin gibi bir rakam ifade etti. Ben hukuki detaylarına hakim olmadan çok ileri yorumlarda bulunmak istemem. Ancak şunun da altını çizmek isterim. Mahkemelerin görevi yerindelik denetimi yapmak değil, hukuka uygunluk denetimi yapmaktır. Yerindelik alanına girdiğiniz anda siyasetin alanına, idarenin alanına girmiş olursunuz. Çünkü birçok konu tercihe bağlıdır. Bir parti bir şeyi savunabilir, diğer parti başka bir şeyi de savunabilir. Bu tartışmaların tarafı olmamalıdır yargı. Yerindelik denetimi yapmamalıdır. Sadece ve sadece hukuka uygunluk denetimi yapmalıdır. Bunun altını ben de bir kez daha çizmek istiyorum.”
Yılmaz, 2002 yılından bugüne faal adli ve idari yargı ilk derece mahkemelerinin sayısını 3 bin 727’den, 8 bin 898’e yükselttiklerini, mahkeme sayısını artırarak vatandaşın adalete erişimini kolaylaştırdıklarını, istinaf mahkemelerini kurarak Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükünü azalttıklarını anımsatarak, Adli Tıp Kurumu’nun bir zamanlar yetersiz imkanlarla hizmet verdiğini, bugün ise uluslararası akredite modern laboratuvarlara kavuştuğunu ve 81 ilde hizmet verir hale geldiğini ifade etti.
“EN KRİTİK HUSUS KAYITLILIK”
Yılmaz, UYAP, SEGBİS, e-tebligat ve elektronik duruşma gibi uygulamalarla dünyaya örnek olacak dijital dönüşümü gerçekleştirdiklerini belirterek, “Önümüzdeki dönemde de bu sistemleri yapay zekayla entegre etmeyi hedefliyoruz. Bir diğer yandan bu olumlu tecrübemizi kardeş, dost ülkeler başta olmak üzere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan gibi diğer ülkelerle de paylaşmayı ve giderek bir ihraç ürününe dönüştürmeyi hedefliyoruz. Çünkü gerçekten çok başarılı elektronik uygulamalarımız var.” dedi.
Türkiye Yüzyılı Yargı Reformu Stratejisi’yle, reform iradelerini ortaya koyduklarını dile getiren Yılmaz, şunları kaydetti:
“Türkiye Yüzyılı’nın yeni yargı vizyonu, hukukun üstünlüğünü esas alan, gecikmeyen ve öngörülebilir bir adalet sistemi olarak belirledik. Yargıyla, adaletle ilgili hususların sadece sembolik veya belli kişilerle ilgili konular üzerinden tartışılmasını doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Sistemin bütününe, geneline ilişkin ve 86 milyonu ilgilendiren boyutlarını bir kenara koyarak, sadece belli sembolik olaylar üzerinden tartışamayız. Dolayısıyla bütün bu yargı reform strateji belgeleri, tüm tarafların katılımıyla, geniş değerlendirmelerle, analizlerle sistemi iyileştirmeye dönük bir perspektifle yapılan çalışmalardır.”
Hukuk, yargı alanında temel önceliğin önleyici veya koruyucu hukuk olması gerektiğine işaret eden Yılmaz, “İhtilafların çıkış kaynaklarını iyi analiz ederek, bu kaynakları yerinde düzelttiğimizde, mahkemelerimizin önüne gelen dosya sayısı da kendiliğinden azalacaktır. Bu noktada da en kritik hususun kayıtlılık olduğunun altını çizmek isterim. İyi sözleşmeler, detayları net sözleşmeler olduğu sürece, kayıt dışı birtakım ilişkiler, kayıt dışı birtakım çalışmalar engellendiği sürece, sözleşme hukuku nitelikli hale geldiği sürece dava dosyaları da kendiliğinden azalacaktır. Bu da hem toplumsal huzur açısından hem de yargımızın iş yükü bakımından olumlu sonuçlar doğuracaktır.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Çin’de Gazze çağrısı: Bebeklerin öldüğü vahşeti durduramamanın izahı yok
“ADLİ BİLİMLERDE DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ HIZLANDIRACAĞIZ”
Yılmaz, bu çerçevede hükümet olarak yargıdan gelecek her türlü teklife, analize açık olduklarını belirterek, şunları ifade etti:
“Önümüzdeki dönemde Yargı Reformu Strateji Belgemiz ile adalete kolay erişim ile onarıcı ve telafi edici adalet uygulamalarını sistemimize kazandıracağız. Adalet hizmetleri ile adli bilimlerde dijital dönüşümü hızlandıracağız. Tebligat işlemlerinin daha sade bir usulle ve hataları azaltacak şekilde yürütülmesini sağlayacağız. Ceza infaz ve denetimli serbestlik sisteminin yönetim kapasitesini geliştirecek ve meslek edindirme programları ile iş yurtları üretim miktarını yükselteceğiz. Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans ilkesinden taviz vermeyecek ve bu alandaki çalışmaları kesintisiz sürdüreceğiz. Yaşlı ve engellilerin adalete erişimlerini kolaylaştıracağız. Bildiğiniz üzere 2025 yılını aile yılı olarak ilan ettik. Bu vesileyle Strateji Belgesi’yle milletimize taahhüt ettiğimiz aile hukukunda arabuluculuk müessesesini aile yılında hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
Türkiye Yüzyılı hedeflerimizi katılımcı bir şekilde milli iradenin şekillendirdiği, yeni, sivil bir anayasayla taçlandırmak istiyoruz. Aziz milletimizin bizden beklentisi, geçmişteki darbe etkilerinden arındırılmış gelecek odaklı, demokratik ve devletin işleyişini daha da etkinleştiren bir anayasadır. Bu beklentiyi milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimizde tüm partilerin, tüm grupların katkısıyla karşılamayı temenni ediyoruz. Ülkemizin demokrasi birikimi buna imkan sağlayacak olgunluktadır.”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ortak aklın ve millet iradesinin rehberliğinde en geniş mutabakatla yeni ve sivil bir anayasayı hayata geçirerek, Türkiye’yi vesayet zincirlerinden kalıcı bir şekilde tamamen kurtaracaklarını, güçlü ve lider ülke olma yolunda tarihi bir eşiği daha aşacaklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan emlak vergisi tartışmaları sonrası talimat…

Reklam