

270 BİN LİRALIK VEKÂLET, 27 BİN LİRALIK GEÇİM: BU UÇURUM NASIL KAPANACAK?
Tahsin TUNA
Türkiye’de ekonomik tabloyu anlamak için uzun uzun rapor okumaya gerek yok. Bir yanda ay sonunu getiremeyen milyonlar, diğer yanda tek kalemde yüz binleri aşan maaşlar. Bugün bir milletvekili maaşı 270 bin lirayı aşmış durumda. Aynı ülkede bir asgari ücretli yaklaşık 28 bin lira ile yaşam mücadelesi veriyor. Emekli ise daha da ağır bir tablo içinde.
Bu sadece bir gelir farkı değil; bu, temsil ile gerçeklik arasındaki kopuştur.
Sorulması gereken soru açık: Halkın yaşadığı ekonomik gerçeklikle bağı kopmuş bir temsil mekanizması, kimin sorununu ne kadar anlayabilir?
Milletvekilliği, yüksek maaşlı bir konfor alanı değil; tam tersine yüksek sorumluluk gerektiren bir görevdir. Ancak sahaya bakıldığında tablo pek de böyle görünmüyor. Vatandaşın gözünde vekil; düğünlerde görünen, parti binalarında toplantı yapan ama hayatın içindeki yangına yeterince temas etmeyen bir figüre dönüşmüş durumda.
Bakırçay’dan yükselen sesler bu yüzden dikkat çekici:
“Bu kadar maaşı halka hizmet olarak hak etmiyorsunuz. Yarın tekrar oy istemek için halkın yüzüne nasıl bakacaksınız?”
Bu cümle bir öfke değil, bir kırılmanın ifadesidir.
Çünkü vatandaş vekilini yanında görmek istiyor. Pazarda, tarlada, fabrikada, kahvede… Sorunu yerinde dinleyen, çözümü Ankara’ya taşıyan bir temsil bekliyor. Vekil dediğin; halkın arasına girer, gerektiğinde eleştiriyle yüzleşir, sertleşir ama kaçmaz. Sorumluluğu devretmez.
Oysa bugün eleştiriler başka bir noktaya işaret ediyor: “Parti binalarına gelip çalışıyormuş gibi görüntü sergiliyorlar.”
Eğer siyaset, sahadan kopup sadece kurumsal odalara sıkışırsa; maaş ne kadar yüksek olursa olsun meşruiyet tartışması büyür.
Peki bu dengesizlik nasıl kapanır?
Öncelikle mesele sadece maaş indirimi değildir. Asıl ihtiyaç, temsil kalitesinin yükselmesidir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve performansa dayalı siyaset anlayışı olmadan bu uçurum kapanmaz. Halkın beklentisi net: Kendini bilen, bölgesini tanıyan, derdiyle dertlenen vekiller.
Bakırçay halkı bunu açıkça söylüyor: “Milletin dertleriyle dertlenen, insanını iyi tanıyan, ihtiyaçlarını bilen vekiller seçmek istiyoruz.”
Bu söz, aslında siyasete yazılmış bir yol haritasıdır.
Bugün 270 bin liralık maaşın tartışılması, rakamın büyüklüğünden çok temsilin küçülmesindendir. Eğer vekil gerçekten halkın içinde, halkla birlikte ve halk için çalışıyorsa; aldığı maaş sorgulanmaz. Ama bağ kopmuşsa, en küçük fark bile büyür, en yüksek maaş bile tartışma konusu olur.
Son söz: Bu ülkenin insanı sadaka değil, adalet istiyor. Temsil edilmek değil, gerçekten anlaşılmak istiyor.
Ve artık sadece şunu soruyor: “Bizi gerçekten kim temsil ediyor?”
