BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
80.332,00 -0,98%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
İzmir Kapalı
İzmir hava durumu
27 °
Reklam

GÜNDEM

66 yaşında 10’uncu üniversitesini yerleşti: O bölümü okumadım ama içimde bir ukde kaldı

66 yaşında 10’uncu üniversitesini yerleşti: O bölümü okumadım ama içimde bir ukde kaldı

Elazığ’da yaşayan 2 çocuk babası Abdullah Yalınkılıç (66), üniversite serüvenine bir yenisini daha ekledi. Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nden 8 ay önce teknik personel olarak emekli olan Yalınkılıç, bu yıl Fırat Üniversitesi (FÜ) İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’ne yerleşti. Daha önce halkla ilişkiler, işletme, endüstri otomasyon, elektronik teknolojisi, adalet, turizm ve seyahat hizmetleri ile Munzur Üniversitesi İngilizce Mütercimlik bölümlerini bitiren Yalınkılıç, halen FÜ Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü son sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam ediyor.

“Bu aslında 10’uncu üniversitem” diyen Yalınkılıç, sosyoloji bölümünde dondurduğu kaydına da ilerleyen süreçte geri dönebileceğini belirterek, “Her öğrenim, bana farklı bir pencere açtı. Öğrenmek ömür boyu süren bir serüven” dedi.

İlginizi Çekebilir
Bitirdiği ve okuduğu bölümler hakkında bilgi veren Yalınkılıç, “Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nden teknik personel olarak 8 ay önce emekli oldum. Devam eden eğitim hayatımı bu sene de devam ettiriyorum. Şu anda Fırat Üniversitesi (FÜ) İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümüne yerleştirildim. Ancak yine FÜ Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü son sınıf öğrencisiyim. İki bölümün bir arada yürütülmesi için araştırma yapıyoruz. YÖK ve üniversitemizin istediği şartlara göre hareket planı yapacağız. Daha önce Halkla İlişkiler, İşletme, Endüstri Otomasyon, Elektronik Teknolojisi, Adalet, Turizm ve Seyahat Hizmetleri ve Munzur Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercüman bölümlerini bitirdim. 8. üniversite olarak FÜ Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü 4’üncü üniversitesiyim. Bu sene de Gazetecilik bölümünü kazandım. Bu iki bölümü bitirmek için elimden gelen çabayı göstereceğim” diye konuştu.

“HER ÖĞRENİMİN, BİLGİNİN BANA FARKLI PENCERE AÇTIĞINI GÖRDÜM”
Okumanın kendisindeki önemine dikkat çeken Yalınkılıç, “Bu aslında 10’uncu üniversitem zira daha önce sosyoloji bölümünü de okuyordum ve kaydımı dondurdum. İleriki zamanda belki ona da devam edebilirim. 2000 yılında üniversite serüvenine başladım. Aslında 1978 yılında Erzurum’da bir bölüm kazanmıştım. Havalimanına atamam yapıldığı için o bölümü okumadım ama içimde bir ukde kaldı. Ondan sonra 2000 yılında tekrar başladım. Her öğrenimin, bilginin bana farklı pencere açtığını gördüm. Öğrenim bize neyi yapmamız gerektiğini, eğitim ise o işin nasıl yapacağımızı gösterir. Öğrenmek bir ömür boyu süren serüvendir. Öğrenmenin bendeki oluşturduğu kavram bu” şeklinde konuştu.
Damada görülmemiş hediye! Davetlileri şaşkına çevirdi: Değeri 250 bin TL

Halk Sağlığı Haftası: 7 gün, 7 tema ile Türkiye genelinde kutlanacak

Halk Sağlığı Haftası: 7 gün, 7 tema ile Türkiye genelinde kutlanacak

Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verdiklerini vurgulayan Demirkol, koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeliyle “Sağlıklı Türkiye Yüzyılı” programı kapsamında aktif hizmet vermeye çalıştıklarını söyledi.
İlginizi Çekebilir
Demirkol, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü olarak vatandaşların sağlığının korunması noktasında yoğun faaliyetler içerisinde olduklarını ifade ederek, “Vatandaşlarımızın sağlık okuryazarlığını artıran, aile hekimliği ve bağımlılıkla mücadele gibi konularda yoğun etkinlikler yaparak hem vatandaşımızın sağlığını koruma bilincini artırmayı hem de hizmetlerimizi tanıtmayı bu hafta vesilesiyle vatandaşlarımıza ulaştırmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Halk Sağlığı Haftası’nda her gün yeni temayla etkin bir hafta geçirileceğini aktaran Demirkol, “Yedi güne yedi ayrı temayla yol almak istiyoruz. 3 Eylül’de özellikle ‘Nefesiniz dumansız, hayatınız sağlıklı olsun’ sloganıyla aslında dumansız bir Türkiye hayalimizle yol almak istiyoruz. ALO 171, 191 ve 184 numaralı hatlarımız ve yeşil dedektörümüzü hatırlatmak istiyoruz.” dedi.
“Kanserde Erken Teşhis Hayat Kurtarır” mottosuyla 4 Eylül’de Sağlıklı Hayat Merkezleri, KETEM’ler ve aile hekimliklerinde meme, kalın bağırsak ve rahim ağzı kanseri türlerinde verilen hizmetlerin anlatılacağını söyleyen Demirkol, vatandaşlara SMS yoluyla gönderilen kanser taramalarının yaptırılması yönündeki hatırlatmaların dönüşlerinin de çok iyi olduğunu aktardı.
“SAĞLIKLI HAYAT MERKEZLERİNE BAŞVURULAR YÜZDE 50 ORANINDA ARTTI”
Sağlıklı Hayat Merkezlerinin 5 Eylül’de tanıtılacağı bilgisini veren Demirkol, bu merkezlerin sayısının 320’ye ulaştığını bildirdi.
Demirkol, şunları kaydetti:
“Bu merkezler, fizyoterapist, diyetisyen, psikolog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimci ve sigara bırakma poliklinikleriyle etkin hizmet veren aslında her ilimizde de en az bir tane olan aile hekimliğiyle beraber sağlıklı hayatın temelde kurgulandığı yerler. Onun içinde akademilerimiz de var. Şu ana kadar sağlıklı hayat akademisi altında 100 bine yakın mezun verdik. Sağlık okuryazarlığını artırıyoruz. Antibiyotiklerin neden doktor gözetiminde kullanılması gerektiğini anlatıyoruz. Sigaranın zararları, kanserle mücadelede, erken teşhisin önemi, hareketli yaşamı ve obeziteyle mücadeleyi anlatıyoruz.”
Demirkol, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin sağlığın temelde korunmaya çalışıldığı en önemli yer olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
“Dijital entegrasyonla birlikte sağlıklı hayat merkezlerine etkin yönlendirmemiz arttı. Bu yönlendirmeler vasıtasıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurular yüzde 50 oranında arttı. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizi vatandaşlarımız bilsinler, alışveriş merkezine gider gibi sağlıklı hayat merkezlerine gitsinler istiyoruz. Hafta sonu etkinliklerinin arasına Sağlıklı Hayat Merkezini de koysunlar istiyoruz.
Sağlıklı Hayat Merkezlerini hayatımızın tam ortasına yerleştirmeye çalışıyoruz. Genç akademi, bebek akademi ve çocuk akademimiz çok yakın sürede sağlıklı hayat merkezlerinde kurulmaya başlayacak.”
“Dijital dünyanı yönet hayatı kaçırma” temasıyla 6 Eylül’de dijital bağımlılıkla mücadelenin gündemde olacağını anlatan Demirkol, sigarayla mücadelede olduğu gibi dijital bağımlılıkla mücadele noktasında yol almak istediklerinin altını çizdi.
Çocukların çok fazla telefon ve sosyal medyaya maruz kaldığını işaret eden Demirkol, bu durumun sadece akademik başarıyı değil sosyal ilişkileri de olumsuz etkilediğini vurguladı.
Doç. Dr. Demirkol, “Hareket et, doğru beslen, sağlıklı yaşa” kapsamında ise 7 Eylül’de sağlıklı hayatın en önemli aktivitelerinden biri olan hareketli yaşam ve fazla kilolardan kurtulmayla ilgili de mücadelenin devam edeceğini söyledi.
“Size en yakın aile hekiminiz” temasıyla 8 Eylül’de aile hekimliklerini tanıtmak istediklerini ifade eden Demirkol, “Bu noktada, aile hekimliğini hayatın merkezinde ilk başvuracağımız hekim olarak yapılan işleri anlatacağımız sistem içerisinde kendilerini tanıtacağız.” dedi.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğüyle beraber 9 Eylül’de “Sağlıklı çocuk, sağlıklı gelecek” programı kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde çocukların sağlık elçisi olma yolundaki yolculuklarını pekiştirmek istediklerini ifade etti.
Doç. Dr. Demirkol, sözlerini şöyle tamamladı:
“81 ilin her birinde ilçelerimizle birlikte il sağlık müdürlüklerimizin koordinasyonunda valilerimiz, belediye başkanlarımız ve tüm önde gelen kanaat önderleriyle etkin bir şekilde 7 günü en güzel ve en etkin şekilde tüm hizmetlerimizi tanıttığımız yoğun bir haftayla vatandaşlarımıza ‘sağlıklı hayat çok önemlidir’ mottosunu yerleştirmek istiyoruz.”
Tayfun Bayındır’dan Mourinho uyarısı! ‘Sakın dönemini örnek almasın’…

Reklam
Reklam
Beşiktaş'ta kan donduran olay! Yeni doğan bebeğini çöpe atıp alışverişe gitti: Anne gözaltında

Beşiktaş’ta kan donduran olay! Yeni doğan bebeğini çöpe atıp alışverişe gitti: Anne gözaltında

Beşiktaş’ta sabah saatlerinde çöpleri toplayan belediye ekipleri, konteynerin yanına bırakılmış bebek cesedi buldu. Yapılan incelemede bebeğin cesedinde yanık ve kesik izlerinin olduğu belirlendi.
İlginizi Çekebilir
Olay saat 06.00 sıralarında Mecidiye Mahallesi Çevirmeci Sokak’ta meydana geldi. Sokaktaki çöpleri toplayan belediye ekipleri, çöp konteynerinin yanına bırakılmış bir bebek cesedi buldu.
İhbar üzerine olay yerine acil sağlık ve polis ekipleri geldi. Yapılan incelemede hayatını kaybeden bebeğin vücudunda yanık ve kesik izlerinin olduğu tespit edildi. Bebeğin cenazesi yapılan incelemelerin ardından Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Polis bebeği öldürüp çöp konteynerine atanları tespit etmek için soruşturma başlattı.

ABD basınından Türk denizaltılarına övgü: Düşman radarına yakalanmıyor, bölgesel güç dengelerini sarsacak!
39 YAŞINDAKİ ANNE GÖZALTINA ALINDI
Bu acı olaya dair ayrıntıları CNN Türk muhabiriMerve Tokaz aktardı. Olaya dair son gelişmeler şöyle;
“Beşiktaş Ortaköy’de dün çöp konteynerından çöpleri toplayan bir belediye personeli burada bir bebek cesedi buldu. Çevirmeci sokağında yaşandı olay.İlk olarak bebeğin yaşayıp yaşamadığı ekipler tarafından hemen kontrol edildikten sonra bebeğin hayatını kaybettiği belirlendi. Sonrasında ihbar üzerine de hem polis ekipleri hem sağlık ekipleri olayın gerçekleştiği noktaya geldi.
Bebekte yapılan incelemelerde sağlık ekipleri tarafından kordonunun yeni kesildiği ve vücudunda da çeşitli yanıkları olduğu tespit edildi. Sonrasında da bu sokakta şerit çekilerek polis ekipleri olay yerine ilişkin incelemelerde bulundu. Bebeğe ait ceset de incelenmek üzere adli tıp kurumuna götürüldü.
Asayiş şube müdürlüğü ekipleri gece boyunca çalışmalara devam etti. Kim tarafından bebeğin bu noktaya, bu konteynera atıldığını tespit etmek için başlatılan çalışmalar nihayet neticesinde de bebeği çöp konteynerine atan annenin kimliği tespit edildi.

BEBEĞİ KENDİ İMKANLARIYLA DOĞURMUŞ
39 yaşındaki 3 çocuk annesi E.A tarafından atıldığı belirlendi. Akabinde hemen kimlik tespitinin ardından da anne gözaltına alındı.
Öte yandan ekipler tarafından yapılan incelemelerde bebeği kendi imkanlarıyla doğurduğu belirlendi.Şimdi civarda geniş şaplı aramalar da gerçekleştirildi. Güvenlik kameraları, kayıtları, polis ekipleri tarafından tek tek incelendi ve şöyle bir tespite ulaşıldı.
Annenin bebeği doğurup sonrasında cesedi bir kutuya koyup ardından da bu konteynıra attığı tespit edildi.
Bursa’da kriz! Muhtar uyardı: Son 10 günde su fazlasıyla tüketildi
BEBEĞİ ÇÖPE ATIP MARKETE GİTTİ
Peki sonrasında ne yapıyor? Markete gidiyor. Yani bu bebeği kendi imkanlarıyla doğurup onun hayatına son verdikten sonra kutuya koyarak bu konteynıra attı ve markete gitti.
Soruşturma devam ediyor. Anne gözaltında, neden böyle bir şeyi yaptı, ne amaçla gerçekleştirdi? Tüm bunlar tabii ortaya çıkacak gerçekleştirilen soruşturma neticesinde. Yine bebek ile ilgili yapılan incelemeler de Adli Tip Kurumu’nda devam ediyor.”

‘Suç kaydı’ var ama dışarıdalar…

Hiçbir belirtisi ve ağrısı yoktu, tesadüfen öğrendi: Dünyam başıma yıkıldı

Hiçbir belirtisi ve ağrısı yoktu, tesadüfen öğrendi: Dünyam başıma yıkıldı

16 yıl önce hamileliği sırasında diyabet teşhisi konulan iki çocuk annesi 42 yaşındaki Deniz Ağca, yıllar içinde hipertansiyon, görmede azalma ve kilo problemleriyle mücadele etti. Tüp mide ve katarakt ameliyatları geçirdi. Ancak takipleri yapılırken bir kontrolde, böbreklerinin artık tamamen iflas ettiği anlaşılan Deniz Ağca için böbrek nakli gerekliliği ortaya çıktı.
HAMİLELİKTE BAŞLAYAN SAĞLIK SORUNLARI BÖBREK YETMEZLİĞİNE DÖNÜŞTÜ
Deniz Ağca yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı: “Hamile kaldığımda diyabet tanısı kondu. O günden beri insülin kullanıyorum. Zaten annemde, ablamda ve abimde de vardı; yani genetik bir durumdu. Doğumdan sonra da insülin kullanmaya devam ettim. Ancak uzun yıllar devam eden kilo problemim de vardı ve bu nedenle iki yıl önce tüp mide ameliyatı olmaya karar verdim. Ameliyat sonrası 30 kilo verdim ve diyabetim kontrol altına alındı. Ama herhalde genetik kaynaklı olduğu için tamamen geçmedi; sadece değerlerim düşüktü.” Zamanla görme problemleri yaşamaya başlayan Ağca, “Gözlerim de bulanık görme başladı. Doktora gittiğimde katarakt olduğunu öğrendim. Ameliyat oldum, ardından kanamalar başladı. Gözlerime lazer tedavileri uygulandı. Bu arada göz dibi muayenesi yapan doktorum tansiyonumu düzenli kontrol etmemi önerdi. Eve gidip ölçtüğümde 19 çıkınca çok şaşırdım. Çünkü hiçbir belirtim yoktu, ağrım da yoktu. Vücudumdan başka hiçbir sinyal almamıştım.”

‘DİYALİZLE TANIŞMAM, HER ŞEYİN DEĞİŞTİĞİ ANDI’
Yükselen tansiyonun ardından yapılan tetkikler, Deniz Ağca’nın böbreklerinin artık görevini yapamadığını ortaya koydu. Yaşadığı şaşkınlığı ve bu sürecin kendisinde yarattığı etkiyi şu sözlerle aktardı: “Devlet hastanesinde dahiliyeye gittim. Doktor sonuçlara baktıktan sonra, ‘Senin böbreklerin iflas etmiş. Nakil olman gerekli ’dedi. Dünyam başıma yıkıldı. Çünkü bugüne kadar hiç böbrek ağrım olmamıştı ve idrarımı yapabildiğim için iyiyim sanıyordum. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı ardından nakil sürecini yürüten Doç. Dr. Veysel Umman ile tanıştım. Her ne kadar iyi ellerde olduğumu bilsem de çok korkuyordum. Bu süreçte diyalize başlamam gerekti. Yaklaşık iki ay boyunca haftada üç gün, dörder saat diyalize girdim.”
‘EŞİM DOĞUM GÜNÜ HEDİYEM OLARAK BÖBREĞİNİ VERDİ’
Nakil gerektiği söylendiğinde ise aklından geçen ilk cümle, onu hayata bağlayacak bir gelişmenin kapısını aralayan Deniz Ağca, duygularını şöyle aktardı: “Bana böbrek nakli olmam gerektiğini söylediklerinde aklıma gelen tek şey; ‘Ben kimseye, bana böbreğini ver diyemem ’olmuştu. Eşim bu sözümü telefonda konuşurken duymuş. ‘Senin böbrek aramana gerek yok. Ben sana doğum günü hediyesi olarak böbreğimi veririm” dedi.
‘VERİCİ OLMANIN İŞİMİ ETKİLEMEYECEĞİNİ ÖĞRENİNCE İÇİM RAHATLADI’
Deniz Ağca’nın eşi, polis memuru İsmail Ağca, eşinin böbrek yetmezliği haberini aldığında yaşadığı duyguları ve verici olma kararını şu sözlerle anlattı: “Eşim, ‘Ben kimden böbrek alacağım? ’dediğinde içimden dedim ki: ‘Hiç canını sıkma, ben bağış yaparım sana. ’Onun üzülmesini istemedim. Tahlil ve tetkik sürecimiz başladı, doku uyumlarımız da uygun çıkınca kesin kararımı verdim.” Ağca, bu karar öncesinde aklındaki en büyük sorunun mesleğini etkileyip etkilemeyeceği olduğunu ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “İşimi etkiler mi diye kaygılarım vardı. Hocalarımız, herhangi bir kısıtlama olmayacağını, görevime devam edebileceğimi söyledi. Bu güvenceyle rahatladım. Ayrıca nakil sürecinde herhangi bir ücret ödemediğimizi, her şeyin devlet tarafından karşılandığını öğrenince içimiz daha da rahatladı.”
DOÇ.DR. UMMAN: ‘NAKİL, BU HASTA İÇİN TEK ÇÖZÜMDÜ’
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, Deniz Ağca’nın böbrek fonksiyonlarının artık geri dönülmez biçimde bozulduğunu ve naklin kaçınılmaz hale geldiğini ifade ederek şu bilgileri verdi: “Deniz Hanım bize geldiğinde oldukça yorgun, bitkin ve hem fiziksel hem psikolojik olarak dirençsizdi. Birkaç aydır devam eden böbrek yetmezliği şikayeti sebebiyle takip altındaydı ve böbrek nakli araştırması içerisindeydi. Deniz Hanım’ın durumu biraz özel bir durumdu. Diyabete ek olarak obezite cerrahisi geçirmiş, hipertansiyonu vardı. Bu hastalıklar, böbrek damar yapısına zarar vererek zamanla fonksiyon kaybına yol açmıştı. Artık böbrekler çalışmıyordu, diyaliz sürecine girmişti ve nakil tek çareydi.”

İlginizi Çekebilir
‘NAKİL KARARI KONSEY TARAFINDAN ALINDI’
Hastanın, hastane bünyesindeki multidisipliner nakil konseyi tarafından ayrıntılı değerlendirmelerden geçirildiğini belirten Doç. Dr. Umman, operasyon sürecini anlattı: “Nefroloji, cerrahi ve diğer ilgili branşlardan uzmanların katılımıyla hasta ve verici adayı detaylıca değerlendirildi. Alıcı-verici uyum testleri yapıldı. Hem alıcı, hem verici tarafın da ameliyata uygun olduğuna karar verildikten sonra yaklaşık 5-6 saat süren başarılı bir operasyonla nakli gerçekleştirdik.”
Bu vakanın cerrahi anlamda da zorlu bir vaka olduğunun altını çizen Doç. Dr. Umman şunları anlattı: “Deniz Hanım’ın ameliyatını normalden daha güç hale getiren iki önemli etken vardı. İlki, hastamızın vücut kitle indeksinin yüksek olmasıydı. Bu durum, böbreği yerleştirirken ve yeni damar bağlantılarını yaparken daha derin bir alanda çalışmamızı gerektiriyor, bu da cerrahiye erişimi oldukça zorlaştırıyordu. Ancak esas zorluk, böbreğin bağlanacağı damarların hem diyabet hem de hipertansiyon nedeniyle zarar görmüş ve plaklarla kaplı olmasıydı. Bu durumda uygun damar alanını bulmak, damar içindeki plakları temizlemek ve kan akışının kesintisiz sağlanmasını garanti etmek için titiz bir çalışma gerekiyordu.’’
‘HEM HASTAMIZ HEM VERİCİMİZİN GENEL DURUMU İYİ’
Doç. Dr. Umman, ameliyat sonrası dönemin sorunsuz geçtiğini ve hem hasta hem vericinin günlük yaşantılarına sağlıklı şekilde döndüğünü söyledi: “İsmail Bey şu anda istirahat döneminde, yakında işine dönecek. Deniz Hanım ise günlük hayatına adapte oldu, herhangi bir komplikasyon yaşanmadı.”
‘ERKEN TANI, BÖBREK YETMEZLİĞİNİ ÖNLEYEBİLİR’
Doç. Dr. Veysel Umman, böbrek yetmezliğine yol açan hastalıkların erken dönemde kontrol altına alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıklar, zamanında kontrol altına alınmazsa organ yetmezliğiyle sonuçlanabilir. Şeker hastalığı sanki kronik ve ailmde de vardı ve uzun süre bununla yaşayabilirim gibi düşünülüp ihmal edilebilen aslında gizli gizli gözden böbrek damarlarına kadar tüm vücut damar ağını bozan bir hastalık. Hastamız obezite cerrahisi geçirmesine rağmen tekrar kilo alımı olmuş ve diyabeti devam etmiştir. Bu hasta grubunun diyabetinin tüm hasarlarının ve özelikle de böbrek hasarının farkında olmaları çok önemlidir. Erken tanı, bu tür dramatik sonuçların önüne geçilmesi açısından çok değerli. Ancak böbrek yetmezliği gelişmişse ve verici uyumu sağlanabiliyorsa, nakil hastanın hayatını kurtarabilecek bir çözümdür.”…

Savcıdan umut veren açıklama: Rojin’in ölümünde iki şüpheli üzerinde duruluyor

Savcıdan umut veren açıklama: Rojin’in ölümünde iki şüpheli üzerinde duruluyor

Van’da kaldığı yurttan 27 Eylül 2024’te çıkan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in (21) cansız bedeni, 15 Ekim 2024’te göl kıyısında bulunmuştu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
İlginizi Çekebilir
Yurttan çıktıktan sonra bir daha haber alınamayan ve 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş, adalet mücadelesine devam ediyor. Geçen sene bu tarihlerde üniversiteyi kazanan kızının heyecanına ortak olan baba, ölümünün acısını her geçen gün katbekat yaşıyor. Soruları cevapsız kalan baba, iki ay önce savcı ile görüşmesinde aldığı cevapla kızının katiline ulaşmanın umuduyla yaşıyor.
”YAKALANSA, CEZASINI ÇEKSE, BİZ AZ DA OLSA NEFES ALACAĞIZ”
Nizamettin Kabaiş, çok büyük bir acı yaşadıklarını, geçen sene bu vakitlerde Rojin’in üniversite hazırlığını yaptığını söyledi. 24 Eylülde kızıyla Van’a gittiğini belirten acılı baba Kabaiş, “Çok zor bir durum, çok büyük bir acıdır. Keyfi yerindeydi. Okulun açılmasına daha 1-2 gün kala Rojin, sürekli hazırlık yapıyordu. Minare yapma işine gidiyordum eve geldiğimde ona para veriyordum. Rojin’im sana ne lazım, ‘Baba, elbise alacağım’ deyip hazırlığını yapıyordu. Geçen sen bu tarihlerdeydi. Ama ne yazık ki bu sene yoktur. Üniversiteye güvendik, yurda güvendik, teslim ettik. Onlarda sahip çıkmadılar. O yüzden bütün ailelere buradan çağrı yapıyorum. Herkes çocuğuna mukayyet olsun, sürekli takipte olsunlar. Bazı üniversiteler iyidir, ama bazıları sahip çıkmadı. Van 100. Yıl Üniversitesi, sonuna kadar onlardan şikayetçiyim. Hukuki süreç çık sıkıntılı geçti. Çalışmalar eksikti. İki kişiye ait DNA’lar var Rojin’in bedeninde. Van’a sürekli gidip avukatlarla beraber savcımıza söylüyoruz. Bunlar vardır, delildir, tespittir, kanıttır. İki kişi Rojin’e zarar vermiş. Suçlu kişiler var, ama tutuklama yok. Dediler belki bulaştır. Defalarca gittik, bulaş değildi. Taşıyan kişiler olsa, jandarma olsa, ekipler olsa. Hepsine baktılar. En son gittiğimizde 109 kişiye bakmışlar, bulaş değil. Bu ne anlama geliyor. İki erkeğe ait DNA vardır, onlar Rojin’e zarar vermiş. Hem boğazında zarar var, hem sırtında, ayağında. Serçe parmağı kırıktır. Bunlar hepsi delildir, tespittir, kanıttır. Kızımı katletmişler. Ama Van 100. Yıl Üniversitesi yangından mal kaçırır gibi aceleden dediler intihar etmiş. Kızım, kesinlikle intihar etmemiş. Van ve Diyarbakır Barosu yazılı açıklama yaptı. Dediler, ‘Bulaşın sonu geldi, bulaş değil.’ Onlar yakalansa, cezasını çekse, biz az da olsa nefes alacağız. Allah, kimsenin başına getirmesin. Ölüm sebebi belli olmazsa o daha da büyük bir acıdır. Çocuğuma ne oldu, kim ne yaptı, neden yaptılar 3 günlük bir öğrenciye. Ne kadar bu soruları soruyoruz maalesef cevap alamıyoruz. ‘Çalışıyoruz, bakacağız, çıkartacağız’ cevaplarını alıyoruz. Avukatlarımız soru soruyor, önemli sorular vardır. O soruların cevabı gelirse kesin ve kesin olay çözülür. Mesela, kulağın içindeki larvalar, onun cevabını istiyorum, avukatlarımız istiyor. Bakacağız bakacağız, 11 aydır hala aynıdır. Rojin’in akciğerinde su yoktur, onun cevabını da alamıyoruz. Kaç gün suda kalmış, kaç gün önce rahmet etmiş, hangi saatte rahmet etmiş, bunların cevabı gelirse belli olur” dedi.

“ROJİN OLAYINDAN SONRA PSİKOLOJİM ALTÜST OLDU”
Yaşadığı acının psikolojisini altüst ettiğini belirten Kabaiş, ilaç tedavisi gördüğünü söyleyerek, “Rojin olayından sonra psikolojim tamamen bozuldu. Doktora gittim, ilaç kullanmaya başladım. İlacı kullanmazsam uyuyamıyorum, kullanırsam da sürekli uyku yapıyor. En son savcımızla görüşmem iki ay önceydi. Savcımız, bunu söyledi. Daha öncede söyledi ama bu sefer ciddi umut verdi. Bana dedi ki, ‘Fazla ağlama, kendini üzme, bir şey bulmuşum, bir şey biliyoruz. Sabret, çıkartacağız. İki kişiden şüpheleniyoruz’ dedi. İki kişi dediği, demek ki iki kişinin DNA’sı vardır. Odur işte. Bana bu umudu verdi. Birazda olsa ferahlamışım. İnşallah o katillerde bulunur, en ağır ceza ne ise çeksinler. Çünkü biz çok acı çekiyoruz” diye konuştu.
Galatasaray’da Donnarumma için Gardi devrede! İşte bonservis rakamı…

Reklam
200 yıllık gelenek: Bartın’da köylüler 3 saat boyunca topluca mısır soydular

200 yıllık gelenek: Bartın’da köylüler 3 saat boyunca topluca mısır soydular

Ulus ilçesine bağlı 6 köyün 12 mahallesinde 2 asırdır sürdürülen ‘mısır imecesi’ bu yıl da yapıldı. Alıçlı, Aşağıçamlı, Kozanlı, Köklü, Çubukbeli ve Yukarıdere köylerinde toplanan mısırlar, Alıçlı köyü muhtarlık binası önüne getirildi.
‘Suç kaydı’ var ama dışarıdalar
KÖYLÜLER MISIR İMECESİNDE BULUŞTU
Burada köylüler tarafından imece usulü soyulan mısırların bir bölümü öğütülürken, bir kısmı da tohum için ayrıldı. 3 saat süren etkinlikte köylüler, mani ve türküler söyleyip keyifli vakit geçirdi.

Çocuklar da büyüklerine eşlik etti. Yöreye özgü ‘malak çorbası’ pişirilip ikram edildi. Etkinliğe Ulus Kaymakamı Fırat Kadirpoğlu, Ulus Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Uzun ile Kastamonu, Karabük ve Zonguldak’tan çok sayıda kişi katıldı.

‘İMECE GELENEĞİNİN SÜRDÜRÜLMESİ BİZLERİ SEVİNDİRİYOR’
Ulus Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Uzun, “6 köyde yaşayan vatandaşlarımız 200 yıl önceki gelenek ve göreneklerini yaşatmaya çalışıyorlar. Buranın en önemli gelenekleri arasında yer alan mısır imecesidir. Geçmişte köylerde yaşayan insanlar bir araya gelerek orak imecesi de yapıyordu. Buradaki asıl gaye, ortak işlerin toplanarak daha verimli hale gelmesini sağlamaktı. Günümüzde imece geleneği artık bitmek üzere ama burada yaşatılmaya çalışılıyor, bu da bizi sevindiriyor” dedi.

Fenerbahçe’den Marco Asensio operasyonu! Gece yarısı İstanbul’a geldi…

81 ilde sığınak projesi: Her bir kişiye bir metrekare düşecek, en az 21 gün yaşayabilecek şekilde planlanacak

81 ilde sığınak projesi: Her bir kişiye bir metrekare düşecek, en az 21 gün yaşayabilecek şekilde planlanacak

Milli İstihbarat Teşkilatı Akademisi (MİA), İsrail ile İran arasında yaşanan ve bölgede dengeleri sarsan 12 günlük savaşa dair çarpıcı bir analiz yayımladı.
MİA’nın raporundaki en dikkat çekici çağrılardan biri “kitlesel sığınak” vurgusu oldu.
Raporda, “Stratejik tesislerde gerekli teknik şartlara sahip sığınaklar kurulmalı, özellikle büyük şehirlerde kolay ulaşılabilir kitlesel sığınaklar inşa edilmelidir” ifadeleri yer aldı. Orta Doğu’da son yaşanan savaş ve gerilimler sırasında MİT Akademisi’nin hazırladığı raporlar doğrultusunda TOKİ ise çalışmalara başladı.
Türkiye’nin sığınak altyapısı tehditlere uygun hale getirilecek. TOKİ 81 ilde modern sığınaklar yapacak. Başta millet bahçelerinin altı olmak üzere birçok alana sığınakların inşa edilmesi bekleniyor.

“120 GÜN İÇERİSİNDE HEPSİ BİTEBİLECEK”
Konuyla ilgili Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhit Birlikleri Federasyonu (DAİMFED) Genel Başkanı Mustafa Karslıoğlu, açıklamalarda bulundu.
Karslıoğlu, hükümetimiz gerekli talimatları verdikten sonra inşa sürecinin hemen başlayacağını belirterek, “Çeşitli üniversitelerde sığınakların yalıtımları projelendirdikten sonra mevcut millet bahçelerin ve belirlenecek alanlarda 120 gün içerisinde hepsi bitebilecek şekilde inşalar başlayacak. Sığınağı sadece savaş olarak algılamamalıyız, salgın hastalık ve deprem, afet ve sel var” diye konuştu.
“HER BİR KİŞİYE BİR METREKARE DÜŞECEK”
Açıklamasını sürdüren Karslıoğlu, “TOKİ’nin tecrübesi ve müteahhit firmalarımızın güvenilirliği ile bu projeler kısa sürede tamamlanacaktır. Her bir kişiye bir metrekare düşecek bir alan yapılacak ve orada en az 21 gün yaşayabilecek şekilde planlanacak. Önümüzdeki süreçte her ilin valiliklerinin belirleyeceği yerlerde bu projeler yapılacak. Bugün 100 bin nüfuslu bir ildeki sığınak adeti ile büyükşehirlerdeki sığınak adetleri aynı olmayacak” ifadelerini kullandı….