BIST 100
14.251,29 1,22%
DOLAR
47,1625 0,15%
EURO
53,9576 0,01%
GRAM ALTIN
6.026,25 0,08%
FAİZ
41,10 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
83,30 -0,99%
BITCOIN
63.349,00 -1,14%
GBP/TRY
63,5320 -0,13%
EUR/USD
1,1437 -0,04%
BRENT
84,86 0,75%
ÇEYREK ALTIN
9.852,92 0,08%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
21 °
Reklam

SİYASET

Reklam
Beşiktaş'ta kan donduran olay! Yeni doğan bebeğini çöpe atıp alışverişe gitti: Anne gözaltında

Beşiktaş’ta kan donduran olay! Yeni doğan bebeğini çöpe atıp alışverişe gitti: Anne gözaltında

Beşiktaş’ta sabah saatlerinde çöpleri toplayan belediye ekipleri, konteynerin yanına bırakılmış bebek cesedi buldu. Yapılan incelemede bebeğin cesedinde yanık ve kesik izlerinin olduğu belirlendi.
İlginizi Çekebilir
Olay saat 06.00 sıralarında Mecidiye Mahallesi Çevirmeci Sokak’ta meydana geldi. Sokaktaki çöpleri toplayan belediye ekipleri, çöp konteynerinin yanına bırakılmış bir bebek cesedi buldu.
İhbar üzerine olay yerine acil sağlık ve polis ekipleri geldi. Yapılan incelemede hayatını kaybeden bebeğin vücudunda yanık ve kesik izlerinin olduğu tespit edildi. Bebeğin cenazesi yapılan incelemelerin ardından Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Polis bebeği öldürüp çöp konteynerine atanları tespit etmek için soruşturma başlattı.

ABD basınından Türk denizaltılarına övgü: Düşman radarına yakalanmıyor, bölgesel güç dengelerini sarsacak!
39 YAŞINDAKİ ANNE GÖZALTINA ALINDI
Bu acı olaya dair ayrıntıları CNN Türk muhabiriMerve Tokaz aktardı. Olaya dair son gelişmeler şöyle;
“Beşiktaş Ortaköy’de dün çöp konteynerından çöpleri toplayan bir belediye personeli burada bir bebek cesedi buldu. Çevirmeci sokağında yaşandı olay.İlk olarak bebeğin yaşayıp yaşamadığı ekipler tarafından hemen kontrol edildikten sonra bebeğin hayatını kaybettiği belirlendi. Sonrasında ihbar üzerine de hem polis ekipleri hem sağlık ekipleri olayın gerçekleştiği noktaya geldi.
Bebekte yapılan incelemelerde sağlık ekipleri tarafından kordonunun yeni kesildiği ve vücudunda da çeşitli yanıkları olduğu tespit edildi. Sonrasında da bu sokakta şerit çekilerek polis ekipleri olay yerine ilişkin incelemelerde bulundu. Bebeğe ait ceset de incelenmek üzere adli tıp kurumuna götürüldü.
Asayiş şube müdürlüğü ekipleri gece boyunca çalışmalara devam etti. Kim tarafından bebeğin bu noktaya, bu konteynera atıldığını tespit etmek için başlatılan çalışmalar nihayet neticesinde de bebeği çöp konteynerine atan annenin kimliği tespit edildi.

BEBEĞİ KENDİ İMKANLARIYLA DOĞURMUŞ
39 yaşındaki 3 çocuk annesi E.A tarafından atıldığı belirlendi. Akabinde hemen kimlik tespitinin ardından da anne gözaltına alındı.
Öte yandan ekipler tarafından yapılan incelemelerde bebeği kendi imkanlarıyla doğurduğu belirlendi.Şimdi civarda geniş şaplı aramalar da gerçekleştirildi. Güvenlik kameraları, kayıtları, polis ekipleri tarafından tek tek incelendi ve şöyle bir tespite ulaşıldı.
Annenin bebeği doğurup sonrasında cesedi bir kutuya koyup ardından da bu konteynıra attığı tespit edildi.
Bursa’da kriz! Muhtar uyardı: Son 10 günde su fazlasıyla tüketildi
BEBEĞİ ÇÖPE ATIP MARKETE GİTTİ
Peki sonrasında ne yapıyor? Markete gidiyor. Yani bu bebeği kendi imkanlarıyla doğurup onun hayatına son verdikten sonra kutuya koyarak bu konteynıra attı ve markete gitti.
Soruşturma devam ediyor. Anne gözaltında, neden böyle bir şeyi yaptı, ne amaçla gerçekleştirdi? Tüm bunlar tabii ortaya çıkacak gerçekleştirilen soruşturma neticesinde. Yine bebek ile ilgili yapılan incelemeler de Adli Tip Kurumu’nda devam ediyor.”

‘Suç kaydı’ var ama dışarıdalar…

Hiçbir belirtisi ve ağrısı yoktu, tesadüfen öğrendi: Dünyam başıma yıkıldı

Hiçbir belirtisi ve ağrısı yoktu, tesadüfen öğrendi: Dünyam başıma yıkıldı

16 yıl önce hamileliği sırasında diyabet teşhisi konulan iki çocuk annesi 42 yaşındaki Deniz Ağca, yıllar içinde hipertansiyon, görmede azalma ve kilo problemleriyle mücadele etti. Tüp mide ve katarakt ameliyatları geçirdi. Ancak takipleri yapılırken bir kontrolde, böbreklerinin artık tamamen iflas ettiği anlaşılan Deniz Ağca için böbrek nakli gerekliliği ortaya çıktı.
HAMİLELİKTE BAŞLAYAN SAĞLIK SORUNLARI BÖBREK YETMEZLİĞİNE DÖNÜŞTÜ
Deniz Ağca yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı: “Hamile kaldığımda diyabet tanısı kondu. O günden beri insülin kullanıyorum. Zaten annemde, ablamda ve abimde de vardı; yani genetik bir durumdu. Doğumdan sonra da insülin kullanmaya devam ettim. Ancak uzun yıllar devam eden kilo problemim de vardı ve bu nedenle iki yıl önce tüp mide ameliyatı olmaya karar verdim. Ameliyat sonrası 30 kilo verdim ve diyabetim kontrol altına alındı. Ama herhalde genetik kaynaklı olduğu için tamamen geçmedi; sadece değerlerim düşüktü.” Zamanla görme problemleri yaşamaya başlayan Ağca, “Gözlerim de bulanık görme başladı. Doktora gittiğimde katarakt olduğunu öğrendim. Ameliyat oldum, ardından kanamalar başladı. Gözlerime lazer tedavileri uygulandı. Bu arada göz dibi muayenesi yapan doktorum tansiyonumu düzenli kontrol etmemi önerdi. Eve gidip ölçtüğümde 19 çıkınca çok şaşırdım. Çünkü hiçbir belirtim yoktu, ağrım da yoktu. Vücudumdan başka hiçbir sinyal almamıştım.”

‘DİYALİZLE TANIŞMAM, HER ŞEYİN DEĞİŞTİĞİ ANDI’
Yükselen tansiyonun ardından yapılan tetkikler, Deniz Ağca’nın böbreklerinin artık görevini yapamadığını ortaya koydu. Yaşadığı şaşkınlığı ve bu sürecin kendisinde yarattığı etkiyi şu sözlerle aktardı: “Devlet hastanesinde dahiliyeye gittim. Doktor sonuçlara baktıktan sonra, ‘Senin böbreklerin iflas etmiş. Nakil olman gerekli ’dedi. Dünyam başıma yıkıldı. Çünkü bugüne kadar hiç böbrek ağrım olmamıştı ve idrarımı yapabildiğim için iyiyim sanıyordum. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı ardından nakil sürecini yürüten Doç. Dr. Veysel Umman ile tanıştım. Her ne kadar iyi ellerde olduğumu bilsem de çok korkuyordum. Bu süreçte diyalize başlamam gerekti. Yaklaşık iki ay boyunca haftada üç gün, dörder saat diyalize girdim.”
‘EŞİM DOĞUM GÜNÜ HEDİYEM OLARAK BÖBREĞİNİ VERDİ’
Nakil gerektiği söylendiğinde ise aklından geçen ilk cümle, onu hayata bağlayacak bir gelişmenin kapısını aralayan Deniz Ağca, duygularını şöyle aktardı: “Bana böbrek nakli olmam gerektiğini söylediklerinde aklıma gelen tek şey; ‘Ben kimseye, bana böbreğini ver diyemem ’olmuştu. Eşim bu sözümü telefonda konuşurken duymuş. ‘Senin böbrek aramana gerek yok. Ben sana doğum günü hediyesi olarak böbreğimi veririm” dedi.
‘VERİCİ OLMANIN İŞİMİ ETKİLEMEYECEĞİNİ ÖĞRENİNCE İÇİM RAHATLADI’
Deniz Ağca’nın eşi, polis memuru İsmail Ağca, eşinin böbrek yetmezliği haberini aldığında yaşadığı duyguları ve verici olma kararını şu sözlerle anlattı: “Eşim, ‘Ben kimden böbrek alacağım? ’dediğinde içimden dedim ki: ‘Hiç canını sıkma, ben bağış yaparım sana. ’Onun üzülmesini istemedim. Tahlil ve tetkik sürecimiz başladı, doku uyumlarımız da uygun çıkınca kesin kararımı verdim.” Ağca, bu karar öncesinde aklındaki en büyük sorunun mesleğini etkileyip etkilemeyeceği olduğunu ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “İşimi etkiler mi diye kaygılarım vardı. Hocalarımız, herhangi bir kısıtlama olmayacağını, görevime devam edebileceğimi söyledi. Bu güvenceyle rahatladım. Ayrıca nakil sürecinde herhangi bir ücret ödemediğimizi, her şeyin devlet tarafından karşılandığını öğrenince içimiz daha da rahatladı.”
DOÇ.DR. UMMAN: ‘NAKİL, BU HASTA İÇİN TEK ÇÖZÜMDÜ’
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, Deniz Ağca’nın böbrek fonksiyonlarının artık geri dönülmez biçimde bozulduğunu ve naklin kaçınılmaz hale geldiğini ifade ederek şu bilgileri verdi: “Deniz Hanım bize geldiğinde oldukça yorgun, bitkin ve hem fiziksel hem psikolojik olarak dirençsizdi. Birkaç aydır devam eden böbrek yetmezliği şikayeti sebebiyle takip altındaydı ve böbrek nakli araştırması içerisindeydi. Deniz Hanım’ın durumu biraz özel bir durumdu. Diyabete ek olarak obezite cerrahisi geçirmiş, hipertansiyonu vardı. Bu hastalıklar, böbrek damar yapısına zarar vererek zamanla fonksiyon kaybına yol açmıştı. Artık böbrekler çalışmıyordu, diyaliz sürecine girmişti ve nakil tek çareydi.”

İlginizi Çekebilir
‘NAKİL KARARI KONSEY TARAFINDAN ALINDI’
Hastanın, hastane bünyesindeki multidisipliner nakil konseyi tarafından ayrıntılı değerlendirmelerden geçirildiğini belirten Doç. Dr. Umman, operasyon sürecini anlattı: “Nefroloji, cerrahi ve diğer ilgili branşlardan uzmanların katılımıyla hasta ve verici adayı detaylıca değerlendirildi. Alıcı-verici uyum testleri yapıldı. Hem alıcı, hem verici tarafın da ameliyata uygun olduğuna karar verildikten sonra yaklaşık 5-6 saat süren başarılı bir operasyonla nakli gerçekleştirdik.”
Bu vakanın cerrahi anlamda da zorlu bir vaka olduğunun altını çizen Doç. Dr. Umman şunları anlattı: “Deniz Hanım’ın ameliyatını normalden daha güç hale getiren iki önemli etken vardı. İlki, hastamızın vücut kitle indeksinin yüksek olmasıydı. Bu durum, böbreği yerleştirirken ve yeni damar bağlantılarını yaparken daha derin bir alanda çalışmamızı gerektiriyor, bu da cerrahiye erişimi oldukça zorlaştırıyordu. Ancak esas zorluk, böbreğin bağlanacağı damarların hem diyabet hem de hipertansiyon nedeniyle zarar görmüş ve plaklarla kaplı olmasıydı. Bu durumda uygun damar alanını bulmak, damar içindeki plakları temizlemek ve kan akışının kesintisiz sağlanmasını garanti etmek için titiz bir çalışma gerekiyordu.’’
‘HEM HASTAMIZ HEM VERİCİMİZİN GENEL DURUMU İYİ’
Doç. Dr. Umman, ameliyat sonrası dönemin sorunsuz geçtiğini ve hem hasta hem vericinin günlük yaşantılarına sağlıklı şekilde döndüğünü söyledi: “İsmail Bey şu anda istirahat döneminde, yakında işine dönecek. Deniz Hanım ise günlük hayatına adapte oldu, herhangi bir komplikasyon yaşanmadı.”
‘ERKEN TANI, BÖBREK YETMEZLİĞİNİ ÖNLEYEBİLİR’
Doç. Dr. Veysel Umman, böbrek yetmezliğine yol açan hastalıkların erken dönemde kontrol altına alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıklar, zamanında kontrol altına alınmazsa organ yetmezliğiyle sonuçlanabilir. Şeker hastalığı sanki kronik ve ailmde de vardı ve uzun süre bununla yaşayabilirim gibi düşünülüp ihmal edilebilen aslında gizli gizli gözden böbrek damarlarına kadar tüm vücut damar ağını bozan bir hastalık. Hastamız obezite cerrahisi geçirmesine rağmen tekrar kilo alımı olmuş ve diyabeti devam etmiştir. Bu hasta grubunun diyabetinin tüm hasarlarının ve özelikle de böbrek hasarının farkında olmaları çok önemlidir. Erken tanı, bu tür dramatik sonuçların önüne geçilmesi açısından çok değerli. Ancak böbrek yetmezliği gelişmişse ve verici uyumu sağlanabiliyorsa, nakil hastanın hayatını kurtarabilecek bir çözümdür.”…

Savcıdan umut veren açıklama: Rojin’in ölümünde iki şüpheli üzerinde duruluyor

Savcıdan umut veren açıklama: Rojin’in ölümünde iki şüpheli üzerinde duruluyor

Van’da kaldığı yurttan 27 Eylül 2024’te çıkan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in (21) cansız bedeni, 15 Ekim 2024’te göl kıyısında bulunmuştu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
İlginizi Çekebilir
Yurttan çıktıktan sonra bir daha haber alınamayan ve 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş, adalet mücadelesine devam ediyor. Geçen sene bu tarihlerde üniversiteyi kazanan kızının heyecanına ortak olan baba, ölümünün acısını her geçen gün katbekat yaşıyor. Soruları cevapsız kalan baba, iki ay önce savcı ile görüşmesinde aldığı cevapla kızının katiline ulaşmanın umuduyla yaşıyor.
”YAKALANSA, CEZASINI ÇEKSE, BİZ AZ DA OLSA NEFES ALACAĞIZ”
Nizamettin Kabaiş, çok büyük bir acı yaşadıklarını, geçen sene bu vakitlerde Rojin’in üniversite hazırlığını yaptığını söyledi. 24 Eylülde kızıyla Van’a gittiğini belirten acılı baba Kabaiş, “Çok zor bir durum, çok büyük bir acıdır. Keyfi yerindeydi. Okulun açılmasına daha 1-2 gün kala Rojin, sürekli hazırlık yapıyordu. Minare yapma işine gidiyordum eve geldiğimde ona para veriyordum. Rojin’im sana ne lazım, ‘Baba, elbise alacağım’ deyip hazırlığını yapıyordu. Geçen sen bu tarihlerdeydi. Ama ne yazık ki bu sene yoktur. Üniversiteye güvendik, yurda güvendik, teslim ettik. Onlarda sahip çıkmadılar. O yüzden bütün ailelere buradan çağrı yapıyorum. Herkes çocuğuna mukayyet olsun, sürekli takipte olsunlar. Bazı üniversiteler iyidir, ama bazıları sahip çıkmadı. Van 100. Yıl Üniversitesi, sonuna kadar onlardan şikayetçiyim. Hukuki süreç çık sıkıntılı geçti. Çalışmalar eksikti. İki kişiye ait DNA’lar var Rojin’in bedeninde. Van’a sürekli gidip avukatlarla beraber savcımıza söylüyoruz. Bunlar vardır, delildir, tespittir, kanıttır. İki kişi Rojin’e zarar vermiş. Suçlu kişiler var, ama tutuklama yok. Dediler belki bulaştır. Defalarca gittik, bulaş değildi. Taşıyan kişiler olsa, jandarma olsa, ekipler olsa. Hepsine baktılar. En son gittiğimizde 109 kişiye bakmışlar, bulaş değil. Bu ne anlama geliyor. İki erkeğe ait DNA vardır, onlar Rojin’e zarar vermiş. Hem boğazında zarar var, hem sırtında, ayağında. Serçe parmağı kırıktır. Bunlar hepsi delildir, tespittir, kanıttır. Kızımı katletmişler. Ama Van 100. Yıl Üniversitesi yangından mal kaçırır gibi aceleden dediler intihar etmiş. Kızım, kesinlikle intihar etmemiş. Van ve Diyarbakır Barosu yazılı açıklama yaptı. Dediler, ‘Bulaşın sonu geldi, bulaş değil.’ Onlar yakalansa, cezasını çekse, biz az da olsa nefes alacağız. Allah, kimsenin başına getirmesin. Ölüm sebebi belli olmazsa o daha da büyük bir acıdır. Çocuğuma ne oldu, kim ne yaptı, neden yaptılar 3 günlük bir öğrenciye. Ne kadar bu soruları soruyoruz maalesef cevap alamıyoruz. ‘Çalışıyoruz, bakacağız, çıkartacağız’ cevaplarını alıyoruz. Avukatlarımız soru soruyor, önemli sorular vardır. O soruların cevabı gelirse kesin ve kesin olay çözülür. Mesela, kulağın içindeki larvalar, onun cevabını istiyorum, avukatlarımız istiyor. Bakacağız bakacağız, 11 aydır hala aynıdır. Rojin’in akciğerinde su yoktur, onun cevabını da alamıyoruz. Kaç gün suda kalmış, kaç gün önce rahmet etmiş, hangi saatte rahmet etmiş, bunların cevabı gelirse belli olur” dedi.

“ROJİN OLAYINDAN SONRA PSİKOLOJİM ALTÜST OLDU”
Yaşadığı acının psikolojisini altüst ettiğini belirten Kabaiş, ilaç tedavisi gördüğünü söyleyerek, “Rojin olayından sonra psikolojim tamamen bozuldu. Doktora gittim, ilaç kullanmaya başladım. İlacı kullanmazsam uyuyamıyorum, kullanırsam da sürekli uyku yapıyor. En son savcımızla görüşmem iki ay önceydi. Savcımız, bunu söyledi. Daha öncede söyledi ama bu sefer ciddi umut verdi. Bana dedi ki, ‘Fazla ağlama, kendini üzme, bir şey bulmuşum, bir şey biliyoruz. Sabret, çıkartacağız. İki kişiden şüpheleniyoruz’ dedi. İki kişi dediği, demek ki iki kişinin DNA’sı vardır. Odur işte. Bana bu umudu verdi. Birazda olsa ferahlamışım. İnşallah o katillerde bulunur, en ağır ceza ne ise çeksinler. Çünkü biz çok acı çekiyoruz” diye konuştu.
Galatasaray’da Donnarumma için Gardi devrede! İşte bonservis rakamı…

Reklam
200 yıllık gelenek: Bartın’da köylüler 3 saat boyunca topluca mısır soydular

200 yıllık gelenek: Bartın’da köylüler 3 saat boyunca topluca mısır soydular

Ulus ilçesine bağlı 6 köyün 12 mahallesinde 2 asırdır sürdürülen ‘mısır imecesi’ bu yıl da yapıldı. Alıçlı, Aşağıçamlı, Kozanlı, Köklü, Çubukbeli ve Yukarıdere köylerinde toplanan mısırlar, Alıçlı köyü muhtarlık binası önüne getirildi.
‘Suç kaydı’ var ama dışarıdalar
KÖYLÜLER MISIR İMECESİNDE BULUŞTU
Burada köylüler tarafından imece usulü soyulan mısırların bir bölümü öğütülürken, bir kısmı da tohum için ayrıldı. 3 saat süren etkinlikte köylüler, mani ve türküler söyleyip keyifli vakit geçirdi.

Çocuklar da büyüklerine eşlik etti. Yöreye özgü ‘malak çorbası’ pişirilip ikram edildi. Etkinliğe Ulus Kaymakamı Fırat Kadirpoğlu, Ulus Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Uzun ile Kastamonu, Karabük ve Zonguldak’tan çok sayıda kişi katıldı.

‘İMECE GELENEĞİNİN SÜRDÜRÜLMESİ BİZLERİ SEVİNDİRİYOR’
Ulus Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Uzun, “6 köyde yaşayan vatandaşlarımız 200 yıl önceki gelenek ve göreneklerini yaşatmaya çalışıyorlar. Buranın en önemli gelenekleri arasında yer alan mısır imecesidir. Geçmişte köylerde yaşayan insanlar bir araya gelerek orak imecesi de yapıyordu. Buradaki asıl gaye, ortak işlerin toplanarak daha verimli hale gelmesini sağlamaktı. Günümüzde imece geleneği artık bitmek üzere ama burada yaşatılmaya çalışılıyor, bu da bizi sevindiriyor” dedi.

Fenerbahçe’den Marco Asensio operasyonu! Gece yarısı İstanbul’a geldi…

81 ilde sığınak projesi: Her bir kişiye bir metrekare düşecek, en az 21 gün yaşayabilecek şekilde planlanacak

81 ilde sığınak projesi: Her bir kişiye bir metrekare düşecek, en az 21 gün yaşayabilecek şekilde planlanacak

Milli İstihbarat Teşkilatı Akademisi (MİA), İsrail ile İran arasında yaşanan ve bölgede dengeleri sarsan 12 günlük savaşa dair çarpıcı bir analiz yayımladı.
MİA’nın raporundaki en dikkat çekici çağrılardan biri “kitlesel sığınak” vurgusu oldu.
Raporda, “Stratejik tesislerde gerekli teknik şartlara sahip sığınaklar kurulmalı, özellikle büyük şehirlerde kolay ulaşılabilir kitlesel sığınaklar inşa edilmelidir” ifadeleri yer aldı. Orta Doğu’da son yaşanan savaş ve gerilimler sırasında MİT Akademisi’nin hazırladığı raporlar doğrultusunda TOKİ ise çalışmalara başladı.
Türkiye’nin sığınak altyapısı tehditlere uygun hale getirilecek. TOKİ 81 ilde modern sığınaklar yapacak. Başta millet bahçelerinin altı olmak üzere birçok alana sığınakların inşa edilmesi bekleniyor.

“120 GÜN İÇERİSİNDE HEPSİ BİTEBİLECEK”
Konuyla ilgili Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhit Birlikleri Federasyonu (DAİMFED) Genel Başkanı Mustafa Karslıoğlu, açıklamalarda bulundu.
Karslıoğlu, hükümetimiz gerekli talimatları verdikten sonra inşa sürecinin hemen başlayacağını belirterek, “Çeşitli üniversitelerde sığınakların yalıtımları projelendirdikten sonra mevcut millet bahçelerin ve belirlenecek alanlarda 120 gün içerisinde hepsi bitebilecek şekilde inşalar başlayacak. Sığınağı sadece savaş olarak algılamamalıyız, salgın hastalık ve deprem, afet ve sel var” diye konuştu.
“HER BİR KİŞİYE BİR METREKARE DÜŞECEK”
Açıklamasını sürdüren Karslıoğlu, “TOKİ’nin tecrübesi ve müteahhit firmalarımızın güvenilirliği ile bu projeler kısa sürede tamamlanacaktır. Her bir kişiye bir metrekare düşecek bir alan yapılacak ve orada en az 21 gün yaşayabilecek şekilde planlanacak. Önümüzdeki süreçte her ilin valiliklerinin belirleyeceği yerlerde bu projeler yapılacak. Bugün 100 bin nüfuslu bir ildeki sığınak adeti ile büyükşehirlerdeki sığınak adetleri aynı olmayacak” ifadelerini kullandı….

Mersin'de 3 milyon 542 bin uyuşturucu hap ele geçirildi: 8 gözaltı

Mersin’de 3 milyon 542 bin uyuşturucu hap ele geçirildi: 8 gözaltı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Emniyet Genel Müdürlüğü koordinesinde düzenlenen narkotik operasyonunu sosyal medya hesabından paylaştı.
Buna göre, Mersin Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüklerince yapılan ortak çalışmalar sonucunda; Akdeniz ve Tarsus ilçelerinde operasyon düzenlendi. Operasyonda 3 milyon 542 bin uyuşturucu hap ele geçirildi, 8 şüpheli yakalandı.
‘Suç kaydı’ var ama dışarıdalar
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın paylaşımı şöyle;
“Mersin’de 3 milyon 542 bin adet uyuşturucu hap ele geçirdik.Mersin İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüklerince yapılan ortak çalışmalarda; Akdeniz ve Tarsus ilçelerinde düzenlenen operasyonumuzda;
3 Milyon 542 Bin adet Uyuşturucu Hap ele geçirdik. Operasyonda 8 şüpheliyi yakaladık.
Mersin Valimizi, operasyonu koordine eden Mersin Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyona destek veren MİT mensuplarımızı, EGM Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığımızı, operasyonu gerçekleştiren Mersin İl Emniyet Müdürümüzü ve Polislerimizi tebrik ediyorum.
Gençler, uyuşturucuya karşı yürüttüğümüz bu mücadele sizleri koruma mücadelesidir. Geleceğinizi çalan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerden uzak durun. Biz sizin yanınızdayız. Zehir tacirlerine işledikleri suçların bedelini en ağır şekilde ödetiyoruz, ödetmeye de devam edeceğiz.”

ABD basınından Türk denizaltılarına övgü: Düşman radarına yakalanmıyor, bölgesel güç dengelerini sarsacak!…

Okullarda uyum haftası başladı! İstanbul'da trafik trafik yoğunluğu oluştu

Okullarda uyum haftası başladı! İstanbul’da trafik trafik yoğunluğu oluştu

İstanbul’da okul öncesi ve ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin eğitime başladığı haftanın ilk iş gününde trafikte yoğunluk yaşanıyor.
Megakentte 2025-2026 eğitim öğretim yılı kapsamında okul öncesi eğitim ile ilkokul birinci sınıf öğrencilerine yönelik uyum haftası başladı.

Okul servislerinin de yola çıktığı haftanın ilk iş gününde kent genelinde sabah saatlerinden itibaren trafikte yoğunluk yaşanıyor.
Anadolu Yakası’nda D-100 kara yolu Ankara istikametinde Göztepe mevkisinden başlayan trafik yoğunluğu, aralıklarla Maltepe’ye kadar etkili oluyor. Karşı yönde Kartal, Maltepe, Bostancı ve Kozyatağı mevkilerinde de araçlar ağır ilerliyor.

Denizli’nin Buldan ilçesindeki orman yangınına müdahale sürüyor

TEM Otoyolu’nda ise Ankara istikametinde Ataşehir’de, Edirne yönünde Sultanbeyli ile Dudullu arasında trafik yoğunluğu yaşanıyor.
Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na geçişlerde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ndeki yoğunluk Uzunçayır’a, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde de Ataşehir’e kadar uzuyor.
Avrupa Yakası’nda da D-100 kara yolunun Ankara yönünde Beylikdüzü, Avcılar, Yenibosna, Cevizlibağ, Haliç Köprüsü ve Mecidiyeköy mevkilerinde yoğunluk gözleniyor.

TEM Otoyolu’nun Ankara istikametinde Esenyurt, Mahmutbey gişeleri ve Gaziosmanpaşa mevkilerinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.
Öte yandan İBB Cep Trafik verilerine göre kent genelindeki trafik yoğunluğu, yüzde 62 seviyelerine kadar yükseldi.

Reklam
Denizli'nin Buldan ilçesindeki orman yangınına müdahale sürüyor

Denizli’nin Buldan ilçesindeki orman yangınına müdahale sürüyor

Denizli’nin Buldan ilçesinde 5 gündür devam eden yangına müdahaleler devam ediyor. Yangının 4. gününün öğle saatlerinde şiddetli rüzgarın etkisiyle büyüyen yangın, Buldan’ın Bölmekaya Mahallesi’ne kadar ulaşmıştı.

Bölgede bulunan polis, jandarma, komando ekipleri mahallede bulunan vatandaşları ve hayvanları tahliye etmişti.
Okullarda uyum haftası başladı! İstanbul’da trafik trafik yoğunluğu oluştu

Rüzgarın da etkisiyle hızla ilerleyen yangın, köyün çevresindeki ormanlık alanlara ve tarlalara sıçradı. Bölgeye çok sayıda helikopter, arazöz, itfaiye ekipleri, TOMA araçları ve personel görevlendirilmişti. Aynı zamanda dumandan etkilenen vatandaşlar, ambulanslarla çevre hastanelere sevk edilmişti. Gece saatlerinde mahalle çevresindeki yangın kontrol altına alındı. Bölgede yapılan incelemelerde yanan ev olmadığı tespit edildi. Mahallede içerisinde bulunan birkaç evin çatısına rüzgarla taşınan alevlerden küçük hasarlar aldığı görüldü.

Mahalle içerisinde incelemelerde bulunan Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, vatandaşlarla bir araya geldi. Vali Coşkun, durum hakkında hem bilgi aldı hem de bölgede ki yangın ile ilgili yapılan çalışmaları anlattı.

“CİĞERLERİMİZ YANDI, OKSİJENSİZ KALDIK ARTIK”
Bölmekaya Mahallesi’nde ikamet eden Erdal Kara, “Allah’a şükür, şu anda zararımız yok. Birkaç tane evin çatısı yandı. O anda ise itfaiye ekipleri müdahalelerde bulundular. Bütün ekipler buradaki hayvanlarımızı tahliye etti. Hepsinden Allah bin kere razı olsun. Şu anda bu bölgede bazı evlerde çok hafif hasarla atlattık. Ormanlarımız yandı, ciğerlerimiz yandı. Oksijensiz kaldık artık. Burası yemyeşil bir vadiydi, çok güzeldi. Daha ne diyebilirim, Allah’ım daha kötü olay başımıza vermesin. Yangın daha da büyümesin diye bazı noktalarda ağaçları kestiler. Canla başla mücadele ettik. Şu anda köyümüzde yanan bir ev yok. Yoğun müdahaleler sonucu köyümüzdeki yangın söndürüldü” diye konuştu….

‘Aralıklı oruç’ta kalp riski

‘Aralıklı oruç’ta kalp riski

Aralıklı oruç diyeti, yemek yemeyi genellikle 8 saatlik bir zaman dilimine sıkıştırır, kalan 16 saati ise açlık süresi olarak bırakır. Bu diyette ne yediğiniz değil, hangi sürede yediğiniz önem taşır. Ancak BBC’de yayınlanan haberde, yemek yemeyi günde 8 saatle sınırlayan kişilerin kalp ve damar hastalıklarından ölme riskinin yüzde 135 daha yüksek olduğu belirtildi. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Buğra Özkan’ın araştırmasında da günlük tüm gıdasını 8 saatten az sürede alan bireylerin kardiyovasküler hastalıktan ölme riskinin yüzde 91 daha yüksek olduğu bildirildi.
İlginizi Çekebilir
Tanınmış Hintli endokrinoloji uzmanı Prof. Dr. Anoop Misra da günlük gıda alımını 8 saatle sınırlayan, zamana yaymayan aralıklı oruç diyetinin diğer sakıncalarını hatırlattı: “Besin eksikliği, kolesterol artışı, aşırı açlık, sinirlilik, baş ağrısı ve zamanla uyumun azalması. Ayrıca diyabet hastalarında kontrolsüz oruç tutmak kan şekerinde tehlikeli düşüşlere yol açarken abur cubur tüketimini teşvik eder. Yaşlılarda ve kronik rahatsızlığı olan kişilerde ise uzun süreli oruç, kas kaybını hızlandırır.”
‘Ne yediğiniz daha önemli’
Çin’deki Şanghay Jiao Tong Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden epidemiyolog Prof. Hao Zhong, insanın ne yediğine odaklanmasının, ne zaman yediğinden daha önemli olduğunu söyledi. Ayrıca kalp ve diyabet hastalarının 8 saatlik bir beslenme aralığı konusunda dikkatli olmaları gerektiği uyarısını yaptı. Kişinin sağlık durumuna göre “kişiselleştirilmiş diyet” yapması gerektiğini belirten Zhong, “Sağlıklı beslenmede en güvenilir yöntem, saate değil, gıdaların türüne odaklanmak” dedi.
‘GLP-1’ler ömrü uzatıyor’
İspanya’da düzenlenen Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin konferansında sunulan yeni bir araştırmaya göre, “GLP-1 agonistleri” olarak bilinen kilo verme ilaçları, kalp hastalarının hastaneye yatırılma ve erken ölüm riskini yüzde 58’e kadar azaltabiliyor. Kilo verme ilaçları, tokluk hissi yaratan Glukagon Benzeri Peptit-1 (GLP-1) hormonunu taklit ediyor ve başlangıçta diyabet tedavisi için geliştirilmişti. Ancak son yıllarda obezite tedavisinde de kullanılıyor. Birçok Hollywood ünlüsü de kilo vermek için bu ilaçları kullanıyor.
‘Suç kaydı’ var ama dışarıdalar…