BIST 100
14.734,50 -0,63%
DOLAR
46,4384 -0,02%
EURO
53,2815 0,13%
GRAM ALTIN
6.204,37 -1,32%
FAİZ
41,03 -0,22%
GÜMÜŞ GRAM
96,83 -1,36%
BITCOIN
62.946,00 -0,11%
GBP/TRY
61,4771 0,24%
EUR/USD
1,1469 0,10%
BRENT
80,52 0,84%
ÇEYREK ALTIN
10.144,14 -1,32%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
27 °
Reklam

HABER

Bitlis'te dehşete düşüren görüntü! Kucağında bebekle ayı saldırısına uğradı

Bitlis’te dehşete düşüren görüntü! Kucağında bebekle ayı saldırısına uğradı

Bitlis’in Tatvan ilçesinde bulunan Nemrut Krater Gölü’nde geziye çıkan bir ailenin üzerine ayı saldırdı. Kucağında bebek bulunan vatandaşa yönelen saldırı anları cep telefonuna yansıdı. Olayda büyük panik yaşanırken, ailenin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
İlginizi Çekebilir
O anlar bölgede bulunan başka bir vatandaş tarafından cep telefonuyla saniye saniye kaydedildi. Görüntülerde ailenin büyük panik yaşadığı, çevredeki vatandaşların ise korkuyla kaçıştığı görüldü. Olayın ardından bölgeden uzaklaştırılan ailenin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken, yaşanan saldırı göl çevresinde gezi yapan diğer vatandaşlar arasında da tedirginliğe yol açtı.

ANNE VE YAVRU AYILAR PİKNİKÇİLERİN SOFRALARINA DADANDI
Nemrut Kalderası’nda doğa yürüyüşü ve piknik yapan vatandaşlar, unutulmaz bir sürpriz yaşadı. Anne ve yavru ayılar, piknikçilerin kurdukları sofralara yaklaşarak yiyecek aradı. Sıcak havada kalderanın serin doğasında vakit geçirmek isteyen vatandaşlar, bir anda karşılarında anne ayı ve iki yavrusunu görünce şaşkına döndü. Ayıların piknik masalarına yaklaşarak yiyecek arayışına girmesi, cep telefonlarıyla kaydedildi. Ziyaretçiler, davetsiz misafirlere zarar vermeden ve panik yapmadan sofralarını onlara bırakıp güvenli mesafeden izledi.
Karadeniz’de tedirgin eden görüntü! Uzmanı konuştu: Güçlü bir yırtıcı, insana da saldırabilir

Uzmanlar ise kalderada yaşayan ayıların beslenme alışkanlıklarının bozulmaması ve insanlara yaklaşmamaları için ziyaretçilerin yiyeceklerini açıkta bırakmamaları ve ayıları beslememeleri konusunda uyarılarda bulundu. Doğa ve uzay gözlemciliği yapan Dr. Cihan Önen, son günlerde Nemrut Krater Gölü civarında ayı sirkülasyonunun bir hayli fazla olduğunu belirtti. Bir anne ayı ve iki yavrusunun, insanların yoğun olarak bulunduğu alanlarda dolaştığını ifade eden Önen, ziyaretçilerin bir kısmının ayıları elle beslediğini ve onlarla özçekim yaptığını söyledi. Doğada ayı ve insanların karşı karşıya gelmesinin istenmeyen bir durum olduğunu vurgulayan Önen, bu tür karşılaşmaların hem insanlar hem de ayılar için risk oluşturabileceğini kaydetti. Ayıların saldırabileceğini, yaralanmalara yol açabileceğini ya da zarar görebileceğini belirten Önen, ayrıca bu tür temasların ayıların beslenme alışkanlıklarını bozduğunu ve insanların bulunduğu alanlara daha sık gelme eğilimi kazandırdığını dile getirdi. Bunun dışında bölgede diğer ayıların da sürekli insanların olduğu alanlarda dolaştığını aktaran Önen, bu durumun riskleri artırdığını vurguladı.
Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda yangın

YÜZMEYİN
Göl çevresinde yüzülmemesi gerektiğine dair uyarılar yapıldığını da hatırlatan Önen, boğulma riskinin yanı sıra ayıların su içmek ve yüzmek için göl kenarına geldiğini aktardı. İnsanların bir koyda yüzerken, 150-200 metre ötede başka bir koyda ayıların yüzebildiğine dikkat çeken Önen, birçok kişinin ayıların yüzebildiğinden haberdar olmadığını ifade etti.
Yetkililerin, vahşi hayvanların elle beslenmemesi ve bölgede yüzülmemesi konusunda sık sık uyarılarda bulunduğunu da sözlerine ekledi.
Erzurum’da heyelan! 70 ev boşaltıldı…

İşitme engelli çiftin yaşam azmi! Ürettikleri ürünleri yazdıkları kağıtlarla turistlere satıyor

İşitme engelli çiftin yaşam azmi! Ürettikleri ürünleri yazdıkları kağıtlarla turistlere satıyor

Mimar Sinan’ın doğup büyüdüğü Ağırnas Mahallesi’nde yaşayan Aniş ve Osman Ertaş çifti, 30 yıl önce evlendi. İkisi de işitme engelli ve konuşamayan çift, hayvancılıkla uğraşmaya başladı. Beslediği büyükbaş hayvanlardan elde ettiği sütle, peynir ve yoğurt yapan Aniş Ertaş, ürettiği ürünleri bölgeyi ziyaret etmeye gelen yerli ve yabancı turistlere satarak, geçimini sağlıyor.

Turistlerin kendisini anlayabilmesi için yaprak, süt, peynir ve yoğurt gibi ürünleri fiyatlarıyla birlikte kağıtlara yazan Aniş Ertaş, kağıtları göstererek satış yapıyor.
TEM’de kamyon devrildi, trafik yoğunluğu oluştu!

Ertaş, “Süt, peynir yapıyorum. Buraya çıkarıp gösterip, satıyorum. Arabalar geliyor ve kağıt tutuyorum. Sütü yaparken yoruluyorum. Peynir ve yoğurt yapıyorum. Kocam odun getiriyor. İnek sağıyor. Hayvanları temizliyor. Oturup kalkarken dizlerim ağrıyor. Geçerken beni görüyorlar. Ben de onara kağıt gösteriyorum, satıyorum. Alıyorlar” ifadelerini kullandı.

‘İNEĞİ SAĞIYORUZ, KAYNATIYORUZ VE SATIYORUZ’
Osman Ertaş ise “Ot biçip ineklere getiriyorum. Eskiden inşaat işiyle uğraşıyordum. Paraları hanım biliyor, ben çok bilmem. 2 torunum 1 oğlum var. İlk hanımım ameliyat olduktan sonra öldü. Gezdim ve baktım ondan sonra Aniş’le evlendim. Eşim mantıyı iyi sıkar, ekmeği iyi pişirir. İneği sağıyoruz, sütünü kaynatıyoruz ve satıyoruz. Dizlerim ağrıyor. Krem çalıp, hap içiyorum” dedi. (DHA)
Haber Detay Görsel Slider…

Reklam
Narin Güran anıldı! Cezaevindeki annenin avukatından çarpıcı iddialar

Narin Güran anıldı! Cezaevindeki annenin avukatından çarpıcı iddialar

Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe Mahallesi’nde yaşayan 8 yaşındaki Narin Güran 21 Ağustos 2024’te kayboldu. Ailesi aynı gün Narin’in kaybolduğuna ilişkin güvenlik güçlerine ihbarda bulundu. Yapılan incelemelerin ardından yeri belirlenemeyen talihsiz kızın cansız bedeni 19 gün sonra 8 Eylül 2024’te köyün yakınında bulunan Eğertutmaz Deresinde bir çuval içinde bulundu. Olayın ardından mahkeme anne Yüksel Güran, ağabeyi Enes Güran ve amca Salim Güran hakkında iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, , Nevzat Bahtiyar’a ise suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İlginizi Çekebilir
Narin Güran’ın ölümünün birinci yıl dönümü nedeni ile anma etkinlikleri düzenlendi. Etkinlikte konuşan Narin Güran’ın cezaevinde bulunan annesi Yüksel Güran’ın avukatı Yılmaz Demiroğlu, tam bir yıl önce minik meleklerini kaybettiklerini ve insanlıklarından utandıkları bir gün yaşadıklarını söyledi.
Demiroğlu, ‘’Bizler adaletin sağlanması için hukuki mücadelemizi halen sürdürüyoruz. Yaşanabilecek hukuksuz bir sonucun başka adaletsizliklere de sebebiyet vermemesi için bizler mücadelemizi sürdürüyoruz. Narin’i dereye gömenin, cansız bedenine temas edenin sözü ile adaletin sağlanamayacağını biliyoruz. Bu kişinin bugüne kadar verdiği hiçbir ifade hiçbir maddi delille dijital delillerle doğrulanmamıştır. Bizler aşama aşama bu gerçeğe ulaşmak Narin davasının karanlıkta kalmaması için her şeyi yaptık. Bütün detaylara inmeye çalıştık. Burada bizler bir anne, bir amca, minicik bir meleği katile sebep olmadığını biliyoruz. Bu hikayenin akla, mantığa, hukuka sığar bir tarafının da olmadığını az çok az çok delillerden anlayabiliyoruz. Bizler Nevzat Bahtiyar’ın ifadelerini didik didik ettik. Anne, amcanın telefon imajlarını inceledik. Gerçekten de rutin bir hareket. Yani olay günü cinayet işlendiği gün bir amcanın telefonunda faturanın ödendiğini, altın fiyatlarının takip edildiğini, rutin bir hayat sürdürdüğünü görüyoruz. Bir annenin telefonunda oyun oynandığı, müzik dinlendiğini görüyoruz. Hangi aile üyesi bu kadar rahat davranabilir ki? Vicdana sığacak bir delil ortaya çıkıp hüküm verildiğinde o zaman adalet sağlanır. Biz karanlığı ailenin aleyhine yorumlayarak katili kendi aranızda arayın anlayışıyla bir sonuca varamayız.

Devletin yükümlülüğü Narin’in gerçek katiline ulaşma, somut vicdana uygun delilleri ortaya çıkarıp herkesin vicdanını tatmin edecek bir sonuca ulaşmakla yükümlüdür devlet. Bu süreçte bu yargılama sürecinde hızla bir topyekun cezalandırma anlayışıyla adaletin sağlanamayacağını biliyoruz. Bu süreçte açıklama yapan, konuya ilgi duyan kamu görevlileri olur, yetkililer olur, adil yargılamayı etkileyecek beyanatlardan uzak durması son derece önemlidir. Zaten aile henüz savunma hakkı dahi tanınmadan aileye maalesef soruşturma gizliyken topyekun bir lince maruz kaldı. Sosyal medyanın lincine maruz kaldı. Çok kritik bir söz söylenerek, Narin görmemesi gereken bir şey gördü diye cinayet işlendiği hikayesi ileri sürülerek bu hikayenin arkası ardı bitmez senaryolarla aile linç edildi maalesef. Bizler bugün Yüksel Güran’ın kızının toprağına dokunması ve bu mezarın başında olması gerektiğini düşünüyorduk. Maalesef şu an Demir parmaklıklar arkasında. Yüksel ve ailesi masumdur ve bu masumiyetin ispatı için mücadelemiz devam ediyor. Cansız bedene dokunanın sözüne itimat edilmez. Adaletin bir an önce tecellisi için ve narinimizin ruhunun huzura kavuşması için mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.
Narin’in canice katledilişinin üzerinden 1 yıl geçti! Köy meydanındaki detaylar kan dondurdu: Tarifi olan bir acı değil

Az katlıysa güvende misiniz? Uzman açıkladı, depremle ilgili şoke gerçek

Az katlıysa güvende misiniz? Uzman açıkladı, depremle ilgili şoke gerçek

Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen deprem sonrası yıkılan ve hasar gören binalar, yapı güvenliğini yeniden gündeme taşıdı. Binaların dayanıklılığı, doğru zemin seçimi, kullanılan malzeme kalitesi ve denetimlerin önemine dikkat çekildi. TMMOB Adana İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Hıdır Çak, depremin önemli dersler içerdiğini, vatandaşların ev alırken mutlaka yapı denetim raporlarını sorgulaması, binanın yaşı ve kullanılan malzemelerin belgelerini incelemesi gerektiğini söyledi. Çak, “Deprem gerçeğiyle yaşadığımız için sağlam ve güvenli binalarda oturmak hayati önem taşıyor” diye konuştu.
İlginizi Çekebilir
Hıdır Çak, orta büyüklükteki depremlerin yıkıma yol açmaması gerektiğini belirterek, “Biz İnşaat Mühendisleri Odası olarak, 6.1 büyüklüğündeki bir depremin orta şiddette bir deprem olduğunu ve bu tür depremlerde binaların bırakın yıkılmayı ya da orta hasar almayı, az hasar bile görmemesi gerektiğini vurguluyoruz. Depreme karşı dayanıklı olarak inşa edilen ve mühendislik hizmeti alan binaların bu ölçekteki bir depremden etkilenmemesi gerekir. Ancak anladığımız kadarıyla Sındırgı merkez ve çevre köylerde meydana gelen hasarın büyük nedeni, mühendislik hizmeti almamış veya metruk durumda bulunan, mühendislik hizmeti alsa bile yeterince denetlenmeyen binalardır. Bu nedenle binaların depreme karşı hazırlığı, bina stokunun yenilenmesi ve güçlendirilmesi konusunda ciddi bir gerçeklik ortadadır” dedi.
Yer: Tuz Gölü havzası! 1 yıldır fışkırıp, kayboluyor: Türkiye’de tek
BİNALARIN DEPREME DAYANIKLILIĞI SORGULANMALI
Vatandaşlara özellikle yeni konut alırken dikkat etmeleri gereken noktaları anlatan Çak, şöyle dedi:
“Öncelikle binalarının depreme dayanıklı olup olmadığını sorgulamaları gerekiyor. 1999 Marmara depreminin ardından Yapı Denetimi Kanunu yürürlüğe girdi ve bu kapsamda 19 pilot ilde uygulama başlatıldı. Adana da bu pilot illerden biridir. Dolayısıyla 2000 yılı öncesinde yapılmış binalar, yapı denetim hizmeti almamış binalardır. Bu binalar yalnızca ‘teknik uygulama sorumlusu’ dediğimiz bir inşaat mühendisi tarafından denetlenmiş, bu nedenle denetim mekanizması son derece zayıf işlemiştir. 2000 yılı sonrasında ise yapı denetim firmaları devreye girmiştir. Bu binalarda beton ve çelikten numuneler alınarak laboratuvarlarda test edilmiştir. Bu nedenle daha olumlu düşünsek de bu tek başına yeterli değildir. Bina raporundan başlayarak; proje müellifinin denetlenip denetlenmediği, iskân alıp almadığı, ruhsat kriterleri, yapının izolasyonu, çatı imalatı ve diğer tüm aşamalarda denetim mekanizmalarının işleyip işlemediği sorgulanmalıdır. Bir diğer önemli kriter ise müteahhittir.”

‘AZ KATLI OLMASI DEPREME DAYANIKLI OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ’
Vatandaşların sadece ev sahibi olmak istediklerinde değil, kiraya çıkacakları binayı da araştırmaları gerektiğini vurgulayan Çak, şöyle konuştu:
“Biz inşaat mühendisleri olarak, binaların kat adedi üzerinden değerlendirme yapmanın doğru olmadığını söylüyoruz. Bir binanın çok katlı olması onun depreme karşı dayanıksız olduğu anlamına gelmediği gibi, az katlı olması da dayanıklı olduğunu göstermez. Önemli olan, binanın mühendislik hizmeti alıp almadığı, bulunduğu yerin koşullarına göre yönetmeliklere uygun şekilde tasarlanıp tasarlanmadığı ve projenin doğru uygulanıp uygulanmadığıdır. İki ya da üç katlı bir bina doğru projelendirilmemişse deprem performansı zayıf olur. 6 Şubat depremlerinde de bu tür binaların ciddi şekilde etkilendiğini gördük. Çok katlı binaların dayanıklı olması için doğru proje, tasarım ve denetim şarttır. Bu sistem doğru şekilde işletildiğinde kat sayısı tek başına risk göstergesi olmaz. Ev alacakları binanın ada-parsel numarası üzerinden ilgili belediyeye giderek ruhsat dosyasını temin edebilirler. Her ruhsatlı binanın belediyede dosyası bulunur. Bu dosyada mimari ve statik projeler yer alır. Vatandaşlar kendileri inceleyemiyorsa, bu projeleri bir inşaat mühendisine inceleterek binanın doğru projelendirilip projelendirilmediğini, denetim görüp görmediğini öğrenebilir. Ruhsat dosyası üzerinden yapılacak bu inceleme, binanın durumu hakkında fikir verebilir. Bunun dışında binanın deprem performans analizi yaptırılabilir. Ancak bu kolay ve ucuz bir işlem değildir çünkü karot alınması ve bilgisayar ortamında statik analiz yapılmasını gerektirir. Ev alırken bu mümkün olmasa bile asgari sorular sorularak önemli bilgiler edinilebilir.”
9 kadına ait! Binlerce yıllık sır ortaya çıktı: ‘Bu bulgular oldukça şaşırtıcı’…

Türk askeri Ukrayna'ya gidecek mi? MSB kaynaklarından barış gücü iddiasına yanıt

Türk askeri Ukrayna’ya gidecek mi? MSB kaynaklarından barış gücü iddiasına yanıt

Millî Savunma Bakanlığı ​​​​​​​kaynakları, haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
SURİYE ORDUSUNA EĞİTİM, DANIŞMANLIK VE TEKNİK DESTEK
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Suriye yönetiminin savunma ve güvenlik kapasitesini artırmak için talep ettiği eğitim, danışmanlık ve teknik destek çalışmalarının son durumuna ilişkin sorular üzerine ise şunları söyledi:
“Türkiye ile Suriye arasında 13 Ağustos 2025’te ‘Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası’ imzalanmıştır. Bu anlaşma, Suriye’nin savunma kapasitesini artırmayı ve askeri alanda somut işbirliğini hedeflemektedir. Mutabakat kapsamında, Suriye Silahlı Kuvvetlerinin yeniden yapılandırılması süreci hız kazanmış eğitim, danışmanlık, teknik destek ve karşılıklı ziyaretler başlatılmıştır. Bu faaliyetler, Suriye Savunma Bakanlığı ile koordineli şekilde yürütülmektedir. Bu kapsamda, Suriye Savunma Bakanlığı Eğitim Daire Başkanı ve beraberindeki heyetin Milli Savunma Üniversitesi’ni ziyareti ve Suriye Savunma Bakanlığının talebi çerçevesinde başlatılan eğitim faaliyetleri devam etmektedir.
17 yaşındaki Defne’nin müthiş başarısı! TIME’a adını yazdırdı

Diğer yandan, Suriye’nin savunma kapasitesinin artırılması için ihtiyaçların yerinde gözlemlenmesi ve müşterek bir yol haritasının oluşturulması amacıyla Bakanlığımızdan müteşekkil heyetler vasıtasıyla teknik ziyaretlerin gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Türkiye, Suriye’nin istikrarını bölge barışı açısından kritik görmekte ve ‘Tek Devlet, Tek Ordu’ ilkesini desteklemeye devam etmektedir. İlerleyen dönemde, karşılıklı heyet ziyaretleri ve eğitim faaliyetlerinin artması, işbirliği kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir.”
Zelenskiy’den flaş açıklama: İsviçre, Avusturya ve Türkiye’yi saydı

UKRAYNA’YA BARIŞ GÜCÜ GÖNDERİLECEĞİ İDDİASI
Ukrayna’ya barış gücü gönderilmesine ilişkin basında yer alan iddialara yönelik sorular üzerine Bakanlık kaynakları, “Türkiye, bölgesinde barış ve istikrar üreten ve bu yöndeki tüm inisiyatiflere katkı sunmaya çalışan bir ülkedir ancak Rusya ile Ukrayna arasında öncelikle bir ateşkesin sağlanması, ardından görev tanımı netleştirilmiş bir misyonun çerçevesinin belirlenmesi ve hangi ülkenin ne ölçüde katkı sunacağının ortaya konulması gerekmektedir. Henüz somut bir zemine oturtulmamış öngörüler üzerinden değerlendirme yapmak ise sağlıklı ve doğru olmayacaktır.” yanıtını verdi.
JAPONYA SAVUNMA BAKANININ ZİYARETİ
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Japonya Savunma Bakanı ile bir araya gelmesine dair sorular üzerine, “Sayın Bakanımızın misafiri olarak ülkemize gelen Japonya Savunma Bakanı Nakatani Gen ile 19 Ağustos’ta ikili işbirliğinin ve bölgesel savunma ve güvenlik konularının ele alındığı verimli bir görüşme gerçekleştirilmiştir.” bilgisini verdi.
Görüşmede, iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin artırılması, küresel ve bölgesel istikrarın sağlanması, savunma sanayi alanındaki mevcut ve potansiyel işbirliklerinin geliştirilmesi konularında fikir alışverişinde bulunulduğunu belirten Bakanlık kaynakları, şunları kaydetti:
“Tarihi bağlara ve karşılıklı saygıya dayanan köklü bir dostluğa sahip olan Türkiye ve Japonya arasında samimi ve yapıcı bir atmosferde paylaşılan görüşler ve değerlendirmeler; iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin gelişimine katkı sağlayacak, önümüzdeki dönemde savunma alanındaki diyalog ve işbirliğimizi daha da güçlendirecek, halklarımızın yararına somut adımlar atılmasına vesile olacaktır.”
Zincir marketlerde ‘Cumhur Reyonu’ iddiası: Fiyatlar tüm Türkiye’de sabit olacak!
Görüşmede, iki ülke arasındaki savunma iş birliğinin artırılması, küresel ve bölgesel istikrarın sağlanması, savunma sanayi alanındaki mevcut ve potansiyel iş birliklerinin geliştirilmesi konularında fikir alışverişinde bulunulmuştur.
Tarihi bağlara ve karşılıklı saygıya dayanan köklü bir dostluğa sahip olan Türkiye ve Japonya arasında samimi ve yapıcı bir atmosferde paylaşılan görüşler ve değerlendirmeler; iki ülke arasındaki askerî ilişkilerin gelişimine katkı sağlayacak, önümüzdeki dönemde savunma alanındaki diyalog ve iş birliğimizi daha da güçlendirecek, halklarımızın yararına somut adımlar atılmasına vesile olacaktır….

Reklam
Tarihi Yarımada'da yeni dönem! Ulaşım planı hayata geçiyor

Tarihi Yarımada’da yeni dönem! Ulaşım planı hayata geçiyor

İBB, Paris İklim Anlaşması ve İstanbul’un 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda tarihi yarımada için özel bir ulaşım stratejisi geliştirdi. Yaya öncelikli ulaşım planına göre pilot bölgelerden başlanarak otobüs öncelikli şerit uygulaması hayata geçirilecek. İlk etapta pilot bölge olan Vatan Caddesi’nde uygulanacak otobüs öncelikli şerit uygulaması sayesinde, hem trafik sıkışıklığı azalacak hem de toplu ulaşımın verimliliği artacak. Vezneciler-Edirnekapı ve Fevzipaşa Caddesi’nde de çalışmalar devam ediyor. Fevzipaşa Caddesi’nde planlanan otobüs şeridi, Edirnekapı’da raylı sistemle entegre edilecek.

SİRKECİ ARABALI VAPUR İSKELESİ YENİKAPI’YA TAŞINACAK
Planlama kapsamında, Tarihi Yarımada’nın önemli ulaşım akslarından biri olan Sirkeci-Harem arabalı vapur hattının Sirkeci iskelesi Yenikapı’ya taşınacak. Böylece Sirkeci bölgesi araç trafiğinden arındırılacak ve tur otobüslerinin indirme-bindirme noktası olarak turizme hizmet eden bir merkez olacak. Arabalı vapur iskelesinin Yenikapı’ya taşımasıyla, Sirkeci’den Sultanahmet bölgesine turistik shuttle hatları hizmete girecek.
İstanbullular dikkat! Tarihi Yarımada’da büyük değişim başlıyor: Sultanahmet, Ayasofya ve Topkapı çevresi için yeni dönem
YENİ P+D OTOPARKI
Ulaşım Planına göre, özel araç trafiğini kontrol altına almak ve toplu ulaşımı teşvik etmek amacıyla Tarihi Yarımada’da P+D (Park Et Devam Et) otoparklarının sayısı artırılacak. Mevcut Yenikapı ve Feshane otoparklarına ek olarak Alibeyköy’de yeni bir P+D otoparkı hizmete girecek. Böylece sürücüler araçlarını bu noktalarda bırakıp toplu ulaşım araçlarına geçiş yapabilecek.

YAYA VE BİSİKLET DOSTU ALANLAR ARTACAK
Plan, Tarihi Yarımada’nın yaya hareketliliğini artırmaya odaklanıyor. Sarayburnu ve Cankurtaran bölgesindeki oteller çevresi özel araçlardan arındırılarak, yaya erişimi güçlendirilecek. Ayrıca yaya dostu sokaklar ve trafik sakinleştirme uygulamaları ile özellikle okul çevrelerinde güvenlik ve konfor artırılacak. Turistik yaya ve bisiklet güzergahlarıyla aktif ulaşım da desteklenecek.

DENİZ ULAŞIMI VE RAYLI SİSTEM HATLARINA GÜÇLENDİRME
Kabataş Transfer Merkezi ile deniz ulaşımı daha da güçlendirilirken, Bağcılar-Kabataş (T1) ve Sirkeci-Kazlıçeşme (U3) raylı sistemlerinde ek seferler düzenlenecek. Haliç’te planlanan turizm odaklı Hop-on Hop-off deniz hattı da turistik deneyimi artıracak.

Plana ilişkin açıklamalarda bulunan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Pelin Alpkökin, “Tarihi Yarımada’daki sorunu yalnızca ulaşım sorunu olarak görmüyoruz. Dünyanın önemli turistik bölgelerinde yaya, hiçbir zaman ikinci planda olmaz. Biz de bunu Tarihi Yarımada Ulaşım Eylem Planı ile sağlayacağız. Tarihi Yarımada’ya hakiki hakkını iade etme vizyonu bu aslında. Burada hedefimiz, araç yoğunluğunu ve otopark kirliliğini azaltmak, yaya alanlarını genişletmek ve tur otobüsleri gibi turistik hareketliliği düzenleyerek bu bölgeyi uluslararası standartlara taşımak” dedi….

Haberler: Türkiye'de tek! Tuz Gölü havzasında büyük gizem!

Haberler: Türkiye’de tek! Tuz Gölü havzasında büyük gizem!

Tuz Gölü havzasındaki Yeşilova beldesindeki tarlada yer altından çıkan su, yaklaşık 15 metre çapındaki alana yayılıyor. Bir süre sonra kesilen su akışı, geri çekilip kayboluyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi Nurcan Özdemir, 1 yıldır devam eden bu sürecin karbondioksit çıkışından kaynaklandığını belirtti.
İlginizi Çekebilir
Bölgede, Türkiye’nin en geç volkaniklerinden olan Hasan Dağı’nın bulunduğunu belirten Özdemir, ”Buradaki oluşum 1 yıldır devam ediyor. Buraya soğuk su gayzeri dikebiliriz. Aslında gayzerler sıcak suyla olur. Magmanın etkisiyle buhar ve sıcak suyun etkisiyle yukarı çıkar. Burada ise karbondioksitten dolayı yeryüzüne bir su fışkırması var. Hasan Dağı’nın etkisiyle karbondioksit gazları, yer altı suyuna karışıyor. İlk önce küçük küçük kabarcıklar şeklinde yer altı suyu içerisinde bulunuyor. Daha sonra ise karbondioksit gazının şiddeti artınca fıskiye gibi yukarı doğru suyu birden püskürtüyor. Soda şişesini açtığınızda nasıl fışkırıyorsa burada böyle bir oluşum var. Buna soğuk su gayzeri diyebiliriz. Gayzer de Türkiye’de hiç yok. Buradaki bu oluşum Türkiye’de tek. Burayı herkesin gelip görmesi gerekiyor. Doğal bir oluşum. Bence burası jeolojik bir miras. Bence yer altı suları tamamen bitene kadar buradaki oluşum devam edecek” dedi.

‘TARLALAR ÇORAKLAŞMAYA BAŞLAYACAK’
Bölgedeki çoğu su kuyusundan karbondioksit gazı çıktığını, bunun da tarlaları çoraklaştırmaya başladığını ifade eden Özdemir, şöyle konuştu:
“Bunun yanında sıcak sularımız da mevcut. Çünkü Türkiye’nin en geç volkanik dağı Hasan Dağı volkanizmasının olduğu yerlerde bu tür gayzerler olur. Burası Tuz Gölü’ne de çok yakın bir yer. Tuz Gölü etrafında su kuyularının da yer altı suları azaldığı için ters yöne doğru bir akış var. Bazı 300 metrelik kuyularda tuzlu suyla karşılaşıyoruz. Bu gayzerde de tuzlu su çıkışı var. Etrafında bunun izlerini görüyoruz. Bu nedenle de daha önce ayçiçeği ekilen bazı tarlalara, artık güneş enerjisi santralleri kurmuşlar. Örneğin bu gayzerin yakınındaki ayçiçeği tarlasındaki kuyudan da tuzlu su çıkmaya başlamış. Sulanmasına rağmen iyi bir verim alınmamış. Tuzlu su çıktığı için bölgede tarlalar da çoraklaşmada başlayacak. Artık bu şekilde verim bile alınmaz. Biz sularımız tükettikten sonra kuyuyu 1000 metreden açsanız dahi yeterli ve güzel suyu alamazsınız. Çok ciddi anlamda kuraklıkla karşı karşıyayız. Sularımıza sahip çıkmamız lazım. Mevcut sularımızı 4-5 yıl sonra bulamayacağız.”
8 kişinin bulunduğu tekne battı! Denizin ortasında can pazarı: 2 çocuk saatler sonra bulundu…

Reklam
Karadeniz'de tedirgin eden görüntü! Uzmanı konuştu: Güçlü bir yırtıcı

Karadeniz’de tedirgin eden görüntü! Uzmanı konuştu: Güçlü bir yırtıcı

Su samuru suya bağımlı olarak yaşayan yırtıcı bir hayvan olduğunu ifade eden Başkaya, “Yarı sucul bir memeli türü olan su samuru ekvatordan kuzey kutbuna kadar, Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’da yayılış göstermektedir. Türkiye’de bütün bölgelerdeki akarsularda, göllerde ve denizlerin sahil kısımlarında yaşarlar. Yükseltisel olarak, denizden dağların doruklarına kadar her yükseltide bulunurlar. Akarsu boylarında akarsudan çıkarak 3-5 km uzaktaki ormanlık, bozkır veya tarım alanlarında da avlanabilirler” diye konuştu.
İlginizi Çekebilir
“GÜÇLÜ BİR YIRTICI YUVASINA VEYA YAVRUSUNA BİR ŞEY YAPILMAZSA SALDIRMAZ”
Su samurlarının güçlü bir yırtıcı olduğunu kaydeden Başkaya, “Sucul ekosistemlerde, besin zincirinin en üst basamağında yer alan, oldukça iyi yüzen, su altında uzun süre kalabilen, güçlü bir yırtıcıdır. Başlıca besinleri balıklardır. Bunun yanında yediği diğer türler; kurbağalar; yılanlar; su böcekleri; deniz salyangozu, tatlı su salyangozu, karides, deniz yengeci, tatlı su yengeci ve midye gibi kabuklular; köstebek, orman faresi, tarla faresi gibi küçük memeli hayvanlar; geyik, karaca gibi büyük memeli türler ve yavruları; su kuşları ve yumurtaları; tavuk, kaz, hindi gibi kümes hayvanları; koyun, keçi gibi evcil türler; bazı yörelerde bitkisel besinler” dedi.
Yavru goril ‘Zeytin’ Türkiye’den ayrılıyor!

“Su samurunun sucul habitatta bulunması, o habitatın genel olarak sağlıklı bir ekosistem olduğunun başlıca göstergelerinden biridir” diyen Başkaya, “Yüzme sırasında sadece başlarının bir kısmı, burun ve gözleri suyun dışında kalır. Su samuru, genellikle gececidir. Etraftaki insan baskısı az ise gündüzden de faaliyet halinde olabilirler. Yoğun insan faaliyeti olan yerlerde daha temkinli hareket ederler. Su samuru popülasyonlarını tehdit eden unsurlar; su kirliliği, besin yetersizliği, habitatların tahribi, kaçak avcılık, trafik kazaları ve balık tuzaklarına bağlı ölümler gibi çok çeşitli faktörlerdir. Günümüz dünyasında, yaşadıkları birçok olumsuzluğa rağmen, Türkiye’de hemen hemen bütün bölgelerdeki popülasyonları orta ve üzeri seviyelerde yani iyi durumdadır. Durduk yere insana saldırmaz. Sıkıştırılırsa; yuvasına, yavrusuna herhangi bir şey yapmaya kalkılırsa insana da saldırabilir” şeklinde konuştu.
8 kişinin bulunduğu tekne battı! Denizin ortasında can pazarı: 2 çocuk saatler sonra bulundu…

Son Dakika Haberleri: Ankara baraj doluluk oranları son durum nedir? Başkent'te alarm...

Son Dakika Haberleri: Ankara baraj doluluk oranları son durum nedir? Başkent’te alarm…

Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan Barajlar Bilgi Sistemi’ne göre, kente su sağlayan 1 milyar 585 milyon 393 bin metreküp hacimli barajlardaki genel doluluk, 20 Ağustos itibarıyla 307 milyon 931 bin metreküple yüzde 19,42 seviyesinde bulunuyor.
Geçen yıl 20 Ağustos’ta 624 milyon 824 bin metreküple barajlarda doluluk oranı yüzde 39,41 olarak ölçülmüştü.

Aktif kullanılabilir su oranı da 20 Ağustos 2024’te 435 milyon 867 bin metreküple yüzde 31,21 seviyesindeyken, bu yıl aynı tarihte 118 milyon 974 bin metreküple yüzde 8,52 olarak tespit edildi.

Kentin barajlarındaki doluluk oranı ve aktif kullanılabilir su miktarında geçen yıl ile bu zaman arasındaki fark, barajlardaki su düşüşünü ortaya koydu.

KENTİN 3 AYDAN AZ İÇME SUYU KALDI
Şehre günlük 1 milyon 733 bin 943 metreküp su verilirken, yıllık buharlaşma ve sulama oranı ölçümlerine göre, Ankara’daki barajlardaki mevcut doluluk oranı dikkate alındığında kentin 3 aydan az içme suyu kaldı.

Barajlarda 20 Ağustos itibarıyla doluluk oranları, Çubuk-2’de yüzde 10,67, Çamlıdere’de yüzde 19,37, Kurtboğazı’nda yüzde 14,05, Kavşakkaya’da yüzde 16,84, Eğrekkaya’da yüzde 27,41, Akyar’da yüzde 20,16 ve Peçenek’te yüzde 14,04 olarak ölçüldü.

AA ekibi Ankara’ya içme ve kullanma suyu sağlayan barajlarda, kurak yaz mevsimi ve yetersiz yağışlar nedeniyle ciddi oranda düşen su miktarını görüntüledi.
Çamlıdere, Kurtboğazı, Akyar ve Eğrekkaya barajlarında sular yer yer yaklaşık 40-50 metre çekilirken, barajlarda bununla birlikte eski yerleşim yerleri, ev kalıntıları ve adacıkların gün yüzüne çıktığı görüntülendi.