BIST 100
14.080,62 -1,68%
DOLAR
46,9971 0,03%
EURO
53,6558 0,02%
GRAM ALTIN
6.105,15 -1,93%
FAİZ
40,93 0,44%
GÜMÜŞ GRAM
87,94 -2,81%
BITCOIN
62.283,00 -2,93%
GBP/TRY
62,8553 -0,22%
EUR/USD
1,1403 -0,11%
BRENT
78,57 3,37%
ÇEYREK ALTIN
9.981,93 -1,93%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
35 °
Reklam

SİYASET

Emine Erdoğan'dan geçit törenine ilişkin paylaşım! 'İstiklal ruhunun birer timsali'

Emine Erdoğan’dan geçit törenine ilişkin paylaşım! ‘İstiklal ruhunun birer timsali’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında İstanbul Boğazı’ndaki geçit törenine ilişkin, “Zafer Haftası vesilesiyle, TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında İstanbul Boğazı’nda eşsiz bir gurura tanıklık ettik. TCG Anadolu başta olmak üzere şanlı gemilerimiz, ülkemizin denizlerdeki kudretinin ve milletimizin istiklal ruhunun birer timsali.” dedi.
İlginizi Çekebilir
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Zafer Haftası vesilesiyle, TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında TCG Anadolu ve Atatürk’ün manevi mirası Savarona yatının da aralarında olduğu filonun İstanbul Boğazı’ndaki geçit törenine ilişkin paylaşım yaptı.
Erdoğan, NSosyal’deki hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
“Zafer Haftası vesilesiyle, TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında İstanbul Boğazı’nda eşsiz bir gurura tanıklık ettik. TCG Anadolu başta olmak üzere şanlı gemilerimiz, ülkemizin denizlerdeki kudretinin ve milletimizin istiklal ruhunun birer timsali. Atatürk’ün manevi mirası Savarona Yatı’nın da restorasyonunun tamamlanıp yeniden denizlerle buluşması bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı. TEKNOFEST gençliğimizin, Mavi Vatan’ın koruyucularından ilham alarak daima daha güçlü bir Türkiye için çalışmasını diliyorum.”
Zafer Haftası vesilesiyle, #TeknofestMaviVatan kapsamında İstanbul Boğazı’nda eşsiz bir gurura tanıklık ettik.TCG Anadolu başta olmak üzere şanlı gemilerimiz, ülkemizin denizlerdeki kudretinin ve milletimizin istiklâl ruhunun birer timsali. Atatürk’ün manevi mirası Savarona… pic.twitter.com/tRTff0VPef— Emine Erdoğan (@EmineErdogan) August 24, 2025
İstanbul Boğazı’ndaki geçit törenine vatandaşlardan yoğun ilgi! ‘Gurur verici’
İstanbul Boğazı’nda ‘zafer’ geçişi…

İstanbul Boğazı'ndaki geçit törenine vatandaşlardan yoğun ilgi! 'Gurur verici'

İstanbul Boğazı’ndaki geçit törenine vatandaşlardan yoğun ilgi! ‘Gurur verici’

TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirası Savarona yatı ve TCG Anadolu başta olmak üzere toplam 9 gemiden oluşan Türk Deniz Kuvvetlerine ait filonun İstanbul Boğazı’ndaki geçiş törenine vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.
İlginizi Çekebilir
Töreni izlemek için güzergahta bulunan sahillere Türk bayraklarıyla gelen vatandaşlar kıyı kesimlerinde yoğunluk oluşturdu. Filonun geçişini telefonlarının kamerasıyla kaydeden vatandaşlar fotoğraf da çektirdi. Vatandaşlardan Muhammed Osman Çalışkan, Türkiye’nin en büyük askeri gemisi TCG Anadolu’yu görmek için Üsküdar’a geldiklerini söyledi.
Mavi Vatan geçit törenini izleyecekleri için çok heyecanlı olduklarını belirten Çalışkan, “Böyle büyük bir gemiyi İstanbul Boğazı’nda görmek gurur verici. Biz de vatandaşlar olarak bu atmosferi yakından görmek için sahile indik. Çocuklar aileleriyle birlikte ellerinde bayraklarla gemiyi bekliyor. Gerçekten güzel bir görüntü.” dedi.
“ATATÜRK’ÜN YATINI DA İLK DEFA GÖRDÜM”
Ortaköy’de töreni izleyen Ensar Gören ise TCG Anadolu’yu görünce tüylerinin diken diken olduğunu anlattı.
Gören, “Gönül isterdi ki peşlerinden sahil boyu yürüyelim ama bir dahaki geçişi bekleyeceğiz, mutluyum gururluyum. Bunu gördükçe kendimi daha da güvende hissediyorum. Çok güzeldi. Atatürk’ün yatını da ilk defa gördüm. Çok etkileyiciydi, onu görmek de büyük mutluluktu benim için.” diye konuştu.
Zeki Büyük ise geçit sırasında çok gururlanıp duygulandığını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile emeği geçenlere teşekkür eden Büyük, “Bu tür şeylerin yenilerini görmek istiyoruz. Atatürk’ün gemisi geçince daha çok duygulandım. Hislerim değişikti, orada 38 gün yaşamış. Artık onu hayal bile edemiyorum şu anda.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Boğazı’nda ‘zafer’ geçişi
“20 YIL ÖNCESİNDE ‘BİZDE NİYE YOK?’ DİYORDUK”
Sarayburnu’nda eşi ve 3 çocuğuyla geçit törenini izleyen Zübeyde Karataba, Türkiye’nin böyle gemilerinin olmasının ve düşmanlara korku salmasının çok güzel olduğunu dile getirdi.
Karataba, “Allah, bize bu günleri yaşattığı için Cumhurbaşkanımızdan razı olsun. Bundan 20 yıl öncesinde ‘Bizde niye yok?’ diyorduk.” dedi.
Mücahit Karataba, ailesiyle Silivri’den 2 saatlik yolculuğun ardından buraya geldiklerini anlatarak, törendeki görüntülerden dolayı çok gururlandıklarını kaydetti.
Beşiktaş’ta da geçit törenini izlemek için toplanan vatandaşlar, ellerinde Türk bayraklarıyla filoya el salladı.
Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden başlayan geçit töreninde filo Sarıyer, Tarabya, Emirgan, Kanlıca, Rumelihisarı, Kandilli-Bebek hattı ile Ortaköy ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçti.
Tören, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nin önündeki açık alandan filoyu selamlamasıyla sona erdi.
Özay Şendir’den Eurofighter ve meteor füzesi açıklaması: Sadece Yunanistan değil, İsrail de rahatsız…

Reklam
Annenin hisleri gerçek çıktı! Kutu içinde verilen cenaze ve 17 yıllık sır: Bence oğlum yaşıyor

Annenin hisleri gerçek çıktı! Kutu içinde verilen cenaze ve 17 yıllık sır: Bence oğlum yaşıyor

Fatma-Ercan Aslan çiftinin 2008 yılında bir erkek çocukları dünyaya geldi. Doğumun evde olması nedeniyle Aslan çifti, Muhammed Furkan ismi verdiklerini bebeklerinin kontrolü için Bismil Devlet Hastanesine başvurdu. Bebek, önce buraya, ardından tam teşekküllü bir hastane için Diyarbakır’da Dağkapı’daki Çocuk Hastanesine sevk edildi.
İlginizi Çekebilir
Burada kalan bebek, 17’inci günde sabaha doğru ailesine ölüm haberi verildi. Bir kutu içerisinde bebeği alıp defneden aile, yıllarca huzursuzca yaşadı. Anne Fatma Aslan, yaşadığı hisleri eşiyle paylaşmasının ardından hukuki süreç için savcılığa başvuruda bulundu. Annenin, ölen bebeğin kendi evladı olmadığı hissi, 17 yıl sonra DNA sonucuyla ortaya çıktı.
Baba Ercan Aslan, İHA muhabirine, 2008 yılında evde bir çocuklarını dünyaya geldiğini, Muhammed Furkan adını bıraktıklarını söyledi. İsim, kimlik, o zaman sağlık karnesini de çıkardıklarını belirten Aslan, “Erken doğum ve evde olduğun için sağlık için Bismil Devlet Hastanesini aradık. Sağ olsunlar gelip aldılar. Orada resmi işlemler yapıldıktan sonra Diyarbakır’da Dağkapı’daki Çocuk Hastanesine kaldırmayı uygun gördüler. Orada 17 gün kaldı. 17’inci gün sabaha doğru saat 03.00’te bir telefon geldi hastane personelinden. ‘Başınız sağ olsun, çocuğunuz vefat etti’ dedi. Bu zaman zarfı içerisinde normal yapılması gerekenler hiç yapılmadı” dedi.
“CENAZEMİZİ BİZE BİR KUTU İÇERİSİNDE VERDİLER”
“Anne sütü her gün olmasa da en azından iki günde bir verilmesi gerekiyor. Anne sütü vermek için izin vermediler. Anne ve babasının görmesine izin vermediler” diyen Aslan, şöyle konuştu:
“Onlar olunca ister istemez insanın kafasında bir şüphe oluşuyor. Gittik, cenazemizi bize bir kutu içerisinde verdiler. Aldık, dini vecibeleri yerine getirmek için Diyarbakır Yeniköy Mezarlığında defnettik. Dava açtığımızda soruşturmadan sonra Diyarbakır Yeniköy Mezarlıklar Müdürlüğünden gelen bir yazı, ‘defin ettiğinize dair kayıt yok.’ Kaydın olmaması onların bir eksikliğidir. Rapor, sağlık karnesi, kimliğiyle beraber oraya gittik ve birkaç arkadaş defin için yardımcı oldular. Hukuki süreç 3 yıl önce başladı. Hala devam ediyor. Bundan sonra ne yapılması gerekiyorsa yapılmasını istiyoruz. Mağdur durumdayız. Babalar, anneler bilirler. Bir çocuğun olmaması, kaçırılması, değiştirilmesi, bunlar rahat şeyler değildir.”
Anne Fatma Aslan, 5 Şubat 2008’de bebeğinin dünyaya geldiğini, daha sonra hastaneye götürdüklerini ifade etti.
Aslan, “Bismil Devlet Hastanesine götürdük, oradan Diyarbakır’a Dağkapı Çocuk Hastanesine götürüldü. 17 gün yaşadı. 17 gün boyunca 3-4 defa o hastane kapısına gittim. Beni içeriye almadılar. ‘Yasaktır, göremezsin’ dediler. 17 gün sonra bebeğiniz öldü dediler. Bir kutu içinde eşime teslim ettiler. Bu sefer onu hiç ölü hissetmedim. Biraz ağladım ama bir anne ciğeri yanar, kötü olur, çok üzülür. Hiç öyle bir duygu yaşamadım. Hatta kendimi hesaba da çektim. Evladım ölmüş, niye üzülmüyorum. Öyle bir anneyim ki, iki çocuğum daha var. Üstlerine titrerim. O denli çocuklarıma dikkat ederim. Hiç öldü hissetmedim. Hep eşime anlattım. Bence oğlum yaşıyor, bence oğlum yaşıyor. Öyle derken 14 yıl geçti” diye konuştu.

“YAŞIYORSA BULACAĞIZ”
Eşiyle karar verdiklerini kaydeden Aslan, “Savcılığa başvuracağız. Yaşıyorsa zaten bulacağız, yaşamıyorsa zaten mezardadır, o kadar üzülmem. 3 yıl önce başvurduk. Geçen yıl 1 Kasımda fethi kabir yapıldı. DNA sonucu da bizim çıkmadı. Hem benden, hem eşimden örnekler alındı. İstanbul Adli Tıp’tan DNA sonucu raporu geldi. Biliyorum, oğlum yaşıyor. Yüzde yüz eminim. Allah’tır, ama eminim oğlum yaşıyor ve başka bir ailede. Biliyorum, orada da mutlu değil. Belki yanılıyor olabilirim. Ben anneysem oğlu yaşıyor ve orada hiç rahat da değil. Oğlum ya Diyarbakır’da, ya da çevresinde. Bütün yetkilere sesleniyorum. Oğlumu biran önce bulsunlar. O hastanede o tarihte doğan çocukların ailelerinin gelmesini istiyorum” diye konuştu.
Ailenin Avukatı Zeki Oran, 2008 yılında yaşanan bu trajediden sonra ailenin bunan 3 yıl önce savcılığa bir başvuru yaptığını söyledi.
Selçuk Bayraktar’dan ‘Mavi Vatan’ vurgusu: Ne olduğunu topluma anlatacağız
Savcılığın soruşturma başlattığını aktaran Aslan, “Ailenin başvurusu üzerine. Ancak soruşturma etkin bir şekilde yürütülemediğinden takipsizlik kararı veriliyor. Ailenin ısrarlı başvurularına karşılık savcılık, dosyayı yeniden ele alıyor ve fetih kabir kararı ele alınıyor. Karar verildikten sonra hem ailenin, hem çocuğun genetiği alındı ve adli tıp kurumuna gönderildi. Adli tıp kurumundan gelen kararda sonuçta ailenin çocuğu olmadığı ortaya çıktı. Halen soruşturma devam etmekte. Biz, bu süreçte hukuki olarak kimin kusuru varsa herkesin cezalandırılması ve çocuğun bulunup aileye teslim edilmesi için gerekli bütün başvuruları yaptık” şeklinde konuştu.
Halit Yukay’ın cesedi 19 gün sonra bulundu! 68 metre derinlikte naaşı, ROV ile görüntülendi…

Özay Şendir'den Eurofighter ve meteor füzesi açıklaması: Sadece Yunanistan değil, İsrail de rahatsız

Özay Şendir’den Eurofighter ve meteor füzesi açıklaması: Sadece Yunanistan değil, İsrail de rahatsız

Özay Şendir’in açıklamaları şöyle; Bu üzerinde durduğumuz TCG Anadolu’dan şimdi birkaç şey söyleyeyim. Ben herkesi bir 1974’ün 20 Temmuz’una götüreyim. Niye diyeceksiniz? O zaman Türkiye’nin çıkarma gemisi sayısı çok sınırlıydı. Sadece 6 tane çıkarma gemisi vardı. Biz çok az sayıda asker çıkarabildik 20 Temmuz’da Kıbrıs’a.
Şimdi ise TCG Anadolu’nun aşağı güvertesinden 13 tankı bir arada taşıyabiliyorsunuz. Bu gemiye, deneme aşamasındayken, Silahlı Kuvvetlerin derin deniz kuvvetlerinin testleri sırasında binmiştim. Bu benim beşinci binişim.
İlginizi Çekebilir
Şu bilgiyi vermekte beis yok: Bu geminin kız kardeşi “Juan Carlos”tur. Juan Carlos’u nereden hatırlıyoruz? 6 Şubat depremlerinde Mersin Limanı’na getirilen yardım ve lojistik faaliyetlerinde kullanılmıştı.
Juan Carlos’un içinde herhangi bir tank manevra yapamaz. Bunun için de 6 ay boyunca tank manevra testleri yapılmıştır. İşte bu yüzden biz buna “L tipi gemi” diyoruz.

(TCG Savarona da Mavi Vatan nöbetinde)
13 ülkede var ama bunu uçak gemisi haline getiren ve aslında deniz sahasının konseptini değiştiren ülke Türkiye oldu. Şimdi burada Boğaz hattından geçtiğimiz için görece daha az görebiliyorsak, aslında bu bir görev gücüyle birlikte hareket ediyor. Yani koruma için etrafındaki denizaltılardan başlayarak birçok enstrümanla beraber hareket ediyor.
Anadolu’nun en önemli özelliği şu: Dünyadaki ilk SİHA gemisi olmasıdır. ‘Bu neyi değiştirir?’ derseniz, birçok şeyi değiştirir. Ama bir şeyi daha hatırlatayım. İzninizle… Libya’da iç savaş başladığı zaman biz oradaki Türk işçilerini, İDO’dan kiralanan feribotlarla getirebilmiştik. Yani kendi vatandaşlarımızı tahliye etme konusunda sıkıntılarımız vardı. Şimdi Anadolu varsa, böyle dertlerimiz olmayacak.
Özellikle arkadaşların da göstereceği üzere şu helikopterler Apache’lere yaklaşıyor. Bu Apache’ler, Deniz Hava Komutanlığı’na Kara Kuvvetleri envanterinden geçti. Hemen arkasında gördüğünüz helikopter Sikorsky.
İstanbul Boğazı’nda ‘zafer’ geçişi

Terörle mücadele döneminde elimizde bunlardan sadece 10 tane vardı. Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden yeni helikopter almak istedi ama satmadılar. 10 helikopterin bir tanesi eğitimde kullanılıyordu. 2 tanesinin de belirli parçalarının saat başı değişmesi gerekiyordu. Yani koca terörle mücadele yıllarında sadece 7 saldırı helikopteriyle mücadele etmek zorunda kaldık.
Bugün ise ATAK helikopterlerimizi yalnızca terörle mücadele alanında ya da Mavi Vatan’da kullanmıyoruz; aynı zamanda ihraç da ediyoruz.
Türkiye’nin savunma sanayi hikâyesi oldukça uzun bir hikâye. Ama burada unutmamamız gereken bazı noktalar var. Onlardan birine şimdi bakalım. Birazdan Bayraktar TB3’e, Kızılelma’ya ve diğerlerine doğru ilerleyeceğiz. Burada genellikle platformun, yani taşıyıcının üzerinde çok fazla duruyoruz ve bu anlamda hata yapıyoruz. Niye biliyor musunuz? Bir mühimmatı taşıyacak hava aracını her zaman bir yerlerden bulup almayı deneyebilirsiniz. Asıl önemli olan; bir hava aracının hedefe yönelmesini, havada diğer merkezlerle irtibat kurmasını sağlayan bütün aviyonik yazılımdır. Biz artık bunu yapıyoruz.
KAAN’DA 15 MİLYON SATIR KODU OLACAK
Kaan’ın yazılımına dair bir şey söyleyeceğim. Mesajlaşma sistemleri de dahil, bir F-35 için 21 milyon satır kod yazıldığını biliyor musunuz? Şu anda ASELSAN, TÜBİTAK ve HAVELSAN ortaklaşa çalışıyorlar ve tahminen Kaan’ın 15 milyon satır kodu olacak. Bu son derece önemli. Size çok komik bir şey söyleyeyim:
Selçuk Bayraktar’dan ‘Mavi Vatan’ vurgusu: Ne olduğunu topluma anlatacağız
Hani çeşitli gazeteciler “yerli uçak” diyorlar ya, motoru F-16’ıymış. Şu anda dünyadaki beşinci nesil savaş uçaklarının en iyisi Çin’in yaptığı J-20’lerdir. J-20’ler imal edildikten sonraki 2 yıl Rus motoruyla uçtular, biliyor musunuz? Bakın, platforma çok takılmamak gerekiyor. Asıl olan aviyonik ve ürettiğiniz mühimmattır. Bu bizim için çok önemli ve Türkiye bu noktada hakikaten beklenenin üzerine çıkan bir aileye sahip.
Şimdi Bayraktar’a bakalım. Hani ihracat rekorları kırıyoruz diyoruz ya; lastikleri yerli değil, başka firmadan alıyor Bayraktar. Optik sistemleri başka bir yerli firmadan alıyor. Ama bunların hepsi üstüne ekleniyor, Roketsan’ın mühimmatları var.
Bunların hepsi Türkiye’nin ihracatı oluyor. Şöyle söyleyeyim: Biz bir otomobil ihraç ettiğimiz zaman, otomobilin kilosunu ortalama 10-11 dolara ihraç ediyoruz. Bir roketin kilosunu ise 2.000 ile 3.500-4.000 dolar arasında bir rakama ihraç ediyoruz.
Gördünüz mü, aradaki katma değer farkı ne kadar büyük? Şimdi dünyada altıncı nesil savaş uçakları şuna döndü. Bir ana uçak o uçağın kolunda etrafında uçan İHA’lar ve sihalar var. Bunlardan bir kısmı istihbarat görevinde bir kısmı bazı şartlarda kullanılacak. Kızıl elma da ileride KAAN’la kol düşüşü yapacak İnsansız savaş uçağımız olacak. Oraya doğru evriliyor bu mesele şimdi.
ÜRETİLEN PROTOTİP, ÜRÜNLER FARKLI DEVLETLER TARAFINDAN GÖZDAĞI OLARAK ALGILANABİLİR Mİ?
Hikayenin gururlanacak tarafı çok fazla. Aynı zamanda seri üretimi de dikkatli takip etmek gerekiyor. Ne kadar çok üretirsek o kadar çok rahat edeceğiz. Diyelim ki karadan havaya füze yaptın. 100 tane senin işini görmez, bin tane olduğu zaman kendini güvende hissedersin. Bunları hepsi zaman ve maliyet unsuru.
Kathimerini Gazetesi Yunanistan’da Türkiye’nin SİHA pazarındaki başarısı söz konusu olduğunda şöyle bir manşet atmıştı: ‘Selçuk Bayraktar’ın hocası Yunandı, biz de yapabiliriz.’
Gençler, Savarona ile Boğaz’daki tarihi geçişte duygularını paylaştı
Onu Selçuk Bey’e sordum. O sırada iki tane tez danışmanı var. Biri Fransız, biri Yunanlı. Ama o iş öyle olmuyor. Burada önemli olan şu. Selçuk Bayraktar MIT bitirdi geldi, İstanbul’da çok iyi bir şirkette iyi bir maaşla işe girerdi, çok daha rahat bir hayatı olurdu. Nereye gitti? Gabar’a… O zaman el ile atılan SİHA’lar vardı. Üzerlerinde asker üniforması bu test sürecini yaşadılar.
Hızlı gittiğimiz alanlar oldu, hızlanmamız gereken alanlar var. Mesela KAAN’dan yola çıkalım. Ayda 2 tane, yılda 24 tane üretebileceğiz. Bizim 5’inci nesil uçak ihtiyacımız az bir ihtiyaç değil.
KAAN’ın yıldırım testi yapılıyor. Bir savaş uçağı için çok önemlidir. Radarda görünmezlik testi son derece önemli ve zor bir testtir. O test için hazırlanan odayı gördüm inanamazsınız. Tezgahta başka KAAN’lar var. KAAN envantere girinceye kadar yüzlerce testten geçecek belki binlerce saat havada kalacak. Acele etmeden eksiklerin giderilmesine fırsat vererek ilerlememiz gerekiyor. Bunu yaptığımız zaman istediğimiz noktaya varırız.
Övünmek elbette hakkımız ama övünürken memleketi duygumuz kadar aklımızla da sevmemiz gerekiyor.

‘SADECE YUNNAİSTAN’I DEĞİL EN ÇOK İSRAİL’İ RAHATSIZ ETTİ’
Psikolojik üstünlük kısmına gelince mesela Türkiye’nin Eurofighter ile beraber meteor füzesi alması sadece Yunanistan’ı değil en çok İsrail’i rahatsız etti. Neler yazdılar… İsrail’in şu anki rahatsızlığı şu: Japonya’ya SİHA satıyorlardı, Japon Savunma Bakanı Türkiye’ye geldi. Türkiye pazara girdi, şu anda zıp zıp zıplıyorlar.
Halit Yukay’ın cesedi 19 gün sonra bulundu! 68 metre derinlikte naaşı, ROV ile görüntülendi

(Eurofighter)…

Reklam
Reklam
Otizmli bebeğe tekmeli saldırı! Mahkemeden '12 ay taksitli' şok karar: Kızımın canının bedeli 11 bin lira mı?

Otizmli bebeğe tekmeli saldırı! Mahkemeden ’12 ay taksitli’ şok karar: Kızımın canının bedeli 11 bin lira mı?

Isparta’nın Bağlar Mahallesi’nde geçtiğimiz yıl meydana gelen olayda, İbrahim Halil Sökmen ve eşi Nurcan Sökmen, iddiaya göre apartman dairesinde yaşadıkları evin sahibi Z.D. ile kapı önüne çöp atılması nedeniyle tartışmaya başladı.
İlginizi Çekebilir
Nurcan Sökmen’in, “Burada insan yaşıyor, bunu neden yaptınız” sözleri üzerine büyüyen tartışmaya polis ekipleri müdahale etti. Tarafların birbirinden şikayetçi olması üzerine karakola götürüleceği sırada, Z.D.’nin polislerin elinden kurtularak Nurcan Sökmen’in kucağındaki 4 yaşındaki otizmli kızı Sinem Ece Sökmen’in boğazını sıktığı, ardından yere düşürdüğü ve yerde defalarca tekmelediği iddia edildi. Olayın polis tutanaklarına geçmesinin ardından aile küçük kızlarını hastaneye götürerek darp raporu aldı ve şikayetçi oldu. Yaklaşık 1 yıl süren davanın sonunda mahkeme, sanık Z.D.’ye yalnızca 11 bin 200 lira para cezası verdi. Bu cezanın da aylık bin lira taksitlerle 12 ayda ödenmesine karar verilmesi aileyi derinden sarstı.
Halit Yukay’ın cesedi 19 gün sonra bulundu! 68 metre derinlikte naaşı, ROV ile görüntülendi
DAİRE ÖNÜNDEKİ PİSLİK NEDENİYLE TARTIŞMA BAŞLADI
Olayın üzerinden yaklaşık 1 yıl geçtiğini ve olay günü eşiyle alışveriş yapmak için dışarı çıktığını, ardından eve döndüklerinde apartmanda temizlik yapıldığı ve ancak tüm pislikler kendi dairelerinin önüne atıldığını anlatan Halil İbrahim Sökmen, “Eşim, ev sahibinin kızına ‘Bu pislik buraya atılır mı? Burada insan oturuyor’ dediğinde tartışma başladı. Ben de durumu ev sahibinin eşine bildirdim, ev sahibinin eşi ‘Gerekirse ben temizlerim’ dedikten sonra olay daha büyüdü. Sözlü tartışma sırasında ben müdahale etmedim çünkü eski hükümlüydüm ve yeniden ceza alıp çocuğumdan ayrı kalmak istemedim. Polis ekiplerini aradım ve ekipler olay yerine geldi. Ben durumu onlara, eşim ve çocuğumun evde olduğunu ve hayati tehlikelerinin bulunduğunu anlattım” ifadelerini kullandı.
Kentin plaka kodundan esinlenildi! Bittiğinde Türkiye’nin en büyüğü olacak

“KIZIMIN BOĞAZINI TUTTU VE YERE ATIP DEFALARCA TEKMELEDİ”
Polis ekiplerinin iki tarafı da dışarı çıkardığını belirten Sökmen, “Ancak bu şahıs polislerin elinden kurtularak eşimin yanına geldi, bir eliyle eşimin saçını, diğer eliyle kızımın boğazını tuttu. Kızım yere düştü ve yerde defalarca tekmelendi. Düşmenin etkisiyle kızımın gözünün altında hâlâ bir iz bulunuyor. Olay sonrası kızımıza darp raporu aldık ve konuyu mahkemeye taşıdık. Kızım otizm hastası olaydan önce biraz konuşabiliyordu ama şimdi konuşmuyor. Mahkemede ilk davada basit yargılama usulüyle sınırlı bir para cezası verildi. Biz bu karara itiraz ettik. Son duruşmada sanık mahkemede parmağıyla kızımı işaret ederek ‘benim bu çocukla bir derdim yok, bunun annesiyle problemim var’ dedi. Buna rağmen mahkeme kararı 11 bin 200 lira cezayı 12 ay boyunca aylık bin lira ödeme şeklinde verildi” şeklinde konuştu.

“KIZIMIN CANININ BEDELİ 11 BİN LİRA MI”
“Biz araba mı alıyoruz ya da buzdolabı mı alıyoruz? Kızımın canının bedeli 11 bin lira mı” diyerek sitem eden baba Sökmen, “Olay sonrası kızımın göz altındaki izi geçti, kızımın kalıtsal bir rahatsızlığı da olabilirdi. Şu anda hiç konuşamıyor. Mahkeme esnasında hakime hanım, ‘bu çocuk otizm hastası, adli tıptan bir rapor çıkarın ve dosyaya ekleyin’ demedi. Ceza nasıl belirlendi, anlayamadım. Fiile konu olan kadın sürekli ‘ben Ispartalıyım, bana hiçbir şey olmaz, para cezası verilir’ diyordu ve gerçekten öyle oldu” dedi.
Deliler Fayı kazısında büyük sürpriz: ‘Bu kadar fazla çıkacağını beklemiyordum’
Bu süreçte, adaletin yerini bulmasını sağlamak için gerekli her yere başvuracağını belirten Sökmen, “Tekrar söylüyorum, bir çocuğun canının bedeli bu kadar olmamalı. Devletimizden adalet bekliyorum. Kızım ve eşim için koruma talep ediyorum ve en kısa sürede adaletin yerini bulmasını istiyorum. Ben para pul hiçbir şey istemiyorum” diye konuştu.
İbrahim Halil Sökmen, son davada kızının engelli raporunun dikkate almadığını iddia ederek davayı istinaf yasa yolunun tamamen kapattığını, bu davanın tekrar detaylı bir şekilde incelenmesini ve adaletin sağlanması için elinden gelen her şeyi yapacağını ifade etti.
Türkiye’de sıcaklıklar bir anda 12 derece düşecek! Prof. Dr. Orhan Şen uyardı…