BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
81.276,00 0,22%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
21 °
Reklam

GÜNDEM

Mehmet Kasapoğlu'ndan 30 Ağustos mesajı: Hürriyetin, onurun ve kararlılığın mührü

Mehmet Kasapoğlu’ndan 30 Ağustos mesajı: Hürriyetin, onurun ve kararlılığın mührü

Dr. Kasapoğlu mesajında “ 30 Ağustos bu milletin özgürlüğe, onura ve hür yaşama iradesine mühür vurduğu gündür. 103 yıl önce Dumlupınar’da mazlumun duası, yiğidin nefesi, komutanın feraseti bir oldu. İşgal zincirleri kırıldı. Bir vatan yeniden ayağa kalktı. O günden bugüne, bu topraklar bize şunu öğretti: Biz bu coğrafyada var oldukça bağımsızlığımızı kimseye kiraya vermeyiz. Bugün de aynı ruhla başımız dik, yüreğimiz bir, omuz omuza Zafer Bayramı’nı idrak ediyoruz. İstiklâl Savaşı’nın kahramanlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyoruz.
30 Ağustos yalnızca mazinin hatırası değil, bugünümüzün de işleyen aklıdır. Çünkü güvenlik olmadan özgürlük büyümez. Caydırıcılık olmadan barış kök salmaz. Devletler, tehditleri önlemek için yalnızca niyet değil, kapasite de ortaya koymak zorundadır. Türkiye son yıllarda bu anlayışla savunma ve teknoloji alanında büyük bir eşik aştı. Millî savunma sanayimizin yerlilik oranı tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. SUNGUR, KORKUT, GÜRZ, HİSAR ve SİPER gibi hava savunma sistemlerinden oluşan “Çelik Kubbe” bileşenleri envantere girmeye başladı. Ordumuzun ihtiyaçlarını yerli çözümlerle karşılama kabiliyetimiz katlandı. Bu hamleler, vitrin süsü değil; sahada ve masada sözümüzün ağırlığıdır.
“Göklerin egemenliği” artık bir şiir değil, somut bir gerçektir. Milli Muharip Uçağımız KAAN’ın ilk uçuşu, havacılıkta yeni bir lige çıkışımızın sembolüdür. İHA ve SİHA’larımız sadece sahadaki denklemi değiştirmedi, aynı zamanda Türk mühendisliğinin ufkunu büyüttü. Denizlerde TCG Anadolu gibi çok maksatlı amfibi hücum gemilerimiz bayrağımızı dalga dalga taşıyor. MİLGEM projesiyle milli firkateynlerimiz peş peşe denize iniyor. Bunlar, vizyonun ete kemiğe bürünmüş hâli, geleceğe atılmış sağlam imzalardır.
Geleceğe dair en iddialı atılımlarımızdan biri de haberleşme ve teknoloji alanında oldu. TÜRKSAT 6A’nın fırlatılması, kendi uydusunu kendi imkanlarıyla üreten sayılı ülkeler arasına girmemizi sağladı. Bu adım, iletişim egemenliğinin ve teknoloji bağımsızlığının stratejik bir perçinidir.
Savunma sanayisinin ihracat başarısı da bu çerçevede kritik öneme sahiptir. Yerli üretimden ihracata uzanan çizgide savunma ve havacılık ihracatımız rekor üstüne rekor kırdı. Sahada defalarca kez kanıtlanmış İHA/SİHA ekosistemimiz ve farklı platformlarımız dünya pazarında Türkiye’yi üst sıralara taşıdı. Bu durum, yalnızca askeri stratejide değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik dengelerde de oyunun kurallarını değiştirmiştir.
Bütün bunları niye sayıyoruz? Çünkü 30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük miras, “kendi göbeğini kendi kesen bir millet” olma şuurudur. Güçlü olmak, barışı koruyan sessiz bir kalkandır. Hakkın ve hukukun yanında dimdik durmak için bu kalkana sahip çıkmak zorundayız. Bugün Türkiye, komşu coğrafyalardaki krizleri yatıştıracak akl-ı selime, mazlumun ahını duyan vicdana ve gerektiğinde masada inisiyatif alacak dirayete sahiptir. Bu dirayetin arkasında sınırda nöbet tutan Mehmetçiğin vakarıyla, AR-GE laboratuvarında sabahlayan mühendisin alın terini birleştiren yekpare bir millet iradesi vardır.
Zafer Bayramı, hamaset günü değil; muhasebe günüdür. “Bu emanete layık mıyız?” diye sorma günüdür. Biz cevabımızı lafla değil, işle veriyoruz. Depremden iklime, gıdadan enerjiye uzanan yeni güvenlik mimarisinde daha dayanıklı şehirler, daha temiz enerji, daha yüksek katma değerli üretim ve daha adil bir refah için rotamızı çiziyoruz. Türkiye bugün, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesini çağın ihtiyaçlarına uyarlamış; caydırıcılığı barış için, teknolojiyi özgürlük için, kalkınmayı adalet için seferber etmiştir. Birlik, beraberlik ve ortak akılla yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.
Bir minnet borcumuz var: Dünyaya örnek bir kurtuluş destanı yazan İstiklâl nesline; sınırda, karada, denizde, havada terörle mücadelede canını siper eden kahramanlarımıza; yangında, selde, depremde ilk koşan, son dönen tüm fedakârlara… Hepsine borçluyuz. O borcu, bu ülkeyi daha güvenli, daha müreffeh, daha adil kılarak ödeyeceğiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun. Yeşil vatanımızda bir ağacı, mavi vatanımızda bir damla suyu, gök kubbemizde bir yıldızı kimseye bırakmayacak kadar kararlıyız. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarıyla, daha güçlü, daha müreffeh ve tam bağımsız bir Türkiye için aynı hedefe omuz omuza yürümeye devam edeceğiz.” İfadelerini kullandı….

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 30 Ağustos mesajı: Bu zafer esaret altındaki tüm milletlere umut oldu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 30 Ağustos mesajı: Bu zafer esaret altındaki tüm milletlere umut oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajı şöyle; “Sevgili vatandaşlar, aziz milletim, Tarihimizin dönüm noktalarından, altın sayfalarından biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın gurur ve coşkusunu, milletçe bir kez daha yaşamanın mutluluğu içindeyiz.
Bu aziz gün, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl uğruna ortaya koyduğu eşsiz iradenin, sarsılmaz inancın ve kahramanlığın en güçlü nişanelerinden biridir.
Kahraman ordumuzun vatan sevgisi ve milletimizin yekvücut iradesiyle kazanılan Büyük Zafer, esaret zincirlerini kırarak bağımsızlığımıza giden yolu açmış; Cumhuriyetimizin temelleri bu eşsiz zaferin ardından atılmıştır.
Türkiye’nin ‘İsrail kararı’ Tel Aviv’de büyük yankı uyandırdı: Savaşta bile nadir görülür!
30 Ağustos, yalnızca bir askerî zafer değil; aynı zamanda milletimizin yeniden dirilişinin, varoluş mücadelesinin ve ebedî istiklâlinin tescilidir.
Bu zafer öyle büyük bir zaferdir ki; yalnızca Türk milletine değil, esaret altındaki tüm mazlum milletlere umut olmuş, bağımsızlık idealinin simgesi haline gelmiştir.
Bu büyük zaferle Türk milleti, tüm dünyaya bir kez daha ilan etmiştir ki; bu millet asla boyunduruk altına alınamaz, esareti kabul etmez, bağımsızlığından ödün vermez.
Yer: Florya Deniz Köşkü… Atatürk’ün bu görüntüleri ilk kez yayınlandı
Büyük Zafer’in taşıdığı anlam, yalnızca tarihimizin şanlı bir hatırası değil, aynı zamanda bizlere ışık tutan bir rehberdir.
Bugün bizlere düşen görev; 30 Ağustos’ta yakılan bağımsızlık meşalesini, birlik ve beraberlik içinde daha güçlü bir geleceğe taşımaktır.
Türkiye Yüzyılı’nda, ecdadımızın kanlarıyla, fedakârlıklarıyla bizlere emanet ettiği bu vatanı; daha güçlü, daha müreffeh bir ülke hâline getirmek, en büyük vazifemizdir.
Bu anlamlı gün vesilesiyle başta Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları olmak üzere, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla yâd ediyor; aziz milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en kalbî duygularımla kutluyorum.”…

Reklam
Son gurbetçi kafileleri çıkış yapıyor: Türkiye’miz çok güzel

Son gurbetçi kafileleri çıkış yapıyor: Türkiye’miz çok güzel

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan gurbetçiler, yaz izinlerini geçirmek üzere ana vatana geldi. 22 Haziran’dan itibaren kara yoluyla ana vatana gelmeye başlayan gurbetçiler, izinlerinin bitimiyle yaşadıkları ülkelere dönüyor.

Gurbetçiler Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli ile Yunanistan’a açılan Pazarkule ve İpsala Sınır kapılarında yoğunluk oluşturuyor. Türkiye’den ayrılırken son durak noktası olan Kapıkule Sınır Kapısı’na gelen gurbetçiler, gümrük sahasında uzun araç kuyrukları oluşturup çıkış için beklerken, bir yandan da ana vatandan ayrılmanın hüznünü yaşıyor.

Trakya Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü verilerine göre, Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli, Yunanistan’a açılan Pazarkule ve İpsala ile Kırklareli’den Bulgaristan’a açılan Dereköy Sınır Kapısı’ndan 22 Haziran ile 28 Ağustos tarihleri arasında 564 bin 168 araç girdi, 503 bin 256 araç çıkış yaptı. Aynı tarihlerdeyse 5 sınır kapısından 2 milyon 243 bin 871 yolcu girerken, 2 milyon 45 bin 205 yolcu da çıkış yaptı. Giriş ve çıkış yapan yolcuların yaklaşık 2 milyonunu gurbetçi vatandaşların oluşturduğu belirtildi.

‘KÖPEĞİMİZ İÇİN ARABAYLA YOLCULUK EDİYORUZ’
Aydın’ın Didim ilçesinde yaz tatilini geçiren Meral Susa, ‘Dayı’ ismini verdikleri 10 aylık köpekleriyle, Almanya’ya döndüklerini söyleyerek, “Yaklaşık 2,5 haftadır Türkiye’deydik. Didim tarafından geliyorum. Ailemiz orada ve güzel vakit geçirdik. İlk defa arabayla yolculuk yapıyoruz Almanya’dan. Tatilimiz bitti, o nedenle çok üzgünüz. 10 aylık bir köpeğimiz var, aslında onun için arabayla gelmeyi tercih ettik. Çok rahat geçti yolculuğumuz. Bundan sonra da umarım öyle geçer” dedi.

‘HASRET 1 AYA SIĞMIYOR’
Almanya’ya dönen Şemsettin Zengin de “Türkiye’de 1 ay kaldık. Edirneliyiz zaten. Çok güzel geçti tatil. Hasret kolay dinmiyor, 1 aya sığmıyor. Türkiye’miz çok güzel. Bütün ailemiz burada olduğu için ayrılmak da çok zor oluyor” diye konuştu.

Iğdır’dan gelip Fransa’nın başkenti Paris’e giden Serkan Kızılay, dönüş yolculuğunun hüzünlü olduğunu belirtti. Kızılay, “Çok güzel geçti tatilimiz. Gezdik, eğlendik, ailemizi gördük. Fransa’da inşaat işi yapıyorum. Ailemizi ve ülkemizi arkada bırakıp dönmek çok üzücü. Bu bizi ister istemez etkiliyor. Ama orada da mutluyuz, ister istemez orada da bir işimiz ve hayatımız var ama hiçbir yer kendi ülkeniz kadar güzel olmuyor” diye konuştu….

Reklam
Gündem haberleri! Diriliş Yolu yürüyüşü nerede? Diriliş Yolu yürüyüşü ne zaman?

Gündem haberleri! Diriliş Yolu yürüyüşü nerede? Diriliş Yolu yürüyüşü ne zaman?

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Bugün 103 yıldır gurur ve saygıyla andığımız yüzlerce şehidin kanıyla kazandığımız topraklarımızda ‘Zafer Bayramı’ kutluyorsak, sayısız isimsiz kahramana sonsuz borcumuz var demektir. Bastığımız yerleri toprak diyerek geçmemeli, tanımalıyız demektir. Bugün 30 Ağustos 2025’se ve biz Anadolu’nun dört bir yanında nefes alıyorsak, “Fışkırır ruhi mücerret gibi yerden na’şım” diyen atalarımızı unutmamalıyız demektir.Büyük Taarruz, 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak anılmadan 1 yıl önce, Sakarya Meydan Muharebesi’nde bugün bile izleri toprağa sığmayacak bir kahramanlık sergilenmişti. Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre toplamda 22 gün, 22 gece süren savaşta 5 bin 434 şehit verildi.NitekimMustafa Kemal Atatürk de bu muharebeyi ‘Sakarya Melhâme-i Kübrâsı’ (çok büyük ve kanlı savaş) şeklinde adlandırmıştı. ÇünküAtatürk, ne yana dönse kan gölü, nereye elini uzatsa şehit ve gazileri görüyordu. Kapanmayacak çok yara almıştık, yıllar geçse de her sene aynı ruhla anılacak bir zafere giden yolda Sakarya, dönüm noktası olmuştu. Hiçbir askeri araç, silah ya da destek olmadan; sadece iki uçak ve binlerce kahraman şehidin canı pahasına kazanılan bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi, bugünlerde anlamlı bir yürüyüşle yeniden anılacak. Savunma sanayiinin öncü kuruluşlarında uzun yıllar görev yapmış makine mühendisi Yücel Demir’in öncülüğünde düzenlenen bu yürüyüş, Sakarya Meydan Muharebesi’nin ‘kayıp’ şehitlerinin izini sürmek amacıyla gerçekleştiriliyor.5-10 Eylül arasında savaşın en acı hatıralarına sahne olan cephe hattında yürünecek kilometrelerce yolda, şehitler anılacak. Yücel Demir, hâlâ mezarı bulunamayan yüzlerce şehidimizi ve şarapnellerle dolu cephe hattını Milliyet.com.tr’ye anlattı.

ZAFER’İN AYAK İZLERİ: ‘HER GÜN 40-50 KİLOMETRE YÜRÜYECEĞİZ’
1922’nin 30 Ağustos günü gelecek zafer için 1 yıl kadar önce kritik bir eşik atlanmıştı. Yokluk içinde savaşan atalarımız, tam anlamıyla bir ordu düzenine bile sahip değildi. Kadın ve çocuklar da cephede savaşan erkeklere mühimmat ve sağlık konusunda destek oluyor, onlarla yaşama ve yaşatma savaşı veriyordu. Ne olursa olsun savaşmak için yürekli kahramanlarımız tüm yokluklardan daha da büyük bir varlıktı. Düşmanın karşısında topyekûn kurtuluşa yürüyen koskoca bir Anadolu vardı.Sakarya Meydan Muharebesi her türlü yokluğa rağmen kazanılmalı, Yücel Demir’in “Sakarya’yı kazanamasak belki de 30 Ağustos’u kutlayamazdık” sözlerindeki ‘zafer’ bizim olmalıydı. Büyük Taarruz’dan önce Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmış olması ‘zafere’ emin adımlarla yürümemiz için yol açmıştı. O yollar, dün geleceğimize uzanırken bugün geçmişimize ışık tutuyor. Yücel Demir, hâlâ savaşın izlerini taşıyan rotada yapacakları yürüyüşü ve Sakarya Meydan Muharebesi’nin zafere giden yoldaki önemini şöyle anlatıyor:
“Sakarya Meydan Muharebesi yaklaşık bir yıl önce yapılıyor. Büyük Taarruz 26 Ağustos’ta başlayan ve 30 Ağustos’ta son darbe indirdiğimiz savaş aslında. Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos’ta başlıyor, 22 gün 22 gece süren bir dönüm noktası. Sakarya Meydan Muharebesi’ni kaybetmiş olsaydık herhalde biz biz olmayacaktık. Çünkü düşmanın Meclis’e girmesine 50 kilometre kalmıştı. Bir dönüm noktası yani. Savaş alanlarındaki isimsiz şehit mezarlarını görünce kafamızda bir yürüyüş ve anma fikri şekillendi. Niye bugüne kadar bu yollar tanıtılmadı bize? Dünyada örnekleri var, mesela Bosna Hersek’te bir ‘Ölüm Yolu’ var, yaklaşık 100 kilometre. Her yıl binlerce kişi o yürüyüşe katılıyor. Eski hava fotoğraflarından, haritalardan tahmini olarak son çekildiğimiz siperleri belirlemişler ama sahaya gitmek gerekiyordu. Son siper hattımızın haritalarını çıkardık. 23 Ağustos’ta savaşın başladığı hat daha önce haritalanmış. Bizim amacımız bizim askerlerimizin çekildiği son siper hatları. Bu yürüyüşü yapıp insanlara burayı tanıtmak gerektiğini düşündük. Güzelcekale Muharebeleri denen bir muharebe hattı var. 200 kilometreyi her gün 40-50 kilometre olarak yürüyeceğiz. Tahminimize göre o bölgelerde gömülü 15 bin şehidimiz var. Savaş alanında şehit olanlar, Yunan hattında kaldı. Ne oluyordu sonra? Yani sağlık sebebiyle gömülüyor olabilirler diye soru işareti var. Çünkü iki gün sonra kokar, hastalık yayar. Askerlerimizi o zaman köylülere gömdürmüş olabilirler diye düşünüyoruz. Sadece bir köy buna sahip çıktı. Ahırlıkuyu denen bir bölgede kadınlar akşam gidip bizim şehitleri alıp getirip köyün yanına gömmüşler. Hatıratlarda okuyoruz. 300’e yakın bizden şehit var. Yakın bir köyün muhtarıyla görüşürken, ‘Benim ninemin annesi hatırlıyormuş’ dedi.”
Alıntı Metni

‘TOPRAK ALTINI TARAYIP ŞEHİTLERİ BULMAK İSTİYORUZ’
Geçmişimize dair elimizde pek çok bilgi var. Bize her yaşımızda anlatılan kahramanlıklar, bildiğimiz kadarıyla bile asalet ve gurur dolu geçmişimize minnetle bakmamıza yetiyor. O gün topraklarımızı canı pahasına savunan binlerce şehit, bizim bilmediğimiz pek çok sırrı da saklıyor. Belki de bildiklerimiz bilmediklerimizden çok daha az. Öyle ki Yücel Demir, yaptığı araştırmalar sonucu bilinen şehit sayısının, bilinen mezar sayısından çok daha fazla olduğunu keşfetmiş. Yani pek çok şehidimizin mezarının yeri hala bilinmiyordu. Bu yüzden de bastığımız yeri toprak diyerek geçmemeliydik. Yücel Demir, toprak altını görüntüleyebilecek ve şehit mezarlarını keşfedebilecekleri bir cihaza ihtiyaç duyduklarını belirterek, cepheden bugüne ulaşan ‘kayıp’ hikâyeleri anlattı.
Labubu dünyayı nasıl ele geçirdi? ‘Kör kutu’dan çıkan servet: İşin içinde bir taktik var
“Genel Kurmay arşivlerindeki şehit sayısı çok az görünüyor. 3 bin civarında bir rakam verilmiş ve çok sayıda kayıp olduğu belirtilmiş. Oysa şehit sayımız 15 binin üstünde gözüküyor. Bizim amacımız bunları araştırmak. Biraz da mesleki olarak da insansız hava araçları ve diğer radar sistemlerini kullanmaya yakınım tabii. Bu sistemlerle şehitlerimizi araştırmak istiyoruz. Çalışmayı bitirdikten sonra önümüzdeki bir yılı buna ayırmak istiyorum. Devamında Güzelcekale kısmını araştırmak istiyorum. Katliam oluyor orada. Boğaz boğaza çatışmalar var.” – Yücel Demir

10 UÇAKTAN SADECE 2’Sİ KULLANILABİLDİ
Milli Savunma Bakanlığı verilerinde muharebeye katılan 5 bin 401 subay, 96 bin 326 er, 825 makineli tüfek, 54 bin 572 tüfek, 1309 kılıç, 196 top ve 10 uçaktan kullanılabilir durumda olan 2 uçak olduğu bilgisi yer alıyor. Bu 2 uçak muharebenin ilk günlerinde kullanılamaz hale gelmiş ve Yücel Demir’in paylaştığı bilgilere göre ustalar, parçalanmış iki uçaktan bir uçak çıkarmak için çok uğraşmıştı. O günden bugüne savunma sanayii başarılı mühendislerle daha güçlü adımlar attı ve kendi uçağını üretecek mühendisleri yine Anadolu yetiştirdi. Savunma sanayii için önemli çalışmalarda ter dökmüş mühendislerden biri olan Yücel Demir, kurtuluş mücadelesinde yokluğuyla da savaştığımız cephaneliklerle ilgili kayda geçen bilgileri şu şekilde aktardı:
“Yunanlılar orduyla sağlam duruyor, biz o zaman düzenli orduya yeni geçiyoruz. ‘Grup’ diyorlar bizimkilere. Askerlerin yüzde 85’inin elbisesi yok. Ayakkabısı yok. Ölen Yunan askerlerinin elbiselerini parçalayıp ayaklarına sarıyorlar. Silah sayımız çok az. Tüfeklerimiz beş çeşit. Kamyonumuz yok. Ruslardan gelenler, depolarda kalanlar 5 farklı çeşit mermiyi askerlere iletmek zorundasınız. Kılıçlar yarım metre, 75 cm ve kalın. Sakarya Meydan Muharebesi bittikten sonra Atatürk’ün emriyle Konya’da kılıç üretmek üzere çalışma başlatılıyor. Bir yıl sonraki Büyük Taarruz sırasında bizim askerlerimiz Yunan askerlerine rastlıyorlar. Kafaları yarılmış hepsinin. Yaptığımız kılıçlar kesmiyor kafalarını ancak yarıyor. Onların 18 uçağı var. Bizim 2 tane var. Bu iki tane de daha birinci gün düşüyor, parçalanıyor. Bizim ustalarımız ikisinin üstünden parçalar çekip bir tane uçak yapmaya çalışıyorlar.”
Alıntı Metni

‘ASKERLERE NE YEMEK VERDİNİZ?’
Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra ordumuz, büyük imkânsızlıklara rağmen 30 Ağustos’a yani zafere yürüdü. Bu zafer, yaklaşık 300 yıl boyunca süren geri çekilmenin ardından, Türk milletinin Anadolu’da yeniden hâkimiyet kurduğu tarihi bir dönüm noktasıydı.Atatürk, kutlamalar için düzenlenen yemekte yine ‘Ata’ olmuş ve tarihi bir an daha kayıtlara geçmişti. Yücel Demir, askerleri açken kutlama için Mustafa Kemal’in birkaç lokmalık yemeği nasıl reddettiğini anlatarak sözlerini şöyle noktaladı:
“300 yıl sonra büyük bir güç elde etmişsiniz. Tabii orada komutanlar bir araya geliyor. Sofrada bir tane cılız tavuk, üç dilim de kara ekmekle zafer kutlanıyor. Hepsi bu kadar. Atatürk orada yaverine soruyor: ‘Askerlere ne verdiniz? ‘Dünden kalan kavrulmuş buğdayı verdik’ cevabını alınca, Atatürk arkasını dönüyor ve hiçbir şey yemeden gidiyor.”
Fenerbahçe’nin Kerem Aktürkoğlu transferinde Avrupa riski! Galatasaray’ın 5 günlük cevap hakkı
Fenerbahçe’de Jose Mourinho ayrılığının perde arkası! ‘Bizi parmağında oynatıyor’…

Reklam
Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

AYDIN HASAN / ANKARA – Yunan ordusu, 15 Mayıs 1919’da İzmir işgalini başlattı. Yunan birlikleri, İzmir rıhtımına İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında çıktı. İzmir’in işgali, aslında Türk varlığının Anadolu’dan sökülmesi planının uygulamaya konulduğunun işaret fişeğiydi; Yunanistan için de “Meagali İdea” olarak adlandırılan Büyük Yunanistan’ı kurma planının hayata geçmesi demekti. İşgalle birlikte demografik yapıyı değiştirmek için Türk halkına yönelik katliamların başlaması şaşırtıcı değildi.
İşgalle birlikte direnişin de tohumları serpildi. Hasan Tahsin işgale ilk kurşunu, Sarı Kışla önünde Efzun Alayı’nın bayraktarına sıktı. “Zito (yaşasın) Venizelos” diye bağırmayan bir Türk subayı ise tam 22 kez süngülendi. İlk gün İzmir’de asker ve sivil 400 kişi şehit edildi. İşgalin çevre kasaba ve köylere yayılmasıyla birlikte iki gün içinde katledilen Türklerin sayısı 4 bine çıktı. 22 Haziran 1920’de Yunan ordusu, Gediz’e kadar gelmişti. Bu sırada Atina’da Elefterios Venizelos Hükümeti düştü. Eski Kral Konstantin sürgünden dönerek iktidarı ele aldı. Yönetimin değişmesine rağmen Anadolu’daki işgal sürdürüldü. Yunan kuvvetleri, 1921 yazı itibarıyla İzmir ve Bursa’nın yanı sıra Kütahya, Afyon ve Eskişehir’i de işgal etmişti.
Fırsat Gerginliği…
TEK YOL TAARRUZ
Yunan Büyük Taarruzu, 23 Ağustos 1921’de başlatıldı. Sakarya’nın gerisinde tertiplenen Türk ordusu, efsanevi bir direniş gösterdi. Sakarya Savaşı ile Yunan taarruzu geri püskürtüldü. 1922 yılına gelindiğinde artık seçenek kalmamıştı: Ya büyük bir taarruz ile Yunan ordusu imha edilecek ya da vatan kaybedilecekti. Büyük Taarruz, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 26 Ağustos 1922 sabahı, Gemlik ile Söke arasındaki 650 kilometrelik cephenin tümünde başladı. Cephe genişti ancak savaşın odak noktası Afyon Ovası oldu.
İZMİR KURTULDU
Türk birliklerinin asker sayısı 207 bin 942; Yunan birliklerinin asker sayısı ise 224 bin 992 idi. Türk ordusunda 8 bin 659, Yunan ordusunda 6 bin 565 subay yer alıyordu. Türk ordusunda 92 bin 792 tüfek, 2 bin 25 hafif mitralyöz, 839 ağır mitralyöz, 323 top, 10 uçak, 298 kamyon ve 33 otomobil vardı. Yunan ordusunda ise 90 bin tüfek, 3 bin 139 hafif mitralyöz, bin 280 ağır mitralyöz, 418 top, 50 uçak, 4 bin 36 kamyon ve bin 776 otomobil-ambulans bulunuyordu.26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den başlatılan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlandı. İzmir; 3 yıl, 3 ay, 24 günün ardından 9 Eylül 1922’de işgalden kurtuldu.
Mustafa Kemal, düşmanlarının da saygısını kazanmıştı.
Zaferler ve ötesi…
SONUÇLARI AĞIR OLDU
Büyük Zafer, Yunanistan için siyasi ve toplumsal sonuçları ile de bir felaketti. Yunan ordusu, Afyon Ovası’nda imha oldu. Kurtulanlar da gemiler ile Yunanistan’a kaçtı. Yunan birlikleri, ilerleyen günlerde Trakya’dan da çekilmek zorunda kalacaktı. Felaketin artçı depremleri, Yunanistan’ta devam etti. “Küçük Asya bozgunu”ndan kurtulan subaylar, 11 Eylül 1922’de hükümet darbesi yaptı. Kral Konstantin, bir kez daha tahtını bırakmak zorunda kaldı. Bozgunun sorumlusu olarak gösterilen altı kişi askeri mahkemede (divan-ı harp) yargılandı. 31 Kasım 1922’de parlamento salonunda başlayan divan-ı harp, 15 gün sürdü. Davada aralarında kısa süreliğine başbakanlık yapmış üç kişi; Dimitris Gounaris, Nikolaos Stratos, Petros Protopapadakis ile Dışişleri Bakanı Yorgios Baltacis, Savunma Bakanı Nikolaos Theotokis, Anadolu Orduları Komutanı General Yorgios Hacianestis vatan hainliği suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldı.
Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Nikolaos Trikopis
YUNAN KOMUTAN TRİKOPİS: ATATÜRK’E HAYRANLIK DUYMAYA BAŞLADIM
Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği, 1952 yılında Yunanistan’a ziyarette bulunan Türk gazeteci heyeti onuruna bir davet verdi. Heyetteki isimlerden biri, Türk basınının duayen ismi Hıfzı Topuz idi. O yıllarda 80’li yaşlarına gelmiş olan, Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Nikolaos Trikopis de Atina’daki bu davetin Yunan konukları arasındaydı. Trikopis, o davette Hıfzı Topuz’a şunları anlatacaktı:
Diriliş Yolu’ndan 30 Ağustos’a uzandık! ‘Toprak altındaki kayıp şehitleri bulacağız’
“2 Eylül 1922 gecesi, Türk askerlerine esir düştüm. Sağ kalan birliklerimiz, İzmir’e doğru kaçmaya çalışıyordu. Bu, bizim için büyük bir mağlubiyetti. Beni, önce Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya götürdüler. İsmet Paşa da beni yanına alarak, Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkardı. Mustafa Kemal Paşa, beni mert bir askere yakışır şekilde kabul etti. Kendisinin şu sözlerini o gün bugün hiç unutmadım: ‘Üzülmeyin general; siz, görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. İstirahat ediniz.’ Mustafa Kemal Paşa’nın bu ince ve nazik davranışı üzerine, bu büyük komutana karşı içimde hayranlık duymaya başladım. Aslında, bizim Anadolu’da ne işimiz vardı? Biz, yabancı devletlere alet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte, bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu harekâtı; hem de muazzam bir hata…”
Topuz; bu ziyareti sırasında Trikopis’in her 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı’nın kutlanması törenleri çerçevesinde Atina’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne gidip Atatürk’ün büyük boy fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunduğunu da öğrenecekti.
İNSANLIK UTANCI
Yunan ordusu, İzmir’e doğru geri çekilirken ardında bir insanlık utancı bırakacaktı. 1 Eylül 1922’de Yunan askerleri, özellikle Uşak’ta büyük bir vahşet sergiledi. Türk ordusunun önünden kaçan askerler, köyleri ateşe vererek halkı diri diri yaktı, kadınlara tecavüz etti, çocukları katletti. Uşak’ta yaklaşık 200 kişi yanarak öldü. Katliamlar; kaçış güzergahında yer alan Alaşehir, Manisa, Turgutlu ve Salihli ile köylerinde de sürdü.
Tarihçi ve yazar Lord Kinross, bu manzarayı “Bölgedeki kasabaların çoğu harabeye dönmüştü. Uşak’ın üçte biri artık yoktu. Alaşehir, yamaçları tahrif eden karanlık bir kavrulmuş boşluktan başka bir şey değildi. Köyün ardına köy, Yunan askerleri tarafından kül yığını haline getirildi. Tarihi kutsal şehir Manisa’daki 18,000 binadan sadece 500’ü ayakta kaldı” diye özetleyecekti. Amerikalı tarihçi Justin McCarthy ise, işgal sırasında 640 bin sivil Türk’ün Yunan ordusu tarafından öldürüldüğünü belirtecekti….

İstanbul'da bazı yollar trafiğe kapatıldı

İstanbul’da bazı yollar trafiğe kapatıldı

30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103’üncü yıl dönümü kutlamaları kapsamında, saat 05.45 itibarıyla bazı yollar program bitimine kadar trafiğe kapatıldı. Tören kapsamında cadde ve çevresinde geniş güvelik önlemleri alındı. Polis ekipleri, araçları alternatif güzergahlara yönlendirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri, jandarma ve emniyet teşkilatlarından askerler ve polisler, askeri araçlar ve polis araçları alanda yerini aldı. Kutlamaların bitiminden sonra kapalı olan yolların açılması bekleniyor.
KAPANAN YOLLAR
Vatan Caddesi’nde saat 05.45’den kutlamaların bitimine kadar bazı yollar da trafiğe kapatıldı. Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) iki yönlü olarak trafiğe kapatıldı.
Türkiye’nin zaferi Yunanistan’ın felaketi

D 100 Kuzey ve Güney İstikametinden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, 10. Yıl Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Edirnekapı’dan Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Oğuzhan Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Sofular Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Halıcılar Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Akdeniz Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Akşemsettin Caddesi’nden Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Ordu Caddesi’nden ve Atatürk Bulvarı’ndan (Aksaray’dan Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Keçeci Meydan sokaktan Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) Girişleri, Hal Yolu Güneyden Gelip, Vatan Caddesi Girişleri, Adnan Menderes Bulvarı’na (Vatan Caddesi) çıkan tüm cadde ve sokaklar, Tatlıpınar Caddesi’nden Vatan Caddesi’ne katılım, Kaleboyu Caddesi’nden Vatan Caddesi’ne katılım, Sulukule Caddesi’nden (Kaleiçi’nden) Vatan Caddesi’ne katılım güzergahlarının prova bitimine kadar trafiğe kapalı olacağı belirtildi.
Diriliş Yolu’ndan 30 Ağustos’a uzandık! ‘Toprak altındaki kayıp şehitleri bulacağız’
ALTERNATİF YOLLAR
Bu yollara alternatif olarak Turgut Özal Bulvarı (Millet Caddesi), Fevzipaşa Caddesi, Atatürk Bulvarı, D 100 Karayolu ve O-3 Hal Yolu’nun kullanılabileceği belirtildi….