BIST 100
14.079,97 -0,09%
DOLAR
47,0323 0,01%
EURO
53,9362 0,42%
GRAM ALTIN
6.132,07 0,08%
FAİZ
41,24 0,76%
GÜMÜŞ GRAM
87,46 -1,50%
BITCOIN
64.878,00 0,54%
GBP/TRY
63,6774 1,11%
EUR/USD
1,1465 0,39%
BRENT
85,19 0,54%
ÇEYREK ALTIN
10.025,94 0,08%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
26 °
Reklam

SİYASET

Gündem haberleri! Diriliş Yolu yürüyüşü nerede? Diriliş Yolu yürüyüşü ne zaman?

Gündem haberleri! Diriliş Yolu yürüyüşü nerede? Diriliş Yolu yürüyüşü ne zaman?

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Bugün 103 yıldır gurur ve saygıyla andığımız yüzlerce şehidin kanıyla kazandığımız topraklarımızda ‘Zafer Bayramı’ kutluyorsak, sayısız isimsiz kahramana sonsuz borcumuz var demektir. Bastığımız yerleri toprak diyerek geçmemeli, tanımalıyız demektir. Bugün 30 Ağustos 2025’se ve biz Anadolu’nun dört bir yanında nefes alıyorsak, “Fışkırır ruhi mücerret gibi yerden na’şım” diyen atalarımızı unutmamalıyız demektir.Büyük Taarruz, 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak anılmadan 1 yıl önce, Sakarya Meydan Muharebesi’nde bugün bile izleri toprağa sığmayacak bir kahramanlık sergilenmişti. Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre toplamda 22 gün, 22 gece süren savaşta 5 bin 434 şehit verildi.NitekimMustafa Kemal Atatürk de bu muharebeyi ‘Sakarya Melhâme-i Kübrâsı’ (çok büyük ve kanlı savaş) şeklinde adlandırmıştı. ÇünküAtatürk, ne yana dönse kan gölü, nereye elini uzatsa şehit ve gazileri görüyordu. Kapanmayacak çok yara almıştık, yıllar geçse de her sene aynı ruhla anılacak bir zafere giden yolda Sakarya, dönüm noktası olmuştu. Hiçbir askeri araç, silah ya da destek olmadan; sadece iki uçak ve binlerce kahraman şehidin canı pahasına kazanılan bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi, bugünlerde anlamlı bir yürüyüşle yeniden anılacak. Savunma sanayiinin öncü kuruluşlarında uzun yıllar görev yapmış makine mühendisi Yücel Demir’in öncülüğünde düzenlenen bu yürüyüş, Sakarya Meydan Muharebesi’nin ‘kayıp’ şehitlerinin izini sürmek amacıyla gerçekleştiriliyor.5-10 Eylül arasında savaşın en acı hatıralarına sahne olan cephe hattında yürünecek kilometrelerce yolda, şehitler anılacak. Yücel Demir, hâlâ mezarı bulunamayan yüzlerce şehidimizi ve şarapnellerle dolu cephe hattını Milliyet.com.tr’ye anlattı.

ZAFER’İN AYAK İZLERİ: ‘HER GÜN 40-50 KİLOMETRE YÜRÜYECEĞİZ’
1922’nin 30 Ağustos günü gelecek zafer için 1 yıl kadar önce kritik bir eşik atlanmıştı. Yokluk içinde savaşan atalarımız, tam anlamıyla bir ordu düzenine bile sahip değildi. Kadın ve çocuklar da cephede savaşan erkeklere mühimmat ve sağlık konusunda destek oluyor, onlarla yaşama ve yaşatma savaşı veriyordu. Ne olursa olsun savaşmak için yürekli kahramanlarımız tüm yokluklardan daha da büyük bir varlıktı. Düşmanın karşısında topyekûn kurtuluşa yürüyen koskoca bir Anadolu vardı.Sakarya Meydan Muharebesi her türlü yokluğa rağmen kazanılmalı, Yücel Demir’in “Sakarya’yı kazanamasak belki de 30 Ağustos’u kutlayamazdık” sözlerindeki ‘zafer’ bizim olmalıydı. Büyük Taarruz’dan önce Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmış olması ‘zafere’ emin adımlarla yürümemiz için yol açmıştı. O yollar, dün geleceğimize uzanırken bugün geçmişimize ışık tutuyor. Yücel Demir, hâlâ savaşın izlerini taşıyan rotada yapacakları yürüyüşü ve Sakarya Meydan Muharebesi’nin zafere giden yoldaki önemini şöyle anlatıyor:
“Sakarya Meydan Muharebesi yaklaşık bir yıl önce yapılıyor. Büyük Taarruz 26 Ağustos’ta başlayan ve 30 Ağustos’ta son darbe indirdiğimiz savaş aslında. Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos’ta başlıyor, 22 gün 22 gece süren bir dönüm noktası. Sakarya Meydan Muharebesi’ni kaybetmiş olsaydık herhalde biz biz olmayacaktık. Çünkü düşmanın Meclis’e girmesine 50 kilometre kalmıştı. Bir dönüm noktası yani. Savaş alanlarındaki isimsiz şehit mezarlarını görünce kafamızda bir yürüyüş ve anma fikri şekillendi. Niye bugüne kadar bu yollar tanıtılmadı bize? Dünyada örnekleri var, mesela Bosna Hersek’te bir ‘Ölüm Yolu’ var, yaklaşık 100 kilometre. Her yıl binlerce kişi o yürüyüşe katılıyor. Eski hava fotoğraflarından, haritalardan tahmini olarak son çekildiğimiz siperleri belirlemişler ama sahaya gitmek gerekiyordu. Son siper hattımızın haritalarını çıkardık. 23 Ağustos’ta savaşın başladığı hat daha önce haritalanmış. Bizim amacımız bizim askerlerimizin çekildiği son siper hatları. Bu yürüyüşü yapıp insanlara burayı tanıtmak gerektiğini düşündük. Güzelcekale Muharebeleri denen bir muharebe hattı var. 200 kilometreyi her gün 40-50 kilometre olarak yürüyeceğiz. Tahminimize göre o bölgelerde gömülü 15 bin şehidimiz var. Savaş alanında şehit olanlar, Yunan hattında kaldı. Ne oluyordu sonra? Yani sağlık sebebiyle gömülüyor olabilirler diye soru işareti var. Çünkü iki gün sonra kokar, hastalık yayar. Askerlerimizi o zaman köylülere gömdürmüş olabilirler diye düşünüyoruz. Sadece bir köy buna sahip çıktı. Ahırlıkuyu denen bir bölgede kadınlar akşam gidip bizim şehitleri alıp getirip köyün yanına gömmüşler. Hatıratlarda okuyoruz. 300’e yakın bizden şehit var. Yakın bir köyün muhtarıyla görüşürken, ‘Benim ninemin annesi hatırlıyormuş’ dedi.”
Alıntı Metni

‘TOPRAK ALTINI TARAYIP ŞEHİTLERİ BULMAK İSTİYORUZ’
Geçmişimize dair elimizde pek çok bilgi var. Bize her yaşımızda anlatılan kahramanlıklar, bildiğimiz kadarıyla bile asalet ve gurur dolu geçmişimize minnetle bakmamıza yetiyor. O gün topraklarımızı canı pahasına savunan binlerce şehit, bizim bilmediğimiz pek çok sırrı da saklıyor. Belki de bildiklerimiz bilmediklerimizden çok daha az. Öyle ki Yücel Demir, yaptığı araştırmalar sonucu bilinen şehit sayısının, bilinen mezar sayısından çok daha fazla olduğunu keşfetmiş. Yani pek çok şehidimizin mezarının yeri hala bilinmiyordu. Bu yüzden de bastığımız yeri toprak diyerek geçmemeliydik. Yücel Demir, toprak altını görüntüleyebilecek ve şehit mezarlarını keşfedebilecekleri bir cihaza ihtiyaç duyduklarını belirterek, cepheden bugüne ulaşan ‘kayıp’ hikâyeleri anlattı.
Labubu dünyayı nasıl ele geçirdi? ‘Kör kutu’dan çıkan servet: İşin içinde bir taktik var
“Genel Kurmay arşivlerindeki şehit sayısı çok az görünüyor. 3 bin civarında bir rakam verilmiş ve çok sayıda kayıp olduğu belirtilmiş. Oysa şehit sayımız 15 binin üstünde gözüküyor. Bizim amacımız bunları araştırmak. Biraz da mesleki olarak da insansız hava araçları ve diğer radar sistemlerini kullanmaya yakınım tabii. Bu sistemlerle şehitlerimizi araştırmak istiyoruz. Çalışmayı bitirdikten sonra önümüzdeki bir yılı buna ayırmak istiyorum. Devamında Güzelcekale kısmını araştırmak istiyorum. Katliam oluyor orada. Boğaz boğaza çatışmalar var.” – Yücel Demir

10 UÇAKTAN SADECE 2’Sİ KULLANILABİLDİ
Milli Savunma Bakanlığı verilerinde muharebeye katılan 5 bin 401 subay, 96 bin 326 er, 825 makineli tüfek, 54 bin 572 tüfek, 1309 kılıç, 196 top ve 10 uçaktan kullanılabilir durumda olan 2 uçak olduğu bilgisi yer alıyor. Bu 2 uçak muharebenin ilk günlerinde kullanılamaz hale gelmiş ve Yücel Demir’in paylaştığı bilgilere göre ustalar, parçalanmış iki uçaktan bir uçak çıkarmak için çok uğraşmıştı. O günden bugüne savunma sanayii başarılı mühendislerle daha güçlü adımlar attı ve kendi uçağını üretecek mühendisleri yine Anadolu yetiştirdi. Savunma sanayii için önemli çalışmalarda ter dökmüş mühendislerden biri olan Yücel Demir, kurtuluş mücadelesinde yokluğuyla da savaştığımız cephaneliklerle ilgili kayda geçen bilgileri şu şekilde aktardı:
“Yunanlılar orduyla sağlam duruyor, biz o zaman düzenli orduya yeni geçiyoruz. ‘Grup’ diyorlar bizimkilere. Askerlerin yüzde 85’inin elbisesi yok. Ayakkabısı yok. Ölen Yunan askerlerinin elbiselerini parçalayıp ayaklarına sarıyorlar. Silah sayımız çok az. Tüfeklerimiz beş çeşit. Kamyonumuz yok. Ruslardan gelenler, depolarda kalanlar 5 farklı çeşit mermiyi askerlere iletmek zorundasınız. Kılıçlar yarım metre, 75 cm ve kalın. Sakarya Meydan Muharebesi bittikten sonra Atatürk’ün emriyle Konya’da kılıç üretmek üzere çalışma başlatılıyor. Bir yıl sonraki Büyük Taarruz sırasında bizim askerlerimiz Yunan askerlerine rastlıyorlar. Kafaları yarılmış hepsinin. Yaptığımız kılıçlar kesmiyor kafalarını ancak yarıyor. Onların 18 uçağı var. Bizim 2 tane var. Bu iki tane de daha birinci gün düşüyor, parçalanıyor. Bizim ustalarımız ikisinin üstünden parçalar çekip bir tane uçak yapmaya çalışıyorlar.”
Alıntı Metni

‘ASKERLERE NE YEMEK VERDİNİZ?’
Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra ordumuz, büyük imkânsızlıklara rağmen 30 Ağustos’a yani zafere yürüdü. Bu zafer, yaklaşık 300 yıl boyunca süren geri çekilmenin ardından, Türk milletinin Anadolu’da yeniden hâkimiyet kurduğu tarihi bir dönüm noktasıydı.Atatürk, kutlamalar için düzenlenen yemekte yine ‘Ata’ olmuş ve tarihi bir an daha kayıtlara geçmişti. Yücel Demir, askerleri açken kutlama için Mustafa Kemal’in birkaç lokmalık yemeği nasıl reddettiğini anlatarak sözlerini şöyle noktaladı:
“300 yıl sonra büyük bir güç elde etmişsiniz. Tabii orada komutanlar bir araya geliyor. Sofrada bir tane cılız tavuk, üç dilim de kara ekmekle zafer kutlanıyor. Hepsi bu kadar. Atatürk orada yaverine soruyor: ‘Askerlere ne verdiniz? ‘Dünden kalan kavrulmuş buğdayı verdik’ cevabını alınca, Atatürk arkasını dönüyor ve hiçbir şey yemeden gidiyor.”
Fenerbahçe’nin Kerem Aktürkoğlu transferinde Avrupa riski! Galatasaray’ın 5 günlük cevap hakkı
Fenerbahçe’de Jose Mourinho ayrılığının perde arkası! ‘Bizi parmağında oynatıyor’…

Reklam
Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

AYDIN HASAN / ANKARA – Yunan ordusu, 15 Mayıs 1919’da İzmir işgalini başlattı. Yunan birlikleri, İzmir rıhtımına İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında çıktı. İzmir’in işgali, aslında Türk varlığının Anadolu’dan sökülmesi planının uygulamaya konulduğunun işaret fişeğiydi; Yunanistan için de “Meagali İdea” olarak adlandırılan Büyük Yunanistan’ı kurma planının hayata geçmesi demekti. İşgalle birlikte demografik yapıyı değiştirmek için Türk halkına yönelik katliamların başlaması şaşırtıcı değildi.
İşgalle birlikte direnişin de tohumları serpildi. Hasan Tahsin işgale ilk kurşunu, Sarı Kışla önünde Efzun Alayı’nın bayraktarına sıktı. “Zito (yaşasın) Venizelos” diye bağırmayan bir Türk subayı ise tam 22 kez süngülendi. İlk gün İzmir’de asker ve sivil 400 kişi şehit edildi. İşgalin çevre kasaba ve köylere yayılmasıyla birlikte iki gün içinde katledilen Türklerin sayısı 4 bine çıktı. 22 Haziran 1920’de Yunan ordusu, Gediz’e kadar gelmişti. Bu sırada Atina’da Elefterios Venizelos Hükümeti düştü. Eski Kral Konstantin sürgünden dönerek iktidarı ele aldı. Yönetimin değişmesine rağmen Anadolu’daki işgal sürdürüldü. Yunan kuvvetleri, 1921 yazı itibarıyla İzmir ve Bursa’nın yanı sıra Kütahya, Afyon ve Eskişehir’i de işgal etmişti.
Fırsat Gerginliği…
TEK YOL TAARRUZ
Yunan Büyük Taarruzu, 23 Ağustos 1921’de başlatıldı. Sakarya’nın gerisinde tertiplenen Türk ordusu, efsanevi bir direniş gösterdi. Sakarya Savaşı ile Yunan taarruzu geri püskürtüldü. 1922 yılına gelindiğinde artık seçenek kalmamıştı: Ya büyük bir taarruz ile Yunan ordusu imha edilecek ya da vatan kaybedilecekti. Büyük Taarruz, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 26 Ağustos 1922 sabahı, Gemlik ile Söke arasındaki 650 kilometrelik cephenin tümünde başladı. Cephe genişti ancak savaşın odak noktası Afyon Ovası oldu.
İZMİR KURTULDU
Türk birliklerinin asker sayısı 207 bin 942; Yunan birliklerinin asker sayısı ise 224 bin 992 idi. Türk ordusunda 8 bin 659, Yunan ordusunda 6 bin 565 subay yer alıyordu. Türk ordusunda 92 bin 792 tüfek, 2 bin 25 hafif mitralyöz, 839 ağır mitralyöz, 323 top, 10 uçak, 298 kamyon ve 33 otomobil vardı. Yunan ordusunda ise 90 bin tüfek, 3 bin 139 hafif mitralyöz, bin 280 ağır mitralyöz, 418 top, 50 uçak, 4 bin 36 kamyon ve bin 776 otomobil-ambulans bulunuyordu.26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den başlatılan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlandı. İzmir; 3 yıl, 3 ay, 24 günün ardından 9 Eylül 1922’de işgalden kurtuldu.
Mustafa Kemal, düşmanlarının da saygısını kazanmıştı.
Zaferler ve ötesi…
SONUÇLARI AĞIR OLDU
Büyük Zafer, Yunanistan için siyasi ve toplumsal sonuçları ile de bir felaketti. Yunan ordusu, Afyon Ovası’nda imha oldu. Kurtulanlar da gemiler ile Yunanistan’a kaçtı. Yunan birlikleri, ilerleyen günlerde Trakya’dan da çekilmek zorunda kalacaktı. Felaketin artçı depremleri, Yunanistan’ta devam etti. “Küçük Asya bozgunu”ndan kurtulan subaylar, 11 Eylül 1922’de hükümet darbesi yaptı. Kral Konstantin, bir kez daha tahtını bırakmak zorunda kaldı. Bozgunun sorumlusu olarak gösterilen altı kişi askeri mahkemede (divan-ı harp) yargılandı. 31 Kasım 1922’de parlamento salonunda başlayan divan-ı harp, 15 gün sürdü. Davada aralarında kısa süreliğine başbakanlık yapmış üç kişi; Dimitris Gounaris, Nikolaos Stratos, Petros Protopapadakis ile Dışişleri Bakanı Yorgios Baltacis, Savunma Bakanı Nikolaos Theotokis, Anadolu Orduları Komutanı General Yorgios Hacianestis vatan hainliği suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldı.
Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Nikolaos Trikopis
YUNAN KOMUTAN TRİKOPİS: ATATÜRK’E HAYRANLIK DUYMAYA BAŞLADIM
Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği, 1952 yılında Yunanistan’a ziyarette bulunan Türk gazeteci heyeti onuruna bir davet verdi. Heyetteki isimlerden biri, Türk basınının duayen ismi Hıfzı Topuz idi. O yıllarda 80’li yaşlarına gelmiş olan, Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Nikolaos Trikopis de Atina’daki bu davetin Yunan konukları arasındaydı. Trikopis, o davette Hıfzı Topuz’a şunları anlatacaktı:
Diriliş Yolu’ndan 30 Ağustos’a uzandık! ‘Toprak altındaki kayıp şehitleri bulacağız’
“2 Eylül 1922 gecesi, Türk askerlerine esir düştüm. Sağ kalan birliklerimiz, İzmir’e doğru kaçmaya çalışıyordu. Bu, bizim için büyük bir mağlubiyetti. Beni, önce Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya götürdüler. İsmet Paşa da beni yanına alarak, Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkardı. Mustafa Kemal Paşa, beni mert bir askere yakışır şekilde kabul etti. Kendisinin şu sözlerini o gün bugün hiç unutmadım: ‘Üzülmeyin general; siz, görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. İstirahat ediniz.’ Mustafa Kemal Paşa’nın bu ince ve nazik davranışı üzerine, bu büyük komutana karşı içimde hayranlık duymaya başladım. Aslında, bizim Anadolu’da ne işimiz vardı? Biz, yabancı devletlere alet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte, bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu harekâtı; hem de muazzam bir hata…”
Topuz; bu ziyareti sırasında Trikopis’in her 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı’nın kutlanması törenleri çerçevesinde Atina’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne gidip Atatürk’ün büyük boy fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunduğunu da öğrenecekti.
İNSANLIK UTANCI
Yunan ordusu, İzmir’e doğru geri çekilirken ardında bir insanlık utancı bırakacaktı. 1 Eylül 1922’de Yunan askerleri, özellikle Uşak’ta büyük bir vahşet sergiledi. Türk ordusunun önünden kaçan askerler, köyleri ateşe vererek halkı diri diri yaktı, kadınlara tecavüz etti, çocukları katletti. Uşak’ta yaklaşık 200 kişi yanarak öldü. Katliamlar; kaçış güzergahında yer alan Alaşehir, Manisa, Turgutlu ve Salihli ile köylerinde de sürdü.
Tarihçi ve yazar Lord Kinross, bu manzarayı “Bölgedeki kasabaların çoğu harabeye dönmüştü. Uşak’ın üçte biri artık yoktu. Alaşehir, yamaçları tahrif eden karanlık bir kavrulmuş boşluktan başka bir şey değildi. Köyün ardına köy, Yunan askerleri tarafından kül yığını haline getirildi. Tarihi kutsal şehir Manisa’daki 18,000 binadan sadece 500’ü ayakta kaldı” diye özetleyecekti. Amerikalı tarihçi Justin McCarthy ise, işgal sırasında 640 bin sivil Türk’ün Yunan ordusu tarafından öldürüldüğünü belirtecekti….

İstanbul'da bazı yollar trafiğe kapatıldı

İstanbul’da bazı yollar trafiğe kapatıldı

30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103’üncü yıl dönümü kutlamaları kapsamında, saat 05.45 itibarıyla bazı yollar program bitimine kadar trafiğe kapatıldı. Tören kapsamında cadde ve çevresinde geniş güvelik önlemleri alındı. Polis ekipleri, araçları alternatif güzergahlara yönlendirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri, jandarma ve emniyet teşkilatlarından askerler ve polisler, askeri araçlar ve polis araçları alanda yerini aldı. Kutlamaların bitiminden sonra kapalı olan yolların açılması bekleniyor.
KAPANAN YOLLAR
Vatan Caddesi’nde saat 05.45’den kutlamaların bitimine kadar bazı yollar da trafiğe kapatıldı. Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) iki yönlü olarak trafiğe kapatıldı.
Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

D 100 Kuzey ve Güney İstikametinden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, 10. Yıl Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Edirnekapı’dan Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Oğuzhan Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Sofular Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Halıcılar Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Akdeniz Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Akşemsettin Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Ordu Caddesi’nden ve Atatürk Bulvarı’ndan (Aksaray’dan Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Keçeci Meydan sokaktan Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Hal Yolu Güneyden Gelip, Vatan Caddesi Girişleri, Adnan Menderes Bulvarı’na (Vatan Caddesi) çıkan tüm cadde ve sokaklar, Tatlıpınar Caddesi’nden Vatan Caddesi’ne katılım, Kaleboyu Caddesi’nden Vatan Caddesi’ne katılım, Sulukule Caddesi’nden (Kaleiçi’nden) Vatan Caddesi’ne katılım güzergahlarının prova bitimine kadar trafiğe kapalı olacağı belirtildi.
Diriliş Yolu’ndan 30 Ağustos’a uzandık! ‘Toprak altındaki kayıp şehitleri bulacağız’
ALTERNATİF YOLLAR
Bu yollara alternatif olarak Turgut Özal Bulvarı (Millet Caddesi), Fevzipaşa Caddesi, Atatürk Bulvarı, D 100 Karayolu ve O-3 Hal Yolu’nun kullanılabileceği belirtildi….

Suriye’de tehlikeli gerginlik! Şam ve Ankara tetikte: Uzmanlar Milliyet’e değerlendirdi

Suriye’de tehlikeli gerginlik! Şam ve Ankara tetikte: Uzmanlar Milliyet’e değerlendirdi

ASENA YATAĞAN/ANKARA -Şam yönetiminin Suriye’de tek başına ya da Türkiye destekli olarak SDG’ye operasyon düzenlemesinin ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine etkisini Milliyet’e değerlendiren uzmanlar, olası bir operasyonun Türkiye’deki süreci etkilemeyeceğini düşünüyor. Ancak, Kandil’in terörsüz Türkiye sürecinden vazgeçmesi durumunda böyle bir operasyonu bahane olarak kullanabileceği şerhini de düşüyorlar.

KANDİL-HASEKE REKABETİ VAR
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan: PKK’nın kongre kararları sonrasında bir taraftan PKK ile YPG arasındaki organik ilişki ortaya çıkarken, diğer taraftan YPG kendini PKK dışında tuttu. Buna yönelik bazı aşiretler de açıklamalar yaptılar. YPG ve PYD unsurlarına karşı yapılabilecek herhangi bir askeri operasyon, terörsüz Türkiye sloganıyla yürütülen faaliyetlere herhangi bir şekilde halel getirecek bir durum değil. Ancak, organik ilişkiler bu şekilde devam ediyorsa ve PKK bu süreçten vazgeçmek isterse ki PKK içinde bazı sesler bu yönde yükseliyor, o takdirde Türkiye’nin operasyonunu Kandil bahane olarak gösterebilir. Bu tamamen tarafların niyetine bağlı bir durum. Bu noktada şunu vurgulamak lazım; PYD ile PKK, yani Kandil ile Haseke arasında bir rekabet de söz konusu. PKK, süreçten tamamen izole edileceğini düşünür ve YPG’nin farklı bir mecraya evrilmesiyle KCK içinde bir bölünme yaşanacağını hissederse, bu başka bir resmi ortaya çıkarır. İmralı’nın ve DEM Parti’nin verdiği mesaj, PKK’nın hem Suriye’yi hem de mevcut süreci nasıl analiz edeceğini belirleyecek.

SAMİMİYETSİZLİĞİ GÖSTERİR
Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı, Ümran Stratejik Araştırmalar Merkezi Araştırma Direktörü Ömer Özkızılcık: Türkiye ile çözüm sürecinin normal şartlarda etkilenmemesi gerekiyor. Neden? Çünkü Suriye hükümeti bir askerî operasyon düzenlerse, bu operasyonun sınırları son derece belli olacak; sadece Arap bölgelerini kapsayacak. Eğer bu süreç olumsuz etkilenirse, bu şunu gösterir; örgüt bu süreçte zaten samimi değildi. Çünkü eğer samimi olsaydı, ne Suriye’nin askerî operasyon düzenlemesine gerek kalırdı ne de bu operasyon terörsüz Türkiye sürecini etkilerdi. Buradaki karar alıcı taraf, terör örgütü olacak. Eğer örgüt samimiyse, böyle bir askerî operasyon Türkiye’deki süreci olumsuz etkilememelidir. Ancak son dönemdeki belirtiler örgütün, terörsüz Türkiye sürecini destekleyen yekpare bir yapıda olmadığını gösteriyor.

SÜRECİ ETKİLEMEZ
Emekli Tümgeneral Doçent Güray Alpar: Suriye’deki durum biraz dış destekli bir faaliyet gibi görünüyor. Başlangıçta kabul ettikleri hâlde, birilerinin müdahalesiyle Suriye’nin bölünmesi, karışması ve kendi istedikleri duruma gelmesi için oradaki azınlıkların kullanılması söz konusu oldu. Bu nedenle, Türkiye’deki insanlar daha bilinçli ve durum burada daha iyi anlatılıyor. O nedenle çözüm sürecini etkileyeceğini düşünmüyorum….

Reklam
Kapalıçarşı’da kaçak pırlanta operasyonu: 30 tutuklama

Kapalıçarşı’da kaçak pırlanta operasyonu: 30 tutuklama

FERİT ZENGİN/HABER MERKEZİ-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, kaçak yollarla ülkeye pırlanta ve çeşitli değerli taşları getiren ve kaçak olduğunu bildiği halde satın aldığı belirlenen 10 şüpheli de gözaltına alındı. Adreslerinde yapılan aramalarda, kaçak yollarla yurda sokulduğu tespit edilen piyasa değerinin yaklaşık 445 milyon 750 bin lira olduğu belirlenen 115 kilo 602 gram 419 miligram değerli taş ile 945 adet ziynet eşyası ele geçirildi.
Çalışmalarını derinleştiren polis ekipleri, 26 Ağustos’ta Kapalıçarşı bölgesi başta olmak üzere 41 adres ve 23 iş yerine operasyon düzenledi. Operasyonlarla gözaltına alınan şüpheli sayısı 43’e yükseldi. Yapılan aramalarda piyasa değerlerinin yaklaşık 1 milyar 250 milyon lira olduğu değerlendirilen 1 kilo 373,58 gram çeşitli değerli taş, 135 adet ziynet eşyası, bin 132 adet değerli maden taşı, 1 adet kurusıkı silah ile 109 adet fişek, 267 parça tarihi eser ve 64 adet dijital materyal ele geçirildi. Ele geçirilen değerli taşların toplam piyasa değerinin 1 milyar 695 milyon 750 bin lira olduğu öğrenildi.
30 kişi tutuklandı
Türkiye’ye kaçak olarak sokulan değerli taşların sertifikasyon işlemlerinin Dubai’de yapıldığı öğrenildi. Kaçak pırlantaların Hindistan üzerinden Dubai’ye götürüldüğü, burada sertifikasyon işlemlerinin tamamlanıp Türkiye’ye getirildiği ve hem yurt içinde piyasaya sürüldüğü hem de Avrupa’ya gönderildiği belirtildi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 30’u tutuklanırken, 13 şüpheli hakkında ise adli kontrol şartı uygulandı.
Müfettişler de gözaltında
Gözaltına alınanlar arasında Hazine ve Maliye Bakanlığı müfettişleri ile adı geçen şirketlerin yönetici, çalışan ve aracıların bulunduğu öğrenildi. Ele geçirilen ürün ve değerli taşların tamamının ya sertifikasyon ve faturasız ya da sahte sertifikasyonlu ürünler olduğu ifade edildi….

Reklam
‘Erdoğan onay verdi Ürdün’ü bekliyoruz’

‘Erdoğan onay verdi Ürdün’ü bekliyoruz’

AYŞEGÜL KAHVECİOĞLU/ANKARA-Kurtulmuş toplantıyı açış konuşmasında, “İsrail soykırım politikalarından vazgeçene kadar BM dâhil tüm uluslararası kuruluşlardaki üyeliklerinin askıya alınmasını teklif ediyorum, uluslararası camiaya ilan ediyorum” dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yaptığı konuşmada “Türkiye olarak Filistin halkının hangi şekilde ve isim altında olursa olsun Gazze’den tehcirini öngören planlara karşıyız. Kim tarafından sunulursa sunulsun böyle bir plan bizim nezdimizde hükümsüzdür” dedi. İsrail’in, “istikrarlı, güçlü, milli birlik ve beraberliğini sağlamış ve toprak bütünlüğüne sahip” bir Suriye istemediğini de söyleyen Fidan, “Suriye’ninistismar edilmesine asla izin vermeyeceğiz” diye konuştu.
Özel’e yanıt verdi
Fidan, CHP lideri Özel’in Filistin’e havadan yardım gönderme konusundaki eleştirilerine şu yanıtı verdi:
“Havadan yardım gönderme ile ilgili hususu gündeme getirip, hükümetin bir isteksizlik içinde olduğunu ima eden hususlar var. Biz yardımı karadan, denizden götürüyoruz. Havadan niye şey olalım… The Guardian’ı okuyun, 14 yaşındaki Muhammed Eid havadan atılan kargonun altında ezildi. Bütün yardım örgütleri, havadan yardım atılmasının ölüme sebep olduğunu söylüyor. Buna rağmen, Cumhurbaşkanımıza duruma arz ettik.Cumhurbaşkanımız bu konuda bize, yapılması konusunda onay verdi. Ürdünlüler rıza göstermediği sürece gitme şansımız yok. Ürdünlülere bir kaç defa dedik. Biz buraya gelelim ne uçak istiyorsanız vermeye hazırız. Muhtemelen onlar İsrail ile meseleyi çözemediler. Uçaklarımız hazır. Hava sahasının açılması ile ilgili Ürdün koordinasyonda bize onay verdiği anda hemen biz gidecek durumdayız. Havadan yardım atma meselesi kozmetik bir operasyondur; buna rağmen bir insana bir gram gitse bile, buna da razıyız dedik. Uluslararsı yardın kuruluşları buna da karşılar; ama biz buna rağmen tamam diyoruz.”
Gazze tezkeresi kabul edildi
TBMM Genel Kurulu’nda, “İsrail’in Gazze’deki İşgalini Genişletme Kararı ve Filistin Halkına Yaptığı Soykırım” hakkında “Meclis Başkanlığı Tezkeresi” oy birliğiyle kabul edildi. Kabul edilen tezkere, TBMM’de grubu bulunan tüm partiler tarafından ortak bildiri olarak da imzalandı. Tezkerede İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırıları kınanırken, dünya parlamentolarına İsrail’in durdurulmasına yönelik 9 maddelik çağrı metni yer aldı. Dışişleri Bakanı Fidan, tezkerenin kabul edilmesinin ardından yaptığı paylaşımda “Gazze’deki çocukların çığlığı, insanlığın vicdanında bir kıvılcım yakmıştır. O kıvılcım büyüyerek daha güçlü bir dönüşümün öncüsü olacaktır” dedi….