BIST 100
13.950,75 -2,00%
DOLAR
48,6400 0,03%
EURO
56,1400 -0,10%
GRAM ALTIN
6.671,65 -0,73%
BITCOIN
76.880,00 -2,79%
FAİZ
40,28 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
98,31 -0,59%
GBP/TRY
65,5640 -0,21%
EUR/USD
1,1532 -0,15%
BRENT PETROL
104,84 1,61%
ÇEYREK ALTIN
10.907,43 -0,73%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
26 °
Reklam

GÜNDEM

İlginç araştırma! Ebeveynlerin isim tercihi: Artık kimse bu ismi koyamıyor

İlginç araştırma! Ebeveynlerin isim tercihi: Artık kimse bu ismi koyamıyor

 ‘Türkiye’de Özel İsimlerin Tarihi’ konusunda çalışma yapan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Gürpınar, Tanzimat Dönemi ile başlayan modernleşme süreci sonrasında, insanların çocuklarına koyacakları isimlerdeki değişimi irdeledi. Prof. Dr. Doğan Gürpınar, araştırma sonuçlarını “Türkiye’de Özel İsimlerin Tarihi” adıyla kitap olarak da yayımladı.
Gürpınar’ın çalışmasına göre, insan isimleri bir bölgeyi, kültürü, inancı, duyguyu, ideolojiyi işaret edebildiği gibi bir anlamı ya da anlamsızlığı da gösterebiliyor.
Son yıllarda özellikle kız çocuklarına Asel, Lina, Lalin, Lavin, Linda, Almina, Pera, Alisa, Çise, Aysima, Mira, Mia, Mila, Esila, Eva gibi adların konulması veya bazı geleneksel isimlerin yeniden popüler olması dikkati çekiyor.
TANZİMAT’LA BİRLİKTE İSİMLER DE MODERNLEŞTİ
Prof. Dr. Doğan Gürpınar, AA muhabirine, çocuk sahibi olmanın insanların hayatındaki en özel an olduğunu, bu anı taçlandırmak için de çocuğa verilecek ismin büyük önem taşıdığını ifade etti.
Geçmişte Ahmet, Mehmet, Zehra, Zeynep gibi isimlerin yaygın ve bilindik olduğunu, son yıllarda ise ebeveynlerin çocuklarına daha çok duyulmamış adlar vermeyi tercih ettiğini söyleyen Gürpınar, “Geleneksel dünyada makbul olan geçmişti. Büyükbabanın, büyükannenin adını vermek, çocuğu ailenin silsilesine yerleştirmenin bir yoluydu. Modern şehirli yaşamda ise tam tersi, çocuğu gelecekle irtibatlandırmak için isim seçiliyor.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’de modernleşme sürecinin yaşandığı Tanzimat Dönemi ile çocukların isimlerini, olumlu haslet ve nitelikle ilişkilendirme eğiliminin görülmeye başlandığını dile getiren Gürpınar, şunları kaydetti:
“Eskiden bir ismin yaygınlaşıp sıradanlaşması 50 yılı buluyordu fakat bugün iletişim imkanlarının artmasıyla isimler çok kolay duyuluyor ve çok kolay eskiyor. Bu yüzden de 10-15 yıl önce yepyeni olan isim birden bırakılıyor, yeni isim geliyor. Yani aslında değişen isimler değil, isimlerin eskime süresi. Bugün birçok isme ‘bu da nereden çıktı’ diye bir küçümsemeyle bakılıyor. Bize çok alışıldık, geleneksel isim gibi gelen Necdet, Nilgün, Kemal, Zeki ezel ebet var olan isimler değillerdi. Örneğin, ‘Nilgün’ü direkt 1950 ile tarihlendirebiliyoruz. Çünkü Refik Halit Karay’ın romanından çıkma bir isim ve 1950’den önce ‘Nilgün’ diye bir isim yoktu.
En garip isimler duyanları güldürüyor

ROMANLARDAN TELEVİZYON DİZİLERİNE
Gürpınar, 1940’lı ve 1950’li yıllarda popüler roman karakterlerinin isimlerinin yaygınlaştığını ifade ederek, “‘Nilgün’ Refik Halit Karay’ın aynı adlı romanından, ‘Nalan’ Kerime Nadir’in Hıçkırık romanından çıktı. ‘Funda’ da Kerime Nadir’in bir romanındaki karakterdi. İlginç bir şekilde çalılık anlamına gelen ‘Funda’ bir erkek çocuğuna verilmiş fakat kız ismine dönüşmüş. O dönemde romanların etkisi, bugünkü dizilerle kıyaslanabilir.” dedi.
Prof. Dr. Gürpınar, son yıllarda özellikle televizyon dizilerinin isim modasına yön verdiğini, tarihi dizilerin ise bazı eski isimlere yeniden dönülmesine yol açtığını kaydetti.
Bazı isimlerin kötü şöhretli kişiler veya karakterlerle özdeşleştiği için kullanılmaz hale geldiğini ifade eden Gürpınar, “Bununla ilgili en açık örnek ‘Adolf’ ismi. Tabii ki Hitler sebebiyle artık kimse bu ismi koyamıyor. 20. yüzyılın başlarında yaygın bir Amerikan ismi olan ‘Donald’ da yavaş yavaş kayboldu. Şu an Donald Trump bir istisna. Çünkü 1930’larda Walt Disney karakteri ‘Donald Duck’ çıkınca kimse çocuğuna ördekle ilişkilendirecek bir isim koymak istemiyor.” diye konuştu.
Türkiye’de geçmişte yaygın olarak kullanılan ‘Şaban’ adının da bu talihsizliği yaşadığını vurgulayan Gürpınar, Hababam Sınıfı filmindeki “İnek Şaban” karakteri nedeniyle 1970’lerden sonra bu ismin çok azaldığını söyledi.
ZAMANA DİRENEN İSİMLER
Türkiye’de yaygın birçok ismin bölgesel kökenli olduğunun altını çizen Gürpınar, “Diyarbakır ve Mardin’de Şehmus, Adıyaman’da Abuzer ve Şeyho, Kahramanmaraş’ta Ökkeş, Hatay’da Bestami… Bunlar aslında türbelerden kaynaklı isimler ama her zaman böyle olmak zorunda değil. Adana civarında Cumali, Vahap isimleri kullanılır. Bazı isimler ulusallaşmadan, hep yerel kalıyor.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Gürpınar, yurt dışında gurbette yaşayan ailelerin isim seçiminde farklı dinamikleri olduğunu, yaşadığı ülkenin kültürüne benzer isimler koyan bir kişinin aslında çocuğunu oraya entegre veya asimile olmaya yönlendirirken, kendi kültürüne ait geleneksel isim koyan kişinin ise çocuğunun oradaki kültüre ve ortama direnmesi isteğini yansıttığını vurguladı.
DİNİ, SİYASAL, SINIFSAL ETKİLER
Peygamberler, halifeler ve sahabelerin isimlerinin de yaygın olarak kullanıldığını belirten Gürpınar, 19. yüzyılın sonunda edebiyat ve sanat dili olarak öne çıkan Farsça isimlerin de Türkiye’de yaygınlaştığının altını çizdi.
Türkiye’de Cumhuriyet sonrası Türkleştirme ve sekülerleşme politikaları gereği çocuklara konulan isimlerin de değişmeye başladığını vurgulayan Gürpınar, bu dönemde Mete, Atilla, Alparslan, Yavuz gibi eski Türk büyüklerinin yanı sıra Erman, Erkut, Ertuğrul gibi “er” (asker) ile başlayan isimlerin çok kullanıldığını hatırlattı.
Prof. Dr. Gürpınar, anlamı kadar ismin fonetiğinin, kulakta nasıl çınladığının da tercihlerde temel etken olduğunu dile getirdi.
Siyasetçiler, futbolcular gibi tanınmış şahsiyetlerin isimlerine öykünmenin de yaygın olduğuna dikkati çeken Gürpınar, Metin Oktay, Can Bartu, Ogün Altıparmak gibi futbolcuların isimlerinin bir dönem çok tercih edildiğini hatırlattı.
Gürpınar, Türkiye’de ve dünyada üst sınıfların, diğer kesimlere karşı üstünlüklerini işaretlemek amacıyla duyulmamış yeni isim koymayı tercih ederken, daha sonraları kendilerini o üst sınıflarla ilişkilendirmek isteyen, onlara öykünen orta sınıfların ve giderek daha geniş kesimlerin de bu tür isimleri benimsemeye başladıklarını sözlerine ekledi….

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Nusret Yılmaz, Trabzon’da gözaltına alındı

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Nusret Yılmaz, Trabzon’da gözaltına alındı

Görevden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve Dilek İmamoğlu’nun avukatı Nusret Yılmaz ‘Rüşvete aracılık etme’ suçundan, Trabzon’da gözaltına alındı. Yılmaz polis eşliğinde Trabzon’dan İstanbul’a getiriliyor.
Yunan basınından çarpıcı itiraf: Türkiye, Yunanistan’ı haritadan siliyor, Doğu Akdeniz’in hakimi oluyor!
Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından Nusret Yılmaz, İBB’ye yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında “rüşvete aracılık etmek” suçundan Trabzon’da gözaltına alındı. Yılmaz mevcutlu olarak İstanbul’a getirilecek.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik, İBB Başkanı İmamoğlu ve çok sayıda şüpheli hakkında “suç örgütü yöneticisi olmak”, “suç örgütüne üye olmak”, “irtikap”, “rüşvet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek” ve “ihaleye fesat karıştırmak” suçlarından yürüttüğü soruşturma devam ediyor.
TRABZON’DA GÖZALTINA ALINDI
Soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından biri olan Nusret Yılmaz hakkında ‘rüşvete aracılık etmek’ suçundan gözaltı kararı verildi. Trabzon’da bulunan avukat Yılmaz dün burada gözaltına alındı. Yılmaz mevcutlu olarak İstanbul’a getirilecek ve Vatan Emniyet’e götürülecek.
Eski Fenerbahçeli Joao Pedro küllerinden doğdu!…

Reklam
Uzaklaştırma kararını ihlal etti, nakliye çağırıp evi boşalttı

Uzaklaştırma kararını ihlal etti, nakliye çağırıp evi boşalttı

Antalya’da 2 yıldır süren boşanma davasında M.S.’nin (36) uzaklaştırma kararı aldırdığı eşi A.S. (35), iddiaya göre kararı ihlal ederek eve girip eşyaları kamyonetle götürdü. Evinin boş olduğunu görünce şikayetçi olan M.S., kızıyla birlikte Samsun’daki ailesinin yanına taşındı.
İlginizi Çekebilir
Konyaaltı ilçesinde yaşayan, 8 yıllık evliliğini yürütemediği gerekçesiyle boşanma davası açan M.S., yaklaşık 2 yıldır devam eden yargı sürecinde eşi hakkında uzaklaştırma kararı aldırdı. Ancak iddiaya göre A.S., eve nakliyeci çağırarak klima, televizyon, beyaz eşyalar, ziynet eşyaları, halılara kadar tüm eşyaları kamyonete yükleyip götürdü. Evinin boş olduğunu gören M.S., boşanma aşamasındaki eşinden şikayetçi oldu. Yaşananların ardından Antalya’da kalmak istemeyen M.S., kızıyla birlikte memleketi Samsun’daki ailesinin yanına taşındı.
‘AİLESİNİN YANINA TAŞINMAK ZORUNDA KALDI’
M.S.’nin avukatı Senar Furkan Başak, müvekkilinin büyük mağduriyet yaşadığını belirterek, “Müvekkilim 1,5 sene önce boşanmak için bize başvurdu. Söz konusu evlilik müvekkilim için çekilmez hale gelmişti. Bu süreçte davalı erkek için uzaklaştırma kararı talep ettik. Ancak müvekkilim evde olmadığı sırada davalı eve girerek klima, televizyon, beyaz eşyalar, ziynet eşyaları, hatta halılara kadar her şeyi kamyonete yükleyip götürdü. Müvekkilim eve kızıyla birlikte girdiğinde büyük şok yaşadı. Yaşanacak bir ev kalmadığını görünce Samsun’daki ailesinin yanına taşınmak zorunda kaldı” dedi.
Bankalar kampanyaları güncelledi! Yeni müşteriye düşük faizli kredi
‘KARŞI TARAF HAKLI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR’
Davalı tarafın, evlilik birliği içerisinde eşyaların kendisine ait olduğunu öne sürdüğünü kaydeden Avukat Başak, “A.S. kendisinin haklı olduğunu düşünüyor. Biz gerekli şikayetleri yaptık. Delillerimiz mevcut. Haklılığımız ortaya çıkacaktır. Ancak bu süreçte müvekkilim büyük mağduriyet yaşadı. Karşı taraf kendisini haklı görse de biz yargı süreciyle hakkımız olanı alacağız” diye konuştu.

ABD’yi kum fırtınası esir aldı: Ağaçlar devrildi, elektrikler kesildi!…

İstanbul Valiliği’nden ihtiyaç sahiplerine yardım genelgesi

İstanbul Valiliği’nden ihtiyaç sahiplerine yardım genelgesi

Vali Davut Gül’ün imzasıyla gereği için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, 39 ilçe kaymakamlığı ve belediye başkanlığı, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İstanbul İl Müftülüğü, İstanbul Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı, Valilik birimleri ile İstanbul CİMER Hizmet Bürosu’na gönderilen genelgede hayırseverler, sivil toplum kuruluşları, kamu kurum ve kuruluşları tarafından ihtiyaç sahibi öğrencilere, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında kalan çocuk ve yetişkinler ile diğer vatandaşlara yönelik çeşitli sosyal yardım çalışmaları yapıldığı belirtildi.
İlginizi Çekebilir
YARDIM DAĞITIMINA YENİ DÜZENLEME
Genelgede, dağıtımlarda yardım alan kişileri teşhir edici ve kamuoyunu rahatsız edici görüntüler oluştuğunun gözlemlendiğine dikkati çekilerek, bu durumun kişilik haklarına zarar verdiği, yardımların amacına uygun şekilde yapılmasını engellediği, bu nedenle sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve hayırseverlerce yapılacak yardımların belirli hususlar çerçevesinde gerçekleştirileceği vurgulandı.
Söz konusu sosyal yardım başvurularının kaymakamlıklar tarafından alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilen genelgede, bu değerlendirmede öğrencilerin gelişim seviyeleri, istek, ihtiyaçları ile pedagojik esaslara uygunluğunun gözetilmesi, uygun görülmesi halinde gerçekleştirilecek yardımların İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerince planlama, takip ve denetiminin yapılması istendi.
ÖĞRENCİLERE YARDIMLAR OKUL KOMİSYONU ARACILIĞIYLA ULAŞTIRILACAK
Genelgede, yapılan yardımların İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bildirilmesi, öğrencilere yapılacak yardımların doğrudan öğrencilere değil, ilgili okul müdürü, müdür yardımcısı, üç öğretmen, okul aile birliği başkanı ve 1 üyeden oluşan 7 kişilik bir komisyon tarafından teslim alınarak okul idaresi aracılığıyla dağıtımının sağlanması gerektiği kaydedildi.
Yardımların teslim alınması sırasında çekilecek fotoğraf ve video kayıtlarında hiçbir şekilde öğrencilere yer verilmemesi istenen genelgede, kayıtlarda yalnızca okul idaresi veya ilgili komisyonun yer alması, okullara teslim edilen kırtasiye, gıda gibi yardımların da okul idaresi tarafından öğrencilere dağıtılması gerektiği aktarıldı.
ABD’yi kum fırtınası esir aldı: Ağaçlar devrildi, elektrikler kesildi!
YARDIMLAR VELİLERE TESLİM EDİLECEK, DAĞITIMLARDA GÖRÜNTÜ ALINMAYACAK
Kıyafet, ayakkabı, tablet, bilgisayar gibi yardımların ise aile bağlarının kuvvetlendirilmesi ve çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasında ebeveynlerine duyduğu güvenin sarsılmaması adına öğrenci velilerine teslim edileceği belirtilen genelgede, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında kalan çocuk ve yetişkinlerle diğer vatandaşlara yönelik olarak yapılacak yardımlarda, fotoğraf veya video çekilmesine izin verilmemesine dikkat edilmesi vurgulandı.
Genelgede, belirtilen konuların başta kaymakamlar ve sorumlu amirlerce titizlikle takip edileceği kaydedilerek, uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesi istendi.
En düşük memur ve emekli maaşı için yeni tahmin! Zam oranları bu hafta belli oluyor…

Reklam
Trakya'yı bekleyen büyük felaket! Uzmanı uyardı: 2040'ta bekliyorduk 2020'li yılların ortalarında başladı

Trakya’yı bekleyen büyük felaket! Uzmanı uyardı: 2040’ta bekliyorduk 2020’li yılların ortalarında başladı

Türkiye genelinde iklim değişikliği, aşırı sıcaklar ve yetersiz yağışlar nedeniyle meydana gelen kuraklık, son 3 yıldır etkisini göstermeye devam ediyor. Kuraklıktan en çok etkilenen, tarım ağırlıklı geçimin sağlandığı Trakya’da da yer altı su ve yer üstü su kaynaklarında düşüşler yaşanıyor. NKÜ Ziraat Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Konukcu, Trakya’nın 2030 ve 2040’larda yaşaması beklenen kuraklık ve sıcaklık artışını, 2020’li yılların ortalarında yaşamaya başladığını belirtti.
İlginizi Çekebilir
Prof. Dr. Konukcu, “İklim değişimiyle ilgili 2000’li yıllarda yaptığımız çalışmalarda, 2020’li yıllarda 0,3 santigrat derece veya 2030’ların sonuna doğru 0,9 santigrat derece sıcaklık artışı meydana geleceğini öngörmüştük. Yağışlarda çok büyük artış olmasa da ilkbahar ve yaz yağışlarında artış bekleniyordu. Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığı zaman Türkiye daha fazla etkilenecek ama Trakya; Türkiye içerisindeki en az etkilenecek bölge olarak belirlemiştik. Ancak son yıllarda bunun tam tersini yaşadık” diye konuştu.
‘ORTALAMA 2 SANTİGRAT DERECE ARTIŞ YAŞIYORUZ’
Trakya’nın çok ciddi kuraklık yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Fatih Konukcu, “Şöyle ki iklim değişimi olmadan veya meydana gelmeden önceki verilere baktığımız zaman yağış 570 milimetre civarında, sıcaklık 13,8 – 14 santigrat derece civarındaydı. Ondan sonraki iklim değişiminin başladığı 30 yılda, yani 1990 ile 2020 yılı arasında sıcaklık yine fazla olmadı. Yağışlarda önemli bir değişiklik meydana gelmedi. Ancak 2015 yılından sonra son 10 yılda sıcaklık değişimi, iklim değişiminden önceki döneme göre 1,62 santigrat derece arttı Trakya bölgesinde. 2030’larda, 2040’larda yaşanması gereken kuraklık ve sıcaklık artışını 2020’li yılların ortalarında yaşamaya başladık maalesef. Şu anda 2 santigrat dereceye bir ortalama artış yaşıyoruz Trakya bölgesinde. Burada yağış olarak da yaklaşık 140 milimetrelik bir azalma var” ifadelerini kullandı.
80 yıllık dede mirası kuyuda korkunç manzara! ‘Hayatımda ilk kez gördüm’

TRAKYA BÖLGESİ BÜYÜK SU STRESİ YAŞIYOR
Yaşanan sıcaklık artışı ve yetersiz yağışın Trakya bölgesinde ciddi su krizlerine neden olduğunu değerlendiren Prof. Dr. Konukcu, “Şu anda çok ciddi su krizi yaşamıyor gibi bir durumdayız ama bunun sebebi yer altı sularının kendi potansiyelinin, yenilenebilir potansiyelinin üzerinde kullanıldığı için bu sıkıntıyı yaşamıyoruz. Suya sıkıştığımız zaman hemen bir sondaj açıyoruz dolayısıyla suyu, krizi salıyoruz. Ama aslında Trakya’da gerçekten şu anda yer altı suyuyla başlayacak olursak büyük stresin yaşandığı su kaynaklarından bir tanesi Trakya bölgesinde. 500 milyon metreküp civarında yıllık su potansiyeli ama şu anda 650 milyon metreküp su çekiliyor. Bunun yarıya yakını şehirler, yarıya yakın da sanayi. Bir kısmı da hatta üçe bölebiliriz bunu. Üç sektör de kullanıyor bu suyu” dedi.
En düşük memur ve emekli maaşı için yeni tahmin! Zam oranları bu hafta belli oluyor
‘SUYUN İHTİYAT AKÇESİ GİBİ KULLANILMASI GEREKİR’
Prof. Dr. Konukcu, 400 milyon metreküpten fazla su kullanılmaması gerektiğini söyleyerek, “Dolayısıyla bu suyun ihtiyat akçesi gibi kullanılması gerekir. Olur ki çok daha ileriki yıllarda art arda gelen kuraklıklar nedeniyle sanayi, şehirlerde ve tarımda gıda güvencesini sağlamak için çok acil durumlarda kullanılması gereken bir suyu biz sıkıştığımız anda ve en kolay bir şekilde kullanıyoruz. Bundan vazgeçmemiz gerekir. ‘Bundan nasıl vazgeçebiliriz’ sorusu akla geliyor o zaman. Şöyle ki; tarımda bir kere su kullanım randımanı çok düşük, yüzde 50’ler civarında. Bunu yüzde 70’e çıkarmış olsak, yüzde 20 toplamda büyük bir miktar su tasarrufu yapmış oluyoruz. Bunun tasarruf etmenin yolları bir aslında. Hem sulama sistemlerini hem sulama teknolojilerini yenileyerek ve bitkiye ihtiyaç duyduğu dönemde ihtiyaç duyduğu kadar su vererek, sulama sistemlerini modernize ederek, çiftçileri eğiterek bunu başarabiliriz” diye konuştu.
ABD’yi kum fırtınası esir aldı: Ağaçlar devrildi, elektrikler kesildi!
‘İHTİYAÇ OLMAYAN DÖNEMDE SU DEPOLANABİLİR’
Şehirlerdeki kayıp kaçak oranının yüzde 40’lara vardığını söyleyen Prof. Dr. Fatih Konukcu, şöyle konuştu:
“Bu ortalama bir rakam, şehirlere göre elbette değişebilir ama genelde böyle olduğunu biz biliyoruz. Dolayısıyla bunu yüzde 20’lere düşürmüş olsak, oradan da çok büyük bir kazanç sağlayabiliriz. O da bizi bir artı sağlar. Sanayide ise özellikle son yıllarda ıslak sanayi kollarına izin verilmiyor ama sanayide de yer altı suyundan daha ziyade yüzey su kaynaklarına yönelmesi gerekiyor. Yüzey su kaynaklarının büyük bir kısmı kirli ve kirlenmiş durumda. Her ne kadar ciddi önlemler alınmış olsa da hala kirli. Bunların en kısa zamanda temizlenmesi, projelerin tamamlanması ve yarım kalan baraj ve gölet inşalarının en kısa sürede gerçekleştirilmesi gerekiyor. Trakya bölgesinin bir avantajı 1500 civarında gölet ve baraj yapılabilir. Yeni yatırımlara, altyapı yapılarına yönelmek gerekiyor. Meriç suyu bizim için belki can suyu olabilir. Bu su ihtiyaç duyulmayan dönemde, suyun bol olduğu dönemlerde iç havzalara güneş enerjisi veya rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla depo edilmesiyle birlikte yer altı suları en az yüzde 50 kullanımı azaltılabilir ve su stresi de önlenmiş olabilir Trakya bölgesinde….

Fay hattı kayıyor: Gelenbe Fayı depremler üretmeye başladı

Fay hattı kayıyor: Gelenbe Fayı depremler üretmeye başladı

Kendi yaşadığı bölge olan Balıkesir’de 10 Ağustos’ta meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki deprem sonrası yaşanan binlerce artçı sarsıntıyı değerlendiren Jeoloji Mühendisi Aysun Aykan, deprem aktivitesinin doğuya doğru kaymakta olduğunu söyleyerek Gelenbe Fayı’nın da küçük ölçekte depremler üretmeye başladığını söyledi.
İlginizi Çekebilir
Aykan, “Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen depremler vatandaşlarda tedirginliğe neden oldu. 4 ve 5.1 büyüklüklerinde artçı depremlerin olması normal. Daha çok deprem fırtınasına benziyor. Bu büyüklüklerde depremler, uzun bir süre daha devam edecektir. Depremler, Sındırgı Fayı’nın olduğu bir bölgede devam ediyor. Sındırgı Fayı’nın batı kısmında, kuzey güney doğrultulu, Gelenbe Fayı var. Gelenbe Fayı’nda 2019’da kuzey ucunda 5 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti ve uzun süre artçılar devam etmişti. Şu anki deprem aktivitesinin doğuya doğru ilerlemiş olduğunu görüyoruz. Belli zamanlarda bir deprem fırtınası şeklinde gelişiyor. Depremlerin hemen yakınındaki faya transferi sonucunda, Gelenbe Fayı’nda da küçük ölçekte depremler meydana geliyor. Depremlerin transferi devam ederse Balıkesir’de yeni depremler gelişebilir” ifadelerine yer verdi.

“BİNANIZI KONTROL ETTİRİN”
Aykan, bölgedeki binaların kontrol edilmesi gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“Sındırgı’da uzun bir süre depremler devam edecektir. Dolayısıyla 4 büyüklüğünün üzerindeki depremlerde, hasar gören binaların, yapısal hasarların kontrol edilmesi gerekmektedir. Genellikle bu tür deprem fırtınaları büyük bir yıkıma yol açmaz, fakat depremler uzun bir süre devam edebilir, bu yüzden evlerde oluşan yapısal hasarların kontrol ettirilmesi gerekir. Vatandaşlarımızın bu yönde önlem almaları ve artçı sarsıntılara karşı bilinçli olmaları ve dikkatli olmaları gerekir.”…

Düğünde drona para takmaya çalıştı! Az kalsın elinden oluyordu

Düğünde drona para takmaya çalıştı! Az kalsın elinden oluyordu

Halaydakilerin üzerine fırlayan dron önce halaydakilere çarptı, sonra düştü. O anlar sosyal medyada beğeni yağmuruna tutuldu.
DÜĞÜNDE DRONA PARA TAKMA DENEMESİ KAZAYLA BİTTİ
Bursa’da sosyal medyada içerik üreten Soner Aydın(32), memleketi Giresun’da yeğeninin sünnet düğününe gitti. Düğüne dron operatörü arkadaşı ile birlikte giden Aydın, ağabeyinden drona para takmasını söyledi.
İlginizi Çekebilir
Ağabeyi halay esnasında kendisine yaklaşan drona para takarken yanlışlıkla eli pervanelere çarptı. Çarpmayla birlikte dengesini kaybeden dron halayda bulunan davetlilere çarparak düştü. O anlar hem dron kamerasına hem de davetlilerin cep telefonuyla kayıt altına alınırken, sosyal medyaya yüklenen video beğeni rekorları kırdı.
Düğünde yaşanan o anları anlatan Soner Yalçın, “Ağabeyimin oğlunun sünnet düğünü için Giresun’a gittim. Drone operatörü arkadaşımı da yanıma aldım. Ağabeyime de drona para takmasını söyledim. Ağabeyim hem halayı bırakmadı hem de para takmaya kalkıştı. O sırada parayı sıkıştıracak yer bulamayınca eli pervanelere çaptı. Dronda dengesini kaybederek halaydakilere çarptı. Neyse ki kimseye bir şey olmadı, dronda sağlam. Bizim için de güzel bir anı oldu. Sosyal medyaya yüklediğimizde video oldukça izlendi. İnsanların tepkileri de güzel. Buradan çıkarılan sonuç düğünde drona para takmayın, gidin droncunun cebine para sıkıştırın” ifadelerini kullandı.

Bankalar kampanyaları güncelledi! Yeni müşteriye düşük faizli kredi…

Reklam
80 yıllık dede mirası kuyuda korkunç manzara! ‘Hayatımda ilk kez gördüm’

80 yıllık dede mirası kuyuda korkunç manzara! ‘Hayatımda ilk kez gördüm’

Türkiye’nin tarım başkenti olarak bilinen Konya Ovası, tehlikeli boyutlara ulaşan kuraklık ve aşırı su tüketimi nedeniyle ciddi bir riskle karşı karşıya.
Yıllardır azalan yağışlar ve bilinçsiz tarımsal sulama, yeraltı sularının hızla çekilmesine ve beraberinde obruk oluşumlarının artmasına neden oluyor.
İlginizi Çekebilir
Sarayönü ilçesinde yaşayan çiftçi Ramazan Yılmaz, 80 yıldır kullandıkları kuyunun durumunun kuraklığın boyutunu gözler önüne serdiğini belirtti.
Yılmaz, dedelerinden kalma bahçe sulamasında kullandıkları 80 yıllık kuyularında ilk kez su bittiğini vurgulayarak, “3-4 metreden su çıkıyordu ama kurudu. Hayatımda ilk kez kuyunun susuz kaldığını gördüm. Şimdi kuyuyu derinleştirmeye suya ulaşmaya çalışıyoruz kaç metrede bulacağız bilmiyoruz” dedi.
Özel temsilci Barrack, yarı özerliklik hedefini açık etti: ABD’den Suriye’de rota değişikliği sinyali
“BÖLGEDE TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR”
Tarımsal sulama kullandıkları kuyularında ise 7-8 yıl öncesine kadar 20-30 metreden su çıktığını ancak şimdilerde 200 metreye kadar indiğini anlatan Yılmaz, “Hem tarlada hem bahçede her yıl daha da derine inmek zorunda kalıyoruz. Suyumuz tamamen tükeniyor, bölgede tehlike çanları çalıyor” diye konuştu.

Bölgedeki çiftçiler, bu durumun bitkisel üretimi olumsuz etkilemesinden endişe duyuyor. Yeraltı sularının tükenmesi, Konya Ovası’ndaki tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
Yetkililer, bu durumun önüne geçmek için modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve su tasarrufu bilincinin artırılması gerektiğine dikkati çekiyor.
Çiftçiler de su kaynaklarının etkin ve bilinçli kullanılması çağrısında bulunuyor. Kuraklık, tüm bölge için ciddi bir endişe kaynağı oluşturuyor ve bu tehlikeli gidişata karşı acil önlemler alınması gerektiği vurgulanıyor.
Bankalar kampanyaları güncelledi! Yeni müşteriye düşük faizli kredi…