BIST 100
13.981,05 -1,90%
DOLAR
47,1588 0,14%
EURO
53,9628 0,02%
GRAM ALTIN
6.093,03 1,19%
FAİZ
41,49 0,95%
GÜMÜŞ GRAM
84,84 0,83%
BITCOIN
63.947,00 -0,20%
GBP/TRY
63,4890 -0,20%
EUR/USD
1,1439 -0,03%
BRENT
88,10 4,59%
ÇEYREK ALTIN
9.962,10 1,19%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
22 °
Reklam

SİYASET

Güneş kremi skandalı! Ambalajda yazılı SPF değeri ürünün içinde yoksa ‘yandınız’

Güneş kremi skandalı! Ambalajda yazılı SPF değeri ürünün içinde yoksa ‘yandınız’

Didem Seymen / Haber Merkezi – Dünyada cilt kanserinde başı çeken Avustralya’da güneş kremleriyle ilgili skandal patlak verdi. BBC’nin haberine göre, Avustralya’da piyasadaki 20 güneş kreminden 16’sının ambalajında yazan SPF (güneş koruma faktörü) değerlerini karşılamadığı ortaya çıktı. Cildi korumayan bu güneş kremleri arasında ünlü markaların da bulunduğu belirtildi. Soruşturma başlatılırken bazı güneş kremleri toplatıldı. En büyük fiyasko, SPF 50+ olarak pazarlanan “Ultra Violette Lean Screen”in sadece SBF 4 çıkmasıydı. Skandal, tüm dünyadaki güneş kremlerinin güvenilirliğini tartışmaya açtı.
İlginizi Çekebilir
‘Kullanmaktan vazgeçmeyin’
Prof. Dr. Gökhan Okan: “Avustralya’daki durumu genelleyerek ‘güneş koruyucular etkisiz’ yorumu yapılmamalı. Çalışma, güneş kremlerinin koruyucu faktörlerinin düşük olduğunu gösterdiğinden bu kremlerin kullanma sıklığı artırılabilir. 2-3 saat arayla tekrarlanarak güneşten koruma sağlanabilir. Güneş koruyucu krem kullanımından vazgeçilmemeli. 50 faktörlü bir güneş kremiyle 30 faktörlü bir güneş kreminin arasında çok az fark var.Yeni çalışmalarla konu netleşene kadar yüksek faktörlü güneşten koruyucu kremleri sık kullanarak cildi korumaya devam etmeli.”
‘Sıkı denetim gerekiyor’
Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: “Bu durum sadece güneş kremleri için değil; tüm ilaçlar ve kozmetik ürünler için geçerli. Bir ilaçta 100 miligram x maddesi olması gerekirken daha az bulunuyorsa sıkıntı. Bir güneş kremi yüzde 99 koruması gerekirken daha azkoruyorsa, korunduğunuzu zannederek güneşte daha çok kalabilirsiniz. Buna bağlı deri kanseri riski ortaya çıkabilir.Güneş kremlerinin içeriği çok önemli. Çok iyi denetlenmeli, içindeki maddelerin uygun oranda olup olmadığı önemli. Ya da tam tersi olmaması gereken bir madde de zararlı etkilere neden olabiliyor. Tüketici olarak dikkatli olmalı.”…

İsrail Türkiye’yi de hedef alabilir mi?

İsrail Türkiye’yi de hedef alabilir mi?

Aslıhan Altay Karataş / Hande Atılgan / ANKARA – İsrail’in Hamas liderlerine karşı yürüttüğü operasyonların sonuncusu bölgede dengeleri bozdu. ABD’nin ortadoğuda NATO müttefikleri dışındaki en yakın partneri olan Katar’a düzenlenen hava saldırısı, başta Türkiye olmak üzere İsrail’in hedefindeki ülkeler için alarmları çalıştırdı. Uzmanlar, İsrail’in Hamas temsilcilerini Türkiye’de hedef alma olasılığını Milliyet’e değerlendirdi.
İlginizi Çekebilir
‘ABD istemez’
Gülru Gezer (Emekli Başkonsolos): Katar’ın burada özel bir konumu vardı, arabulucuydu, Katar’a saldırarak zaten İsrail aslında kritik eşiği aşmış oldu. Türkiye’ye de dönem dönem Hamas heyetleri geliyor, devlet yetkilileri ile görüşüyor, ancak şu çok nettir ki Türkiye bir NATO ülkesidir. İkincisi Türkiye bölgedeki en güçlü orduya sahip ülke. İsrail, Türkiye gibi bir ülkeyi karşısına almak ister mi? Üçüncüsü Amerika için bölgede iki önemli ülke var güvenilir müttefik olarak görebileceği, birincisi Türkiye öbürü İsrail. Amerika, İsrail ve Türkiye’nin hiçbir zaman doğrudan karşı karşıya gelmesini istemez. Mesela Suriye’de bir çatışmazlık mekanizmasının oluşturulmasında aslında Amerika’nın da bir payı var. Dolayısıyla İsrail’in Türkiye’deki bazı Hamas yetkililerini hedef alacak, Türkiye’nin ulusal egemenliğini, hava sahasını ihlal edecek bir saldırıya kalkışabileceğini ben düşünmüyorum.
‘Cüret edemez’
Ortadoğu Uzmanı Haydar Oruç: “İsrail bu saldırıyla birlikte Amerika’nın bölgedeki güvenlik garantilerinin altını boşaltmış oldu. İsrail’in yapmaya çalıştığı şeylerden biri de Katar-Amerika ilişkilerini sarsmaktı. Değişik dezenformasyon programları yürütüyordu, bu saldırıyla en büyük hamlesini yapmış oldu. Saldırı ve sonrasında verilen mesajlarla da bölge ülkelerine aslında bir gözdağı verilmiş oldu. Benzer mesajlar, Türkiye için de mevzu bahis. (Türkiye’deki
Hamas temsilcilerine saldırılması) İsrail Devleti’nin içinde bunu düşünenler olsa da buna cüret edebilecek seviyede henüz olmadığı kanaatindeyim.
Eğer imkanı olsa bunu yapardı. Türkiye’de Mossad’a karşı yapılan çalışmalarla operasyon kabiliyeti sınırlandırılmıştı ancak bu tamamen sıfırlandığı anlamına gelmiyor. Katar’a yaptığı gibi aleni bir saldırı gerçekleştiremez.
Çünkü Türkiye’nin imkanları ne İran’a benzer ne de bölgedeki diğer ülkelere. Türkiye kendi güvenliğini Amerika’ya ya da NATO’ya dayalı değil, kendi imkanlarıyla yapıyor.
‘Asimetrik yöntemler kullanabilir’
Murat Aslan (SETA): Türkiye NATO üyesi. İsrail’in yapabileceği benzer bir saldırı doğrudan NATO’nun 5. maddesini harekete geçirir. NATO ülkesine yönelik böyle bir faaliyeti ABD’nin izin vermesi zaten NATO’nun sonu demektir. Dolayısıyla uzak bir ihtimal. Ayrıca Türkiye ile İsrail’i karşılaştırırsanız, Türkiye’nin müthiş bir üstünlüğü olduğunu görürsünüz, gerek deniz gerek hava özellikle de kara kuvvetlerinde. Dolayısıyla böyle bir askeri güce karşı Hamas’ın varlığını iddia ederek herhangi bir saldırıda bulunmak demek, resmen savaş ilanı anlamına gelir. O halde İsrail’in hal tarzı konvansiyonel silahlı unsurlarla Türkiye’de herhangi bir Hamas hedefine yönelik eyleme geçmek değil, bunun yerine asimetrik ve dolaylı yöntemleri tercih etmek olabilir. En önemlisi Türkiye’deki vekil olarak kullanabileceği terör örgütleri burada ön plana çıkar. Terörsüz Türkiye projesinin aksaması bağlamında elinden geleni yapacaktır. Suriye’de gösterdiği çabanın aynısını Kandil’de de göstermesi muhtemel.
‘Yarısı Türkiye’den gitti’
Ümran Stratejik Araştırmalar Merkezi Araştırma Direktörü Ömer Özkızılcık: İsrail’in bu saldırıdaki stratejik hedefi Hamas’la olan müzakereyi tıkamak, ABD’nin Hamas’a yapmış olduğu teklifin Hamas tarafından kabul edilmesini engellemek ve böylelikle Gazze’nin tamamen ilhak edilmesi için masayı devirmekti. Bu konuda başarılı oldu. Bölgedeki güç dengesine baktığımızda Mısır’ın devre dışı kalması sebebiyle, İsrail’i dengeleyebilecek yegane aktör Türkiye. Ben İsrail ile Türkiye arasında bir savaş beklemiyorum. Katar’da hedef alınan heyetin yarısı Türkiye’den gitti. Bunları Türkiye’de hedef almayıp Katar’da hedef almayı tercih etmesi, İsrail’in en azından an itibarıyla Türkiye’ye saldırmaya cesaret edemediğini düşünüyor. Yarın öbür gün yapmayacağının hiçbir garantisi yok. O yüzden Türkiye’nin caydırıcı gücünü arttırması lazım.
‘Bugün Katar, yarın Türkiye!’
Saldırı üzerine en yankı bulan tepkilerden biri Kudüs İbrani Üniversitesi’nden akademisyen Dr. Meir Masri’den geldi. Masri, üst üste yaptığı paylaşımlarında, “Doha’daki saldırı haftalar öncesinden belliydi, bunu duyurmuştum. Benim adım artık Arap dünyasında güvenin sembolü”, “Doha’ya saldıran Ankara’ya da saldırabilir” ve “Erdoğan’a nasihat: Etrafına bak!” ifadelerini kullandı. Masri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hamas Lideri İsmail Haniye ile tokalaştığı bir fotoğrafı da kullandığı paylaşımında “Bugün Katar, yarın Türkiye” mesajını verdi….

Reklam
CHP Lideri Özgür Özel, partisinin Kadıköy mitinginde konuştu

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin Kadıköy mitinginde konuştu

Özel, “Millet iradesine sahip çıkıyor” sloganıyla düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, kendisine iletilen bilgilere göre mitinge 125 bin kişinin katıldığını söyledi.
İlginizi Çekebilir
Türkiye’deki resmi rakamlara göre, 88 bin liranın altında gelire sahip olanlara yoksul denildiğini kaydeden Özel, orta sınıfın yok edildiğini, emeklilerin yoksulluk değil açlık sınırının altında yaşadığını savundu.
Özel, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında enflasyonda birinci olduğunu öne sürerek, “Tek haneli enflasyonu alıp TÜİK’e göre bile yüzde 86’ya çıkaran, gerçekte 2 yıl boyunca yüzde 100 enflasyonla fakiri ezen, yoksulu yoksullaştıran ama Kur Korumalı Mevduatlarla zenginin parasını fakirin sırtından çoğaltan bir iktidarla karşı karşıyayız. 27 Avrupa ülkesinde toplam 13 milyon işsiz var, tek başına Türkiye’de 13,5 milyon işsiz var.” ifadelerini kullandı.
İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmasının üzerinden 175 gün geçtiğini belirten Özel, “175 gündür bir yalan atıyorlar, balonu şişiriyorlar, patlatıyoruz, yenisini şişirmeye çalışıyorlar. Artık ellerinde delik deşik bir balon var. Asla şişirmek mümkün değil. Gizli tanıkla olmadı, iftiracılarla olmadı, her türlü baskıyla olmadı ama biz bekliyoruz ki o iftiraların her birini yazsınlar, yazabiliyorlarsa. Biz onların bizi değil, bizim onları yargılayacağımız iddianameyi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Özel, belediyelere yönelik soruşturmaların ardından gerçekleştirilen eylemlere katılan ve haklarında işlem yapılan üniversite öğrencileriyle dayanışma içinde olduklarını söyledi.

Elindeki bir kitabı katılımcılara gösteren Özel, “19 Mart darbesinin bütün mağdurları için, bir tane genç arkadaşım eyleme katıldı diye yurtsuz kalmaması, kesilen bursunun yerine gelmesi için Ekrem Başkan’la birlikte bir dayanışma düşündük. Ekrem Başkan’la benim önsözünü yazdığım, Ekrem Başkan’ın son sözünü yazdığı ama meydanlarda sizin yazdığınız bu kitap var. Adı Millete Emanet. Kitabın yazımını toparlayan, koordinatörümüz Yavuz Oğhan. Hiç kimsenin bir kuruş cebine para girmeden tamamını bu darbe sürecinde mağdur edilen gençlere aktarmak üzere, bu kitaba sahip çıkacağız.” açıklamasını yaptı.
Özel, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinin CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen başkan ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırılmasına ilişkin kararı hakkında, şunları söyledi:
“Bu hafta içinde İstanbul İl Başkanlığına yapılan saldırı nedir? Yargı içinde bir AK Toroslar çetesi var. Bunlar aileye saldırır, eşe saldırır, babaya saldırır, evlada saldırır. Bunlar bir İBB borsası kurmuşlar, iş adamlarına dahi diyorlar ki ‘Bak onun başına ne geldi? Gel bakalım beri, konuşalım.’ diyorlar. Bu zalimliğe karşı partimizin gösterdiği dirence karşı hapiste canımıza kastedenler İstanbul’da evimize saldırdılar. Bunun tek amacı var. Özgür Çelik gibi bir il başkanı olmasın, böyle bir il yönetimi olmasın, sokak sokak direnmeyelim, meydan meydan itiraz etmeyelim istiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisine ‘Git Ankara’da otur, partinin başında huzur bul’ diyorlar. Buradan açıkça ilan ediyoruz Cumhuriyet Halk Partisi, majestelerinin muhalefet partisi değildir, olmayacak.”
“CHP’de ikilik değil, birlik var.” diyen Özel, “Özgür Başkanın (Çelik) seçildiği çekişmeli kurultayda neredeyse yarıdan yarıya bir rekabet vardı. O rekabette az bir farkla Özgür Başkan seçildi. Bugün partiye yapılan bu saldırıdan sonra o delegelerin tamamına yakını noterlere koşturdu, darbeye karşı Özgür Başkana sahip çıktı.” ifadesini kullandı.
Özgür Çelik’in il başkanı seçildiği kongrenin üzerinden İstanbul’un iradesinin hedef alınmaya çalışıldığını savunan Özel, “Bizi birbirimize düşürmek isteyenler, kumpas kuranlar, ‘CHP’yi çatırdatacağız, o sayede huzur bulacağız, birbirleriyle uğraşırken, saray düzenini sürdüreceğiz.’ sananlar avuçlarını yalayacaklar, avuçlarını.” ifadesini kullandı.
Özel, partiye sahip çıkanlara minnet borçlu olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
Alıntı Metni
Bu süreçte partinin il binasının Bahçelievler’e taşındığını, mevcut binanın genel merkeze kayıtlı olduğunu aktaran Özel, “O günden beri İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı bir dilekçeyi sisteme girip, adres değişikliği yapmamaya direniyorlar. Dokunulmazlığı olan milletvekillerine gaz sıkanları, darbedenleri, baba evinde, Atatürk’ün evinde direnenleri, sokağı karıştırmak gibi bir şeyle suçluyorlar. O insanları biz baba evine çağırdık. Baba evinin kapısını çevirip, onları sokakta bırakan sizlersiniz.” açıklamasını yaptı.
Atama kararları Resmi Gazete’de yayımlandı! 37 ilin emniyet müdürü değişti
Trump destekçisi sosyal medya fenomeni Charlie Kirk’a silahlı saldırı…

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Türkiye olarak bu gidişata seyirci kalmadık

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Türkiye olarak bu gidişata seyirci kalmadık

Bakan Fidan, Karadağ’ın İstanbul Başkonsolosluğunca düzenlenen “Karadağ Devlet Günü” resepsiyonunda konuştu.
Fidan, dost Karadağ halkını milli günleri vesilesiyle yürekten kutladığını dile getirerek, Karadağ ile Türkiye arasındaki dostluğun geçmişten bugüne uzanan temeller üzerinde yükseldiğini söyledi.
Osmanlı Devleti’nin stratejik bir yaklaşımla Karadağ’ın bağımsızlığını 1878’de tanıdığını hatırlatan Fidan, Karadağ’ın ilk büyükelçiliğini Osmanlı Devleti’nde açmasının da tesadüf olmadığını belirtti.
Fidan, bugünkü resepsiyonun da kadim sefaret binasında düzenlenmesinin ortak tarihin armağanı olduğuna işaret ederek, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 146 yılı geride bıraktığını anlattı.
Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic ve kısa süre önce Balkan Barış Platformu kapsamında bir araya geldiği Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimovic’i İstanbul’da görmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getiren Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm katılımcılara kalbi selamlarını ilettiğini söyledi.
Fidan, halkının arzu ve iradesiyle yıllar sonra tekrar kurulan Karadağ’ın zaman içinde Balkanlar’da barış içinde bir arada yaşamanın model ülkesine dönüştüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan önemli açıklamalar! ‘Enflasyonda düşüş devam edecek’
“KARADAĞ, GELECEĞİ VE POTANSİYELİYLE ÖNE ÇIKIYOR”
Acı tecrübelere tanık olunan bir coğrafyada Karadağ’ı oluşturan farklı etnik ve dini toplulukların bir arada huzur içinde yaşamasının takdire şayan bir örnek olduğunu vurgulayan Fidan, “Bu aynı zamanda tüm bölgemiz için de çok kıymetli bir mesajdır. Karadağ, sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle ve potansiyeliyle de öne çıkmaktadır. Stratejik konumuyla, bağlantısallık, enerji, ulaştırma ve turizm bakımından da giderek bir cazibe merkezi olmaktadır. Karadağ, aynı zamanda NATO İttifakı’nın saygın bir üyesi ve Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecinde önemli mesafe katetmiş bir aday ülkedir.” diye konuştu.
Fidan, Karadağ ile Türkiye arasındaki ilişkilerde parlak bir tablo görüldüğüne işaret ederek, ikili ve çok taraflı işbirliğinin iki ülke arasındaki tarih kadar köklü ve dostluk kadar derin olduğunun altını çizdi.
İlişkilerin üst düzey ziyaret ve temaslarla günden güne pekiştiğini dile getiren Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Karadağ Cumhurbaşkanı Milatovic’in son yıllardaki karşılıklı ziyaretleriyle iki ülke arasındaki işbirliğinin önemli bir ivme kazandığına dikkati çekti.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 250 MİLYON DOLAR
Fidan, ekonomik ve ticari bağların günden güne arttığına işaret ederek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 200 milyon doları geçtiğini ve 250 milyon dolar hedefine yükselmeye yakın olduklarını söyledi.
Türk firmalarının Karadağ’da önemli yatırımlar yaptığını kaydeden Fidan, altyapıdan inşaata hizmetten turizme kadar birçok alanda Türkiye’nin imzası bulunduğunu dile getirdi.
Fidan, Türk Hava Yolları ve Ziraat Bankası başta olmak üzere yıllık 12 binden fazla Türk şirketin Karadağ’daki faaliyetleriyle iki ülkenin ortak refahına katkı sağladığını belirtti.
Karadağ’daki Türk sermayeli yatırımların 600 milyon avroyu aştığını aktaran Fidan, Karadağ’a doğrudan yabancı yatırımlar bakımından 2024’te ikinci sırada yer aldıklarını ve 2025’in ilk 6 aylık döneminde ilk sıraya yükseldiklerini ifade etti.
Fidan, Türkiye’nin yatırımlarının sayısını ve hacmini başta bağlantısallık projeleri olmak üzere daha da artırma konusunda hemfikir olduklarını kaydederek, bunlara ek olarak Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yunus Emre Enstitüsü, Diyanet İşleri Bakanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) gibi kurumlarla Karadağ’ın ekonomik, kültürel ve sosyal gelişimine, iki ülke arasındaki ilişkilere katkı sunduğunu dile getirdi.
Türkiye’den doğal gaz tedariğinde yeni hamle! Sevkiyat bu kış başlıyor
“KÜRESEL ADALET İÇİN İLK ADIM KENDİ COĞRAFYAMIZDA ATILMALI”
İkili ilişkiler derinleştirilirken içinde bulunulan küresel ortamın göz ardı edilemeyeceğine ve dünyanın art arda gelen krizlerin sarsıntısıyla zorlu bir imtihan sürecinden geçtiğine işaret eden Fidan, şöyle konuştu:
“Uluslararası sistem ne küresel meselelere çare olabiliyor ne de bölgesel çatışmalara çözüm üretebiliyor. Bu nedenle küresel adaletin tesisi için ilk adımı kendi coğrafyamızda atmalı, değişimi kendi çevremizden başlatmalıyız. Biz Türkiye olarak bu gidişata seyirci kalmadık, elimizi her zaman taşın altına koyduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın çizdiği vizyon doğrultusunda mücadelemizi kararlılıkla sürdürmekteyiz. Çözümü bizzat yaratan, kolaylaştıran ve sorumluluk üstlenen bir dış politika anlayışımız var. Bunu yaparken yakın çevremizi her zaman öncelikli görmekteyiz.”
Fidan, bölgesel sorunlara bölgesel çözümler gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü biz biliyoruz ki eğer kendi coğrafyamızda barışı, adaleti ve istikrarı tesis edemezsek dünyaya da umut olamayız.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin, Bosna Hersek’teki EUFOR-ALTHEA’ya ve Kosova’daki NATO’nun Kosova Barış Gücü (KFOR) misyonlarına güçlü desteğinin bölgenin barış ve huzuruna verilen önemin somut örnekleri olduğunu aktaran Fidan, KFOR’un komutasının sonraki dönemde yeniden bir Türk komutan tarafından üstlenileceğini söyledi.
Fidan, Balkanlar’daki meselelerin açık yüreklilikle ve yapıcı bir şekilde konuşulup çözüm aranması ve mevcut işbirliği imkanlarının daha iyi nasıl ele alınabileceği konusunda Balkan Barış Platformu’nu hayata geçirdiklerini anımsattı.
AB Başkanı’na İsrail tepkisi: Sizin çocuklarınızın da diri diri yandığını düşünün
“BALKAN BARIŞ PLATFORMU, DIŞARIDAN REÇETELERDEN ÇOK DAHA İYİ NETİCELER GETİRECEK”
Bölgesel sahiplenme ilkesinin en güzel örneklerinden olan bu platforma aktif şekilde katılım sağlanmasından dolayı müteşekkir olduklarını dile getiren Fidan, “İnanıyorum ki Balkan Barış Platformu, bölgemiz için dışarıdan yazılan reçetelerden çok daha iyi neticeler getirecektir.” dedi.
Fidan, iki ülkenin ortak tarihi ve kültürel paydalarının, milletler arasındaki güçlü bağlar ve müstesna siyasi ilişkilerin, Karadağ ile Türkiye arasındaki muazzam işbirliği potansiyelinin sağlam temellerini oluşturduğuna dikkati çekti.
Bu temel üzerindeki ilişkilerin çok daha ileri seviyelere taşıma yönünde iki tarafta da güçlü bir iradenin mevcut olduğunu belirten Fidan, bu çerçevede Türkiye-Karadağ ilişkilerinin bu güzel tabloyu daha da gölgede bırakacak düzeylere ulaşacağına emin olduğunu söyledi.
Bakan Fidan, ayrıca etkinlik kapsamında Balkanlar’dan gelen soydaş çocuklarla görüştü.
Sakıp Sabancı Müzesi’nde düzenlenen resepsiyona Karadağ Cumhurbaşkanı Milatovic, Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İbrahimovic, Karadağ Diaspora Bakanı Mirsad Azemovic, Karadağ’ın İstanbul Başkonsolosu Branislav Karadziç, İstanbul Valisi Davut Gül, Edirne Valisi Yunus Sezer, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye Karadağ İş Konseyi Başkanı Bayram Akgül ve çok sayıda davetli katıldı….

Reklam
Bakan Fidan: Gidişata seyirci kalmadık, elimizi her zaman taşın altına koyduk

Bakan Fidan: Gidişata seyirci kalmadık, elimizi her zaman taşın altına koyduk

Bakan Fidan, Karadağ’ın İstanbul Başkonsolosluğunca düzenlenen “Karadağ Devlet Günü” resepsiyonunda konuştu.
Fidan, dost Karadağ halkını milli günleri vesilesiyle yürekten kutladığını dile getirerek, Karadağ ile Türkiye arasındaki dostluğun geçmişten bugüne uzanan temeller üzerinde yükseldiğini söyledi.
Osmanlı Devleti’nin stratejik bir yaklaşımla Karadağ’ın bağımsızlığını 1878’de tanıdığını hatırlatan Fidan, Karadağ’ın ilk büyükelçiliğini Osmanlı Devleti’nde açmasının da tesadüf olmadığını belirtti.
Fidan, bugünkü resepsiyonun da kadim sefaret binasında düzenlenmesinin ortak tarihin armağanı olduğuna işaret ederek, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 146 yılı geride bıraktığını anlattı.
Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic ve kısa süre önce Balkan Barış Platformu kapsamında bir araya geldiği Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimovic’i İstanbul’da görmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getiren Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm katılımcılara kalbi selamlarını ilettiğini söyledi.
Fidan, halkının arzu ve iradesiyle yıllar sonra tekrar kurulan Karadağ’ın zaman içinde Balkanlar’da barış içinde bir arada yaşamanın model ülkesine dönüştüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan önemli açıklamalar! ‘Enflasyonda düşüş devam edecek’
“KARADAĞ, GELECEĞİ VE POTANSİYELİYLE ÖNE ÇIKIYOR”
Acı tecrübelere tanık olunan bir coğrafyada Karadağ’ı oluşturan farklı etnik ve dini toplulukların bir arada huzur içinde yaşamasının takdire şayan bir örnek olduğunu vurgulayan Fidan, “Bu aynı zamanda tüm bölgemiz için de çok kıymetli bir mesajdır. Karadağ, sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle ve potansiyeliyle de öne çıkmaktadır. Stratejik konumuyla, bağlantısallık, enerji, ulaştırma ve turizm bakımından da giderek bir cazibe merkezi olmaktadır. Karadağ, aynı zamanda NATO İttifakı’nın saygın bir üyesi ve Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecinde önemli mesafe katetmiş bir aday ülkedir.” diye konuştu.
Fidan, Karadağ ile Türkiye arasındaki ilişkilerde parlak bir tablo görüldüğüne işaret ederek, ikili ve çok taraflı işbirliğinin iki ülke arasındaki tarih kadar köklü ve dostluk kadar derin olduğunun altını çizdi.
İlişkilerin üst düzey ziyaret ve temaslarla günden güne pekiştiğini dile getiren Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Karadağ Cumhurbaşkanı Milatovic’in son yıllardaki karşılıklı ziyaretleriyle iki ülke arasındaki işbirliğinin önemli bir ivme kazandığına dikkati çekti.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 250 MİLYON DOLAR
Fidan, ekonomik ve ticari bağların günden güne arttığına işaret ederek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 200 milyon doları geçtiğini ve 250 milyon dolar hedefine yükselmeye yakın olduklarını söyledi.
Türk firmalarının Karadağ’da önemli yatırımlar yaptığını kaydeden Fidan, altyapıdan inşaata hizmetten turizme kadar birçok alanda Türkiye’nin imzası bulunduğunu dile getirdi.
Fidan, Türk Hava Yolları ve Ziraat Bankası başta olmak üzere yıllık 12 binden fazla Türk şirketin Karadağ’daki faaliyetleriyle iki ülkenin ortak refahına katkı sağladığını belirtti.
Karadağ’daki Türk sermayeli yatırımların 600 milyon avroyu aştığını aktaran Fidan, Karadağ’a doğrudan yabancı yatırımlar bakımından 2024’te ikinci sırada yer aldıklarını ve 2025’in ilk 6 aylık döneminde ilk sıraya yükseldiklerini ifade etti.
Fidan, Türkiye’nin yatırımlarının sayısını ve hacmini başta bağlantısallık projeleri olmak üzere daha da artırma konusunda hemfikir olduklarını kaydederek, bunlara ek olarak Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yunus Emre Enstitüsü, Diyanet İşleri Bakanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) gibi kurumlarla Karadağ’ın ekonomik, kültürel ve sosyal gelişimine, iki ülke arasındaki ilişkilere katkı sunduğunu dile getirdi.
Türkiye’den doğal gaz tedariğinde yeni hamle! Sevkiyat bu kış başlıyor
“KÜRESEL ADALET İÇİN İLK ADIM KENDİ COĞRAFYAMIZDA ATILMALI”
İkili ilişkiler derinleştirilirken içinde bulunulan küresel ortamın göz ardı edilemeyeceğine ve dünyanın art arda gelen krizlerin sarsıntısıyla zorlu bir imtihan sürecinden geçtiğine işaret eden Fidan, şöyle konuştu:
“Uluslararası sistem ne küresel meselelere çare olabiliyor ne de bölgesel çatışmalara çözüm üretebiliyor. Bu nedenle küresel adaletin tesisi için ilk adımı kendi coğrafyamızda atmalı, değişimi kendi çevremizden başlatmalıyız. Biz Türkiye olarak bu gidişata seyirci kalmadık, elimizi her zaman taşın altına koyduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın çizdiği vizyon doğrultusunda mücadelemizi kararlılıkla sürdürmekteyiz. Çözümü bizzat yaratan, kolaylaştıran ve sorumluluk üstlenen bir dış politika anlayışımız var. Bunu yaparken yakın çevremizi her zaman öncelikli görmekteyiz.”
Fidan, bölgesel sorunlara bölgesel çözümler gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü biz biliyoruz ki eğer kendi coğrafyamızda barışı, adaleti ve istikrarı tesis edemezsek dünyaya da umut olamayız.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin, Bosna Hersek’teki EUFOR-ALTHEA’ya ve Kosova’daki NATO’nun Kosova Barış Gücü (KFOR) misyonlarına güçlü desteğinin bölgenin barış ve huzuruna verilen önemin somut örnekleri olduğunu aktaran Fidan, KFOR’un komutasının sonraki dönemde yeniden bir Türk komutan tarafından üstlenileceğini söyledi.
Fidan, Balkanlar’daki meselelerin açık yüreklilikle ve yapıcı bir şekilde konuşulup çözüm aranması ve mevcut işbirliği imkanlarının daha iyi nasıl ele alınabileceği konusunda Balkan Barış Platformu’nu hayata geçirdiklerini anımsattı.
AB Başkanı’na İsrail tepkisi: Sizin çocuklarınızın da diri diri yandığını düşünün
“BALKAN BARIŞ PLATFORMU, DIŞARIDAN REÇETELERDEN ÇOK DAHA İYİ NETİCELER GETİRECEK”
Bölgesel sahiplenme ilkesinin en güzel örneklerinden olan bu platforma aktif şekilde katılım sağlanmasından dolayı müteşekkir olduklarını dile getiren Fidan, “İnanıyorum ki Balkan Barış Platformu, bölgemiz için dışarıdan yazılan reçetelerden çok daha iyi neticeler getirecektir.” dedi.
Fidan, iki ülkenin ortak tarihi ve kültürel paydalarının, milletler arasındaki güçlü bağlar ve müstesna siyasi ilişkilerin, Karadağ ile Türkiye arasındaki muazzam işbirliği potansiyelinin sağlam temellerini oluşturduğuna dikkati çekti.
Bu temel üzerindeki ilişkilerin çok daha ileri seviyelere taşıma yönünde iki tarafta da güçlü bir iradenin mevcut olduğunu belirten Fidan, bu çerçevede Türkiye-Karadağ ilişkilerinin bu güzel tabloyu daha da gölgede bırakacak düzeylere ulaşacağına emin olduğunu söyledi.
Bakan Fidan, ayrıca etkinlik kapsamında Balkanlar’dan gelen soydaş çocuklarla görüştü.
Sakıp Sabancı Müzesi’nde düzenlenen resepsiyona Karadağ Cumhurbaşkanı Milatovic, Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İbrahimovic, Karadağ Diaspora Bakanı Mirsad Azemovic, Karadağ’ın İstanbul Başkonsolosu Branislav Karadziç, İstanbul Valisi Davut Gül, Edirne Valisi Yunus Sezer, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye Karadağ İş Konseyi Başkanı Bayram Akgül ve çok sayıda davetli katıldı….

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan önemli açıklamalar! 'Enflasyonda düşüş devam edecek'

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan önemli açıklamalar! ‘Enflasyonda düşüş devam edecek’

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın açıklamalardan öne çıkan başlıklar:
“Dost ve kardeş Katar’a yaptıkları saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz”Netanyahu yönetimi, İsrail hükümeti her gün hukuksuz eylemlerine bir yenisini daha ekliyor maalesef. Bir taraftan uluslararası mahkemeler karşısında soykırım suçundan dolayı yargılanıyorlar biliyorsunuz. Gazze’de insanlık dışı bir vahşete bütün dünya olarak tanıklık ediyoruz maalesef. Diğer taraftan sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında, diğer bölgelerde de Filistin halkını topyekün hedef alan bir politika uyguladıklarını görüyoruz.
İlginizi Çekebilir
Bununla da yetinmiyorlar; bölge ülkelerinde istikrarsızlık oluşturan, bölge açısından tehdit oluşturan, güvenlik riskleri oluşturan, uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerine, saldırgan politikalarına devam ediyorlar. Dost ve kardeş Katar’a yaptıkları saldırıyı özellikle tabii kınıyor ve lanetliyoruz. Bununla da kalmıyoruz elbette. Bütün diplomasinin imkanlarını kullanarak bu konuda Filistin’in yanında, mazlum Gazze halkının yanında olduğumuz gibi, hukuk dışı saldırılara karşı bölgedeki tüm ülkelerle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bir taraftan da uluslararası toplumun, sorumlu tüm hükümetlerin bu konuda çok daha etkin bir tutum, caydırıcı bir tutum almalarını bekliyoruz. İsrail üzerindeki baskıların mutlaka artırılmasını bekliyoruz. İsrail’in bu yaptıkları sadece Gazze için, sadece bölge için değil; insanlık için, küresel düzeydeki barış ve adalet için de son derece tehlikeli davranışlar. Şundan dolayı Rasim Bey: Bu yaptıklarıyla uluslararası düzeyde adalet kavramının içini boşaltıyorlar. Bütün uluslararası kurumların, kuralların içini boşaltıyorlar. Adeta kendilerini bütün hukukun, kuralların, kurumların üstünde konumlandırıyorlar. Bu da dünyada adalete duyulan güveni, kurumlara, kurallara duyulan güveni her geçen gün daha fazla aşındırıyor.
Dolayısıyla insanlık olarak, bir defa insanlık ittifakı olarak bu yaşananlar karşısında sessiz kalmamalıyız. Her türlü gayreti birlikte ortaya koymak durumundayız. Cumhurbaşkanımız bu konuda zaten en gür sesle Türkiye’nin pozisyonunu her fırsatta ortaya koyuyor. Büyük bir diplomatik çabamız var. Bütün diğer ülkelerden önce birtakım alanlarda biliyorsunuz adımlar attık. Bundan sonra da güçlü bir şekilde bunu yapmaya devam edeceğiz. Uluslararası iş birliği içinde hem bölgede hem küresel düzeyde bu haklı davanın yanında olduğumuzu her fırsatta ortaya koyacağız.
“CHP iç kavgasını gölgelemek istiyor”Öncelikle şunu bütün vatandaşlarımıza tekrar ifade etmemiz lazım. Bu yaşananlar bizim taraf olduğumuz süreçler değil veya başka bir partinin taraf olduğu süreçler değil. CHP’nin kendi iç kavgaları ve CHP ile yargı arasında cereyan eden hadiseler. Burada şikayet eden de edilen de CHP’liler. Kendi kongreleriyle ilgili bir şaibe meselesi var. Dolayısıyla bazı delegeler, bazı CHP’liler bu konuda şikayetlerini mahkemelere iletmiş durumdalar. Mahkemeler de elbette hukuk çerçevesinde bu konuları inceliyorlar.
Ancak CHP yönetimi maalesef bu iç kavgayı siyasetin tamamına, toplumun tamamına yansıtmaya çalışıyor. Böylece kendi iç kavgalarını bir anlamda gölgelemeye çalışıyorlar. Bu doğru bir tutum değil. Bu siyaset kurumunun tamamında gerilim üreten, kutuplaşma üreten, hem partilere siyasete zarar veren hem de ülkemize zarar veren bir tavır. Bir an önce bu tavırdan uzaklaşmalarını elbette bekliyoruz.
Şunun da altını çizmek isterim. Buradaki mesele bir kurum olarak, bir parti olarak CHP değil. Yargılanan CHP değil kurum olarak. CHP içinde bu kongre süreçlerinde şaibe oluşturduğu iddia edilen şahıslar, kişiler. Dolayısıyla bunların bir suçu varsa, hukuk dışı bir davranışı varsa bunları mahkemeler tespit edecek ve burada hepimizin sabırla, olgunlukla mahkemelerin vereceği kararı beklememiz lazım.
Burada yapılan, İstanbul’da mahkemenin aldığı karar esastan bir karar değil bir defa. Geçici bir tedbir. Yani esastan bu işe karar verilinceye kadar geçici olarak kararlaştırdığı bir tedbir. Bu süreçlerin bir an önce tamamlanmasını ve bu tartışmalardan siyasetimizin kurtulmasını temenni ediyoruz ama bir kez daha vurguluyorum. Bu CHP’nin kendi iç kavgasıdır, taraflar CHP’lidir. Kendi içlerinde bir tartışma vardır. Yaşanan kongre süreçlerine gölge düşürücü bir takım eylemler, hukuk dışı eylemler olduğuna dair iddialar vardır ve hukuk da bunu incelemektedir, bir karara bağlayacaktır.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 30’un altına inmiş bir enflasyonu bekliyoruz
“Herkesi sorumlu siyaset anlayışıyla hareket etmeye davet ediyoruz”Siyasetin meşru zeminlerde, marjinalize edilmeden, marjinal grupların istismarına açılmadan sürdürülmesi çok önemli. Bir ülkede en az iktidar kadar ana muhalefet partisine de sorumlu siyaset yapma görevi düşer. Topyekün siyaset kurumunun sağlıklı işleyişi açısından ana muhalefet partisinin tavrı, yaklaşımı, üslubu son derece önemlidir. Dolayısıyla bu işleri tartışmanın yeri sokaklar değil; meşru siyasi platformlardır, demokratik platformlardır. Bir itirazınız varsa, bunu meşru yollarla, meşru mekanizmalarla ve platformlarla ifade edersiniz. Hakkınızı, hukukunuzu sonuna kadar savunursunuz.
Yargıyı da eleştirebilirsiniz. Yargı eleştirilemez değil ama hiçbir kişinin, kurumun yargıyı sokakla veya başka bir şekilde baskı altına alma, tehdit etme, hakaret etme hakkı da yoktur. Bunu da çok net bir şekilde ortaya koymamız lazım. Dolayısıyla herkesi sorumlu siyaset anlayışıyla hareket etmeye davet ediyoruz. Ülkemizin, demokrasimizin, ekonomimizin, topyekün milletimizin huzuru için, istikrarı için, refahı için böyle bir tavra mutlaka herkesin sahip çıkması lazım. Bu bizim ortak sorumluluğumuz. Sadece bir partinin, diğer partinin değil. Tüm partilerde sorumlu siyaset yapan insanların bu yaşananlar karşısında aklıselimle hareket etmeleri, serinkanlı, soğukkanlı bir şekilde hareket etmeleri ve hukuk içinde, hukukun içinde birçok itiraz imkanları var, birçok süreçler var. Bu süreçleri takip etmeleri en doğru yaklaşım olur diye düşünüyorum. Aksi takdirde, sokak siyaseti sonuçta tüm siyasetin gücünü kırar. Siyaseti marjinalize eder. Marjinal grupların istismarına açık bir alan oluşturur. Bundan da ne bir parti ne de ülkeye bir fayda gelmez diye ifade etmek istiyorum.
“Terörsüz Türkiye bu anlamda önemli mesafeler katetti”Terörsüz Türkiye çok önemli bir inisiyatif. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye Yüzyılı kardeşliğin, huzurun yüzyılı olacak- vizyonuyla hayata geçen, Sayın Bahçeli’nin tarihi çağrısıyla ivme kazanmış bir süreçten bahsediyoruz. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge. Bu vurgu çok önemli gerçekten. Terörden çok çekti. Hem ülkemiz hem içinde bulunduğumuz daha geniş coğrafya. Dolayısıyla biz diyoruz ki, artık teröre bu coğrafyada yer yok. Herkesin eşit vatandaşlık temelinde, temel hak ve hürriyetlerini en güzel şekilde yaşadığı, ekonomik olarak kalkınma süreçlerinin önünde terörün bir engel teşkil etmediği hem huzurun hem de refahın olduğu bir geleceği hep birlikte inşa etmeliyiz. Bu bir devlet politikası artık biliyorsunuz.
Bir taraftan da bu inisiyatifin bölgemizde yaşanan süreçlerle de bağlantısı var. Bir takım emperyalist güçler, birtakım dış odaklar bölgemiz üzerinde çeşitli hesaplar yapıyorlar. Şu etnik grubu, şu mezhebi sevdiklerinden değil ama burada fay hatlarını kaşıyarak, çatışmaları artırarak, bölge üzerinde hakimiyet kurma ve bölgenin kaynaklarını burada yaşayan insanlar için değil, başkaları için kullanma çabası içindeler. İşte bu tuzakları da terörsüz Türkiye ile boşa çıkarmak durumundayız. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi pekiştirmek durumundayız. Terörsüz Türkiye bu anlamda önemli mesafeler katetti. Terör örgütü kendisini feshettiğini ilan etti. Silah bırakma süreci başladı. Tabii ki bu devam edecek bir süreç.
“Meclisimiz, önemli bir inisiyatif aldı”Bu süreçte de milli iradenin tecelligahı olan Meclisimiz, önemli bir inisiyatif aldı. Bir komisyon teşekkül etti, meclis başkanımızın başkanlığında. Orada elbette ki birçok farklı fikirler gündeme gelebilir. Bu demokratik çoğulculuğun bir gereği. Ancak bu komisyonun odağını da kaçırmamak lazım. Bu komisyonun odağı şu: Bir terör örgütü kendisini feshetme kararı almış durumda. Bu feshetme sürecinin gerektirdiği düzenleme ihtiyaçlarını ortaya koymak. Esas şeyi bu bu komisyonun, misyonu diyelim bu.
Bu misyon çerçevesinde inşallah en kısa sürede bu sonuçları görürüz. Fazla uzaması da doğru değil bu süreçlerin çünkü bu süreçleri tabiri caizse enfekte etmek isteyen güçler çok olur. Dezenformasyonlarla, provokasyonlarla Terörsüz Türkiye’ye engel olmaya çalışan, Türkiye’nin bu prangası devam etsin diyen güçlerin de birçok şey yapabileceğini düşünmemiz lazım
“Çok uzun vadeye yayılacağını düşünmüyorum”Burada işte bütün tarafları dinliyor meclisimiz. O meclisimizin uhdesinde giden bir çalışma olduğu için çok ileri sözler ifade etmek istemem. Bunu hep birlikte bekleyeceğiz ama çok uzun vadeye yayılacağını düşünmüyorum ben. Yıl sonuna kadar bir takvim belirlenmişti. İnşallah ondan da erken bir zamanda bu çalışmalar sonuçlanır ve bunun da sonuçlarını hep birlikte görürüz. Bizim burada üzerinde durmamız gereken, bütün bu provokasyonlara, dezenformasyonlara bakmadan, bir devlet politikası haline gelmiş artık bu süreci en sağlıklı bir şekilde sonuçlandırmak.
Bu sürecin sonuçlanmasıyla ne olacaktır? Terörün kalktığı bir ortamda hem demokrasi hem de kalkınma süreci güç kazanacaktır. Terörün olmadığı bir ortamda birçok demokratik tartışma çok daha rahat bir şekilde yapılacaktır. Herkes topluma neyse demokratik görüşleri, ifade edecektir. Toplumun genelini ikna ettikleri konularda da mesafeler alacaktır Türkiye. Demokratik standartlarını yükseltecektir. Diğer taraftan kalkınma süreci açısından da çok önemli. Yatırım ortamı iyileşecektir. Tarımdan turizme, madenciliğe, birçok sektör bundan olumlu etkilenecektir. Nasıl ki terörden olumsuz etkileniyordu ise kalkınma sürecimiz, terörün olmadığı bir ortamda da tam aksi gerçekleşecektir ve çok daha güçlü bir şekilde kalkınma sürecimiz devam edecektir.
Yani tüm Türkiye’nin kalkınma süreci hızlanacak ama özellikle Doğu ve Güneydoğu’nun uzun zamandır kullanılmamış potansiyeli harekete geçecek. Hem o bölgenin refahı için hem tüm Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir süreç diye ifade etmek istiyorum.
Türkiye’den doğal gaz tedariğinde yeni hamle! Sevkiyat bu kış başlıyor
İzmir’de polis karakoluna yönelik silahlı saldırıHepimizi derinden üzen bir hadise. Ben öncelikle kahraman polislerimize Allah’tan rahmet diliyorum şehitlerimize. Yaralı polisimize de şifalar diliyorum. Böyle hadiseleri bir daha Cenabı Allah göstermesin diyorum. Bu olayın dediğiniz gibi en önemli özelliklerinden biri 18 yaş altı, 16 yaş civarında bir fail var ve bu da yakalandı biliyorsunuz. Şu anda gerek kolluğumuz, güvenlik güçlerimiz, gerek adli makamlar her türlü araştırmayı yapıyorlar ve bağlantılarıyla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar. İnşallah en kısa sürede bunlar da toplumla paylaşılmış olur. Çok titizlikle bu çalışmaların sürdürüldüğünü de ifade etmek isterim.
Diğer yandan bu, maalesef 18 yaş altı tek hadise değil. Başka hadiseleri de yaşadık Türkiye’de. Suç örgütleri, terör örgütleri çocukları bir araç olarak kullanıp bir takım bu tür eylemler yapabiliyorlar. Dolayısıyla bu konularda yeni bir bakış açısına ihtiyaç var diye düşünüyoruz.
“Daha caydırıcı birtakım önlemler gündemimizde olacak”Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Adalet Bakanlığımız bir çalışma başlatmış durumda. Bir hazırlık yapılıyor. Meclisimiz açıldığında inşallah o çalışmamızı olgunlaştırıp meclisimizin takdirine arz edeceğiz. Buralarda daha caydırıcı birtakım önlemler gündemimizde olacak elbette. Daha caydırıcı bir şekilde bir düzenleme yapma ihtiyacı görülüyor. Adalet Bakanlığımız dünyayı da inceleyerek, Türkiye’deki bütün bu olayları da inceleyerek birtakım analizlere, verilere de bakarak yeni bir çalışmayı olgunlaştıracak. Ama dediğim gibi nihai irade elbette Meclisindir.
“Programımız da bu anlamda başarıyla yoluna devam ediyor”Şimdi, temel göstergelere bakalım. Yani bunun cevabı rakamlarla verilmesi gereken bir cevap. Bir defa şunu baştan söyleyelim: Hiçbir programda hani yüzde 100 12’den vurma diye bir şey olmaz. Biraz üstünde, biraz altında gerçekleşmeler her zaman olabilir. Önemli olan programın ana çerçevesi, ana istikameti, doğrultusudur. Programımız da bu anlamda başarıyla yoluna devam ediyor.
Birkaç temel göstergeyle özetleyelim. İlk 2023 ortalarında başlamıştık bu programa biliyorsunuz. 2023’ün Eylül’ünde ilk OVP’yi ilan etmiştik. O dönemlerde 60 milyar dolara yakın bir cari açığı vardı ülkemizin. Bugün geldiğimiz noktada bu açık 20 milyar dolarlara düşmüş durumda. Bu arada milli gelirimiz de büyüdü. Dolayısıyla milli gelire oranla bu sene 1.4’e kadar düşen bir cari açıktan bahsediyoruz. Bu ne demek? Türkiye’nin dışarıdan borçlanma ihtiyacı ciddi anlamda azaldı demek. Dış finansman ihtiyacı ciddi anlamda azaldı demek. Bu da istikrarımız açısından çok çok kıymetli.
İstihdama gelecek olursak, istihdamda ne oldu? Bu dönemde programımızın beklentilerinin üstünde bir iyileşme oldu işsizlik rakamında. Bu sene itibarıyla 8,5’lar civarında, yıl sonunda itibarıyla bir işsizlik rakamı görüyoruz bu seneye. Orta Vadeli Programımızda bunun sekizlerin altına kadar düşeceğini öngörüyoruz ki bu tarihimizde ilk olacak inşallah istatistikler çıkmaya başladığından bu yana, 2005’ten bu yana en iyi performansı görmüş olacağız. İşsizlik noktasında da gayet iyi bir sonuçla karşı karşıyayız.
“Ekonomimiz büyümeye devam ediyor”Büyümede ne durumdayız? Büyümede, dünyadaki zor koşullara rağmen, artan belirsizliklere rağmen, jeopolitik, işte bu savaşlar, çatışmalar, deprem gibi bir yüke rağmen ekonomimiz büyümeye devam ediyor. Daha makul düzeylerde ama dünyayla mukayese ettiğinizde de oldukça iyi bir seviyede büyümemizi sürdürüyoruz. Geçen yıl 3,3 büyümüştük. Bu sene de yine 3,3 bir büyüme bekliyoruz. Gelecek sene 3,8, sonra 4,3, 5 gibi giderek yükselen bir patikada istikrarımızı sağlarken, enflasyonu düşürürken büyümeyi de giderek potansiyelini yükselten bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.
“Öngörümüzün üstünde bir patikada gidiyoruz”En önemli tabii önceliğimiz enflasyon oldu bu program döneminde. Burada ne durumdayız diye bakarsanız, 2023’te %65 civarında bir enflasyonumuz vardı. Geçen yıl, 2024’te bu %44’e geriledi. Bu yılki beklentimiz %30’un altına gelmesi. En son aylık olarak baktığımızda yıllıklandırılmış aylık tabii 32,9’lara kadar düşen bir enflasyon var. 42,5 puan civarında geçen yılın mayıs ayına göre bir düşüş söz konusu. İnşallah yıl sonunda 30’un altını göreceğiz. Gelecek sene de %16 gibi bir perspektifimiz var. Burada bir miktar öngörümüzün üstünde bir patikada gidiyoruz.
Sapmanın nedeni olarak bir defa hizmet sektörlerinde biraz daha gecikmeli bir uyum var. Yani mal ihracatı, mal enflasyonunda %20’nin altına düşmüş durumdayız zaten. %19.9’du yanlış hatırlamıyorsam. Evet. Mal enflasyonunda %20’nin altındayız. Ama hizmet enflasyonunda hala istediğimiz yerde değiliz. Kiralar başta olmak üzere. Orada da ciddi bir düşüş var ama hala seviye yüksek. Dolayısıyla o hizmetteki katılığı biraz daha gecikmeli kırıyoruz ama orada da bir süreç başlamış durumda.
Bin Selman’dan İsrail çağrısı! ‘Harekete geçilmeli’
“Her şeye rağmen enflasyon düşüyor, düşmeye de devam edecek”Tarımda tabii bu kuraklık, don hadiseleri gıda açısından beklentilerimizin biraz daha üstünde enflasyonun gelmesine sebep oldu. Son gelen enflasyon verisinde neredeyse üçte biri gıdadan geldi. Çünkü bu sene işte kuraklık yaşadık, don yaşadık. Bunların tarım sektörüne, gıdaya etkileri oldu. Oradan kaynaklanan bazı sapmalar söz konusu. Ama bütün bunların üzerinde de gidiyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönem çok daha sağlıklı bir şekilde yürüyeceğiz. Gidişat, burada önemli olan istikamet. Yani nereye doğru gidiyorsunuz? Ha bu arada tabii dünyadan da kaynaklanan hadiseler oldu. Savaşlar yaşadık bölgemizde. Dünya ekonomisinde Trump’ın tarifelerinden sonra artan belirsizlikler, daralan bir ticaret hacmi gördük. Bütün bunlar tabii küresel ölçekteki gelişmeler de bir miktar olumsuz etkiledi. Ama her şeye rağmen enflasyon düşüyor, düşmeye de devam edecek.
“Programımız testlerden başarıyla geçti”Türkiye ekonomisi, tabiri caizse testlerden geçti. Hem küresel hem içeriden farklı farklı testlerden geçti bu program ve dayanıklılığını ispat etti. Dolayısıyla bütün bu dışsal diyelim, etkiler geçici olarak programımızda bazı tesirlerde bulundular. İşte belli konuları bir miktar geciktirdiler ama programın ana çerçevesi bozulmadı, istikameti bozulmadı. Programımız etkili bir şekilde hayata geçirilmeye devam ediyor. Dolayısıyla programımız testlerden başarıyla geçti diye rahatlıkla söyleyebilirim. Ekonomimizin de dayanıklılığını ispat ettiğini söyleyebilirim.
Şimdi beklentileri yükseltme yönünde gayret sarf eden birtakım çevreler de var. Bir kısmı hani normal eleştiriler, onlara saygı duyuyoruz ama bazı çevrelerin de sistematik olarak beklentileri kötüleştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Ama her şeye rağmen enflasyonun ana eğiliminde bir düşüş ve beklentilerde bir iyileşme olduğunu görüyoruz. İşte geldiğimiz noktada 32,9’a ulaşmış durumdayız. Buralara gelinmez diyenler geldiğimizi gördüler. Şimdi yıl sonunda 30’un altı diyoruz. Bir sonraki yıl 20’nin altı diyoruz. Bir sonraki yıl da tek haneli diyoruz. Dolayısıyla patikamız belli. Bunu da kararlı bir şekilde hayata geçireceğiz.
Şimdi baktığınızda bazı gruplar da çok daha çarpıcı bir yere gelmişiz. Mesela giyim, giyimde bir yıllık enflasyonumuz %9’a kadar düşmüş durumda. Televizyon setlerinde %11’e kadar düşmüş durumda. Otomobilde %21. Yani belli gruplarda, temel mallarda vatandaşımız bunu zaten çarşıda, pazarda, alışverişte görmeye başladı. Mallar itibarıyla bunu görmeye başladı. Ama hizmetlerde, az önce bahsettiğim gibi, özellikle bu kira ve eğitim boyutu itibarıyla ortalamanın daha üstünde bir çizgideyiz. İşte oralarda 45’ler civarında bir çizgi var. Geçmişe göre çok daha düştü orası da.
Bunlar %90’lardaydı, işte 45’lere düştüler. Bu iyi bir düşüş ama yeterli mi? Değil. İşte önümüzdeki dönem o ortalamayı yükselten kalemleri de çok yönlü politikalarla ele alarak enflasyonu çok daha düşük seviyelere getireceğiz. Tabii ki tek haneye kadar konuşmaya devam edeceğiz ama geçmişteki kadar artık enflasyon konuşulmayacak.
Gıdada ortalamaların çok az üstündeyiz. Orada işte bu tarımdan kaynaklanan, az önce bahsettiğim kuraklık ve don konjonktürel bir durum söz konusu. Ama orayı da önceliklendirmiş durumdayız. Sulama yatırımlarından tutun soğuk zincirin desteklenmesine, finansman modellerimizde nitelikli gıda üretiminin desteklenmesine varıncaya kadar bir dizi tedbirimiz var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde en öncelikli konularımızdan biri gıda olmaya devam edecek. Ve inşallah tabii iklim koşullarının da normalleşmesiyle Türkiye gıdada farklı bir döneme girmiş olacak.
Toplumumuzun %28’i kirada oturuyor. Yani işte %72’si ya kendi evinde ya kira ödemeden bir yakınının işte bir şekilde kira ödemeden bir meskende yaşıyor. %28’i kira ödüyor. Bu çok önemli bir rakam. Dolayısıyla özellikle metropollerde bu oran biraz daha yüksek. Bunun mutlaka bu konu bizim öncelikli konularımızdan. İlk defa OVP’de 100 milyar lira bir kaynağı sosyal konut için ayırmış durumdayız. Çevre Şehircilik Bakanlığımız, Murat Kurum Bakanımızın başkanlığında, çok ciddi bir hazırlık yaptı. İnşallah bu deprem yükümüz azaldıkça sosyal konuta büyük bir ağırlık vereceğiz. Ama yeni demografimize de uygun bir şekilde. 2+1, işte enerjiyi iyi kullanan, afetlere dayanıklı, maliyeti daha düşük konutlarla bu arz yönlü olarak da bu meseleyi, kira meselesini makul bir düzeye çekecek politikaları etkili bir şekilde hayata geçireceğiz.
Ama şunu söyleyebilirim, yani iç tasarımlarına varıncaya kadar çok ciddi bir teknik çalışma sürdürülüyor. Topluma bunlar vakti geldiğinde açıklanacak. Tabii, vade uygun olacak, fiyatı uygun olacak, elbette sosyal konut dememizin sebebi o. Daha satın alınabilir diyelim, daha makul fiyatlarla ve uzun vadelerle alınabilir konutlar olacak.
Burada da belli gruplara öncelik verilecek. İşte yeni evlenen gençler gibi vesaire. Yani birtakım gruplara bir miktar daha öncelik verilerek bu program tasarlanıyor.
“Belli bir ölçekte tarlayla marketin farklılaşması normal”Belli oranda bir artış normal. Hani tarladan sonuçta alıyorsunuz, taşımanız lazım. Taşırken işte bazı ürünlerde %30, %40 kayıplar yaşanabiliyor. Getirdiğinizde market, satan marketin kirası var, çalışanı var, vergisi var vesaire. Dolayısıyla belli bir ölçekte tarlayla marketin farklılaşması normal. Ama fahiş artış dediğimiz, yani bu normal, makul maliyetlerin ötesinde bir artış gerçekleşiyorsa, orada tabii ki hepimizi rahatsız eden bir durum oluşuyor. Bu noktada da aracı maliyetlerinin fazla olduğunu elbette görüyoruz ve Ticaret Bakanlığımız bu konularda hem denetimleriyle hem de bu sistemi nasıl iyileştiririz noktasında çalışmalar sürdürüyor.
Mesela fiyat uygulamaları. Barkodunu okutuyorum. Evet, farklı marketlerde aynı ürünün ne kadar fiyatla satıldığını artık uygulamalar yapıldı. Sanayi Teknoloji Bakanlığımızla Ticaret Bakanlığımızın iş birliğiyle çok güzel birtakım çalışmalar da yapıldı.
Emlak vergisinde hangi düzenleme yapılacak?Şöyle, bu konu esas itibarıyla yerel yönetimlerin konusu. Yani belediyelerin, yerel yönetimlerin belirlediği rakamlar bunlar. Ve biz de vatandaşlarımızın şikayetlerine tabii ki duyarsız kalamayız. Özellikle hem fahiş artışlar hem de çok birbirinden farklılaşan artışlar olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu konuda partimizin yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı, ilgili bakanlıklarımız, grubumuz, ortak bir çalışma sürdürüyorlar. Meclisimiz açıldığında bu kanuni düzenleme gerektiren bir şey. Meclisimiz açıldığında bu hazırlıklar meclisimizin takdirine gelecektir diye inanıyorum. Buradaki ana prensibimiz de şu: Tabii ki 4-5 yılda bir yapılıyor bu güncellemeler. Dolayısıyla bir miktar burada bir güncelleme olması normal. Yerel yönetimlerin finansmanının sürdürülebilirliği açısından da önemli ama bir taraftan da vatandaşımıza haksız, çok yüksek birtakım artışlarla vatandaşımıza bir maliyet çıkarılması da yanlış. İşte bu dengeyi bu düzenlemeyle sağlamayı öngörüyoruz. Daha hem yerel yönetimlerin mali sürdürülebilirliğini hem de vatandaşın haksız bir fiyatla karşılaşmamasını sağlayacak bir denge kurmaya çalışacağız.
Esnafı korumak için hangi adımlar atılıyor?Şöyle, bir defa küçük esnafla ilgili değil bu. 480.000 liranın altında cirosu olan küçük esnaf zaten basit usule tabi. Orada bir tartışma yok. Ancak buradaki yeni getirilen düzenleme şu: 13 belediyemizde yapılan bir uygulama vardı. Bu diğer belediyelere de büyükşehirleri kastediyorum, 13 büyükşehirdeki uygulamayı 30 büyükşehire yaygınlaştıran, bu anlamda bir yeknesaklık oluşturan bir karar var. Bir taraftan da gerek devir fiyatları, gerek kira fiyatlarından bu 480.000 lira cironun üstünde olduğu belli olan bir takım alanlar var, belirlenen alanlar var. Onlar kapsam dışına alınıp onlarla ilgili daha farklı bir uygulama yapılması söz konusu. Ama şey devam ediyor yani 480.000’in altında cirosu olan küçük esnafın bu istisnası elbette devam edecek.
Dün Katar, bugün Yemen… İsrail bu kez Sana’yı vurdu…

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan önemli açıklamalar! 'Meclisimiz, önemli bir inisiyatif aldı'

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan önemli açıklamalar! ‘Meclisimiz, önemli bir inisiyatif aldı’

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın açıklamalardan öne çıkan başlıklar:
“Dost ve kardeş Katar’a yaptıkları saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz”Netanyahu yönetimi, İsrail hükümeti her gün hukuksuz eylemlerine bir yenisini daha ekliyor maalesef. Bir taraftan uluslararası mahkemeler karşısında soykırım suçundan dolayı yargılanıyorlar biliyorsunuz. Gazze’de insanlık dışı bir vahşete bütün dünya olarak tanıklık ediyoruz maalesef. Diğer taraftan sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında, diğer bölgelerde de Filistin halkını topyekün hedef alan bir politika uyguladıklarını görüyoruz.
İlginizi Çekebilir
Bununla da yetinmiyorlar; bölge ülkelerinde istikrarsızlık oluşturan, bölge açısından tehdit oluşturan, güvenlik riskleri oluşturan, uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerine, saldırgan politikalarına devam ediyorlar. Dost ve kardeş Katar’a yaptıkları saldırıyı özellikle tabii kınıyor ve lanetliyoruz. Bununla da kalmıyoruz elbette. Bütün diplomasinin imkanlarını kullanarak bu konuda Filistin’in yanında, mazlum Gazze halkının yanında olduğumuz gibi, hukuk dışı saldırılara karşı bölgedeki tüm ülkelerle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bir taraftan da uluslararası toplumun, sorumlu tüm hükümetlerin bu konuda çok daha etkin bir tutum, caydırıcı bir tutum almalarını bekliyoruz. İsrail üzerindeki baskıların mutlaka artırılmasını bekliyoruz. İsrail’in bu yaptıkları sadece Gazze için, sadece bölge için değil; insanlık için, küresel düzeydeki barış ve adalet için de son derece tehlikeli davranışlar. Şundan dolayı Rasim Bey: Bu yaptıklarıyla uluslararası düzeyde adalet kavramının içini boşaltıyorlar. Bütün uluslararası kurumların, kuralların içini boşaltıyorlar. Adeta kendilerini bütün hukukun, kuralların, kurumların üstünde konumlandırıyorlar. Bu da dünyada adalete duyulan güveni, kurumlara, kurallara duyulan güveni her geçen gün daha fazla aşındırıyor.
Dolayısıyla insanlık olarak, bir defa insanlık ittifakı olarak bu yaşananlar karşısında sessiz kalmamalıyız. Her türlü gayreti birlikte ortaya koymak durumundayız. Cumhurbaşkanımız bu konuda zaten en gür sesle Türkiye’nin pozisyonunu her fırsatta ortaya koyuyor. Büyük bir diplomatik çabamız var. Bütün diğer ülkelerden önce birtakım alanlarda biliyorsunuz adımlar attık. Bundan sonra da güçlü bir şekilde bunu yapmaya devam edeceğiz. Uluslararası iş birliği içinde hem bölgede hem küresel düzeyde bu haklı davanın yanında olduğumuzu her fırsatta ortaya koyacağız.
“CHP iç kavgasını gölgelemek istiyor”Öncelikle şunu bütün vatandaşlarımıza tekrar ifade etmemiz lazım. Bu yaşananlar bizim taraf olduğumuz süreçler değil veya başka bir partinin taraf olduğu süreçler değil. CHP’nin kendi iç kavgaları ve CHP ile yargı arasında cereyan eden hadiseler. Burada şikayet eden de edilen de CHP’liler. Kendi kongreleriyle ilgili bir şaibe meselesi var. Dolayısıyla bazı delegeler, bazı CHP’liler bu konuda şikayetlerini mahkemelere iletmiş durumdalar. Mahkemeler de elbette hukuk çerçevesinde bu konuları inceliyorlar.
Ancak CHP yönetimi maalesef bu iç kavgayı siyasetin tamamına, toplumun tamamına yansıtmaya çalışıyor. Böylece kendi iç kavgalarını bir anlamda gölgelemeye çalışıyorlar. Bu doğru bir tutum değil. Bu siyaset kurumunun tamamında gerilim üreten, kutuplaşma üreten, hem partilere siyasete zarar veren hem de ülkemize zarar veren bir tavır. Bir an önce bu tavırdan uzaklaşmalarını elbette bekliyoruz.
Şunun da altını çizmek isterim. Buradaki mesele bir kurum olarak, bir parti olarak CHP değil. Yargılanan CHP değil kurum olarak. CHP içinde bu kongre süreçlerinde şaibe oluşturduğu iddia edilen şahıslar, kişiler. Dolayısıyla bunların bir suçu varsa, hukuk dışı bir davranışı varsa bunları mahkemeler tespit edecek ve burada hepimizin sabırla, olgunlukla mahkemelerin vereceği kararı beklememiz lazım.
Burada yapılan, İstanbul’da mahkemenin aldığı karar esastan bir karar değil bir defa. Geçici bir tedbir. Yani esastan bu işe karar verilinceye kadar geçici olarak kararlaştırdığı bir tedbir. Bu süreçlerin bir an önce tamamlanmasını ve bu tartışmalardan siyasetimizin kurtulmasını temenni ediyoruz ama bir kez daha vurguluyorum. Bu CHP’nin kendi iç kavgasıdır, taraflar CHP’lidir. Kendi içlerinde bir tartışma vardır. Yaşanan kongre süreçlerine gölge düşürücü bir takım eylemler, hukuk dışı eylemler olduğuna dair iddialar vardır ve hukuk da bunu incelemektedir, bir karara bağlayacaktır.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 30’un altına inmiş bir enflasyonu bekliyoruz
“Herkesi sorumlu siyaset anlayışıyla hareket etmeye davet ediyoruz”Siyasetin meşru zeminlerde, marjinalize edilmeden, marjinal grupların istismarına açılmadan sürdürülmesi çok önemli. Bir ülkede en az iktidar kadar ana muhalefet partisine de sorumlu siyaset yapma görevi düşer. Topyekün siyaset kurumunun sağlıklı işleyişi açısından ana muhalefet partisinin tavrı, yaklaşımı, üslubu son derece önemlidir. Dolayısıyla bu işleri tartışmanın yeri sokaklar değil; meşru siyasi platformlardır, demokratik platformlardır. Bir itirazınız varsa, bunu meşru yollarla, meşru mekanizmalarla ve platformlarla ifade edersiniz. Hakkınızı, hukukunuzu sonuna kadar savunursunuz.
Yargıyı da eleştirebilirsiniz. Yargı eleştirilemez değil ama hiçbir kişinin, kurumun yargıyı sokakla veya başka bir şekilde baskı altına alma, tehdit etme, hakaret etme hakkı da yoktur. Bunu da çok net bir şekilde ortaya koymamız lazım. Dolayısıyla herkesi sorumlu siyaset anlayışıyla hareket etmeye davet ediyoruz. Ülkemizin, demokrasimizin, ekonomimizin, topyekün milletimizin huzuru için, istikrarı için, refahı için böyle bir tavra mutlaka herkesin sahip çıkması lazım. Bu bizim ortak sorumluluğumuz. Sadece bir partinin, diğer partinin değil. Tüm partilerde sorumlu siyaset yapan insanların bu yaşananlar karşısında aklıselimle hareket etmeleri, serinkanlı, soğukkanlı bir şekilde hareket etmeleri ve hukuk içinde, hukukun içinde birçok itiraz imkanları var, birçok süreçler var. Bu süreçleri takip etmeleri en doğru yaklaşım olur diye düşünüyorum. Aksi takdirde, sokak siyaseti sonuçta tüm siyasetin gücünü kırar. Siyaseti marjinalize eder. Marjinal grupların istismarına açık bir alan oluşturur. Bundan da ne bir parti ne de ülkeye bir fayda gelmez diye ifade etmek istiyorum.
“Terörsüz Türkiye bu anlamda önemli mesafeler katetti”Terörsüz Türkiye çok önemli bir inisiyatif. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye Yüzyılı kardeşliğin, huzurun yüzyılı olacak- vizyonuyla hayata geçen, Sayın Bahçeli’nin tarihi çağrısıyla ivme kazanmış bir süreçten bahsediyoruz. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge. Bu vurgu çok önemli gerçekten. Terörden çok çekti. Hem ülkemiz hem içinde bulunduğumuz daha geniş coğrafya. Dolayısıyla biz diyoruz ki, artık teröre bu coğrafyada yer yok. Herkesin eşit vatandaşlık temelinde, temel hak ve hürriyetlerini en güzel şekilde yaşadığı, ekonomik olarak kalkınma süreçlerinin önünde terörün bir engel teşkil etmediği hem huzurun hem de refahın olduğu bir geleceği hep birlikte inşa etmeliyiz. Bu bir devlet politikası artık biliyorsunuz.
Bir taraftan da bu inisiyatifin bölgemizde yaşanan süreçlerle de bağlantısı var. Bir takım emperyalist güçler, birtakım dış odaklar bölgemiz üzerinde çeşitli hesaplar yapıyorlar. Şu etnik grubu, şu mezhebi sevdiklerinden değil ama burada fay hatlarını kaşıyarak, çatışmaları artırarak, bölge üzerinde hakimiyet kurma ve bölgenin kaynaklarını burada yaşayan insanlar için değil, başkaları için kullanma çabası içindeler. İşte bu tuzakları da terörsüz Türkiye ile boşa çıkarmak durumundayız. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi pekiştirmek durumundayız. Terörsüz Türkiye bu anlamda önemli mesafeler katetti. Terör örgütü kendisini feshettiğini ilan etti. Silah bırakma süreci başladı. Tabii ki bu devam edecek bir süreç.
“Meclisimiz, önemli bir inisiyatif aldı”Bu süreçte de milli iradenin tecelligahı olan Meclisimiz, önemli bir inisiyatif aldı. Bir komisyon teşekkül etti, meclis başkanımızın başkanlığında. Orada elbette ki birçok farklı fikirler gündeme gelebilir. Bu demokratik çoğulculuğun bir gereği. Ancak bu komisyonun odağını da kaçırmamak lazım. Bu komisyonun odağı şu: Bir terör örgütü kendisini feshetme kararı almış durumda. Bu feshetme sürecinin gerektirdiği düzenleme ihtiyaçlarını ortaya koymak. Esas şeyi bu bu komisyonun, misyonu diyelim bu.
Bu misyon çerçevesinde inşallah en kısa sürede bu sonuçları görürüz. Fazla uzaması da doğru değil bu süreçlerin çünkü bu süreçleri tabiri caizse enfekte etmek isteyen güçler çok olur. Dezenformasyonlarla, provokasyonlarla Terörsüz Türkiye’ye engel olmaya çalışan, Türkiye’nin bu prangası devam etsin diyen güçlerin de birçok şey yapabileceğini düşünmemiz lazım
“Çok uzun vadeye yayılacağını düşünmüyorum”Burada işte bütün tarafları dinliyor meclisimiz. O meclisimizin uhdesinde giden bir çalışma olduğu için çok ileri sözler ifade etmek istemem. Bunu hep birlikte bekleyeceğiz ama çok uzun vadeye yayılacağını düşünmüyorum ben. Yıl sonuna kadar bir takvim belirlenmişti. İnşallah ondan da erken bir zamanda bu çalışmalar sonuçlanır ve bunun da sonuçlarını hep birlikte görürüz. Bizim burada üzerinde durmamız gereken, bütün bu provokasyonlara, dezenformasyonlara bakmadan, bir devlet politikası haline gelmiş artık bu süreci en sağlıklı bir şekilde sonuçlandırmak.
Bu sürecin sonuçlanmasıyla ne olacaktır? Terörün kalktığı bir ortamda hem demokrasi hem de kalkınma süreci güç kazanacaktır. Terörün olmadığı bir ortamda birçok demokratik tartışma çok daha rahat bir şekilde yapılacaktır. Herkes topluma neyse demokratik görüşleri, ifade edecektir. Toplumun genelini ikna ettikleri konularda da mesafeler alacaktır Türkiye. Demokratik standartlarını yükseltecektir. Diğer taraftan kalkınma süreci açısından da çok önemli. Yatırım ortamı iyileşecektir. Tarımdan turizme, madenciliğe, birçok sektör bundan olumlu etkilenecektir. Nasıl ki terörden olumsuz etkileniyordu ise kalkınma sürecimiz, terörün olmadığı bir ortamda da tam aksi gerçekleşecektir ve çok daha güçlü bir şekilde kalkınma sürecimiz devam edecektir.
Yani tüm Türkiye’nin kalkınma süreci hızlanacak ama özellikle Doğu ve Güneydoğu’nun uzun zamandır kullanılmamış potansiyeli harekete geçecek. Hem o bölgenin refahı için hem tüm Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir süreç diye ifade etmek istiyorum.
İzmir’de polis karakoluna yönelik silahlı saldırıHepimizi derinden üzen bir hadise. Ben öncelikle kahraman polislerimize Allah’tan rahmet diliyorum şehitlerimize. Yaralı polisimize de şifalar diliyorum. Böyle hadiseleri bir daha Cenabı Allah göstermesin diyorum. Bu olayın dediğiniz gibi en önemli özelliklerinden biri 18 yaş altı, 16 yaş civarında bir fail var ve bu da yakalandı biliyorsunuz. Şu anda gerek kolluğumuz, güvenlik güçlerimiz, gerek adli makamlar her türlü araştırmayı yapıyorlar ve bağlantılarıyla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar. İnşallah en kısa sürede bunlar da toplumla paylaşılmış olur. Çok titizlikle bu çalışmaların sürdürüldüğünü de ifade etmek isterim.
Diğer yandan bu, maalesef 18 yaş altı tek hadise değil. Başka hadiseleri de yaşadık Türkiye’de. Suç örgütleri, terör örgütleri çocukları bir araç olarak kullanıp bir takım bu tür eylemler yapabiliyorlar. Dolayısıyla bu konularda yeni bir bakış açısına ihtiyaç var diye düşünüyoruz.
“Daha caydırıcı birtakım önlemler gündemimizde olacak”Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Adalet Bakanlığımız bir çalışma başlatmış durumda. Bir hazırlık yapılıyor. Meclisimiz açıldığında inşallah o çalışmamızı olgunlaştırıp meclisimizin takdirine arz edeceğiz. Buralarda daha caydırıcı birtakım önlemler gündemimizde olacak elbette. Daha caydırıcı bir şekilde bir düzenleme yapma ihtiyacı görülüyor. Adalet Bakanlığımız dünyayı da inceleyerek, Türkiye’deki bütün bu olayları da inceleyerek birtakım analizlere, verilere de bakarak yeni bir çalışmayı olgunlaştıracak. Ama dediğim gibi nihai irade elbette Meclisindir.
“Programımız da bu anlamda başarıyla yoluna devam ediyor”Şimdi, temel göstergelere bakalım. Yani bunun cevabı rakamlarla verilmesi gereken bir cevap. Bir defa şunu baştan söyleyelim: Hiçbir programda hani yüzde 100 12’den vurma diye bir şey olmaz. Biraz üstünde, biraz altında gerçekleşmeler her zaman olabilir. Önemli olan programın ana çerçevesi, ana istikameti, doğrultusudur. Programımız da bu anlamda başarıyla yoluna devam ediyor.
Birkaç temel göstergeyle özetleyelim. İlk 2023 ortalarında başlamıştık bu programa biliyorsunuz. 2023’ün Eylül’ünde ilk OVP’yi ilan etmiştik. O dönemlerde 60 milyar dolara yakın bir cari açığı vardı ülkemizin. Bugün geldiğimiz noktada bu açık 20 milyar dolarlara düşmüş durumda. Bu arada milli gelirimiz de büyüdü. Dolayısıyla milli gelire oranla bu sene 1.4’e kadar düşen bir cari açıktan bahsediyoruz. Bu ne demek? Türkiye’nin dışarıdan borçlanma ihtiyacı ciddi anlamda azaldı demek. Dış finansman ihtiyacı ciddi anlamda azaldı demek. Bu da istikrarımız açısından çok çok kıymetli.
İstihdama gelecek olursak, istihdamda ne oldu? Bu dönemde programımızın beklentilerinin üstünde bir iyileşme oldu işsizlik rakamında. Bu sene itibarıyla 8,5’lar civarında, yıl sonunda itibarıyla bir işsizlik rakamı görüyoruz bu seneye. Orta Vadeli Programımızda bunun sekizlerin altına kadar düşeceğini öngörüyoruz ki bu tarihimizde ilk olacak inşallah istatistikler çıkmaya başladığından bu yana, 2005’ten bu yana en iyi performansı görmüş olacağız. İşsizlik noktasında da gayet iyi bir sonuçla karşı karşıyayız.
“Ekonomimiz büyümeye devam ediyor”Büyümede ne durumdayız? Büyümede, dünyadaki zor koşullara rağmen, artan belirsizliklere rağmen, jeopolitik, işte bu savaşlar, çatışmalar, deprem gibi bir yüke rağmen ekonomimiz büyümeye devam ediyor. Daha makul düzeylerde ama dünyayla mukayese ettiğinizde de oldukça iyi bir seviyede büyümemizi sürdürüyoruz. Geçen yıl 3,3 büyümüştük. Bu sene de yine 3,3 bir büyüme bekliyoruz. Gelecek sene 3,8, sonra 4,3, 5 gibi giderek yükselen bir patikada istikrarımızı sağlarken, enflasyonu düşürürken büyümeyi de giderek potansiyelini yükselten bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.
“Öngörümüzün üstünde bir patikada gidiyoruz”En önemli tabii önceliğimiz enflasyon oldu bu program döneminde. Burada ne durumdayız diye bakarsanız, 2023’te %65 civarında bir enflasyonumuz vardı. Geçen yıl, 2024’te bu %44’e geriledi. Bu yılki beklentimiz %30’un altına gelmesi. En son aylık olarak baktığımızda yıllıklandırılmış aylık tabii 32,9’lara kadar düşen bir enflasyon var. 42,5 puan civarında geçen yılın mayıs ayına göre bir düşüş söz konusu. İnşallah yıl sonunda 30’un altını göreceğiz. Gelecek sene de %16 gibi bir perspektifimiz var. Burada bir miktar öngörümüzün üstünde bir patikada gidiyoruz.
Sapmanın nedeni olarak bir defa hizmet sektörlerinde biraz daha gecikmeli bir uyum var. Yani mal ihracatı, mal enflasyonunda %20’nin altına düşmüş durumdayız zaten. %19.9’du yanlış hatırlamıyorsam. Evet. Mal enflasyonunda %20’nin altındayız. Ama hizmet enflasyonunda hala istediğimiz yerde değiliz. Kiralar başta olmak üzere. Orada da ciddi bir düşüş var ama hala seviye yüksek. Dolayısıyla o hizmetteki katılığı biraz daha gecikmeli kırıyoruz ama orada da bir süreç başlamış durumda.
“Her şeye rağmen enflasyon düşüyor, düşmeye de devam edecek”Tarımda tabii bu kuraklık, don hadiseleri gıda açısından beklentilerimizin biraz daha üstünde enflasyonun gelmesine sebep oldu. Son gelen enflasyon verisinde neredeyse üçte biri gıdadan geldi. Çünkü bu sene işte kuraklık yaşadık, don yaşadık. Bunların tarım sektörüne, gıdaya etkileri oldu. Oradan kaynaklanan bazı sapmalar söz konusu. Ama bütün bunların üzerinde de gidiyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönem çok daha sağlıklı bir şekilde yürüyeceğiz. Gidişat, burada önemli olan istikamet. Yani nereye doğru gidiyorsunuz? Ha bu arada tabii dünyadan da kaynaklanan hadiseler oldu. Savaşlar yaşadık bölgemizde. Dünya ekonomisinde Trump’ın tarifelerinden sonra artan belirsizlikler, daralan bir ticaret hacmi gördük. Bütün bunlar tabii küresel ölçekteki gelişmeler de bir miktar olumsuz etkiledi. Ama her şeye rağmen enflasyon düşüyor, düşmeye de devam edecek.
“Programımız testlerden başarıyla geçti”Türkiye ekonomisi, tabiri caizse testlerden geçti. Hem küresel hem içeriden farklı farklı testlerden geçti bu program ve dayanıklılığını ispat etti. Dolayısıyla bütün bu dışsal diyelim, etkiler geçici olarak programımızda bazı tesirlerde bulundular. İşte belli konuları bir miktar geciktirdiler ama programın ana çerçevesi bozulmadı, istikameti bozulmadı. Programımız etkili bir şekilde hayata geçirilmeye devam ediyor. Dolayısıyla programımız testlerden başarıyla geçti diye rahatlıkla söyleyebilirim. Ekonomimizin de dayanıklılığını ispat ettiğini söyleyebilirim.
Şimdi beklentileri yükseltme yönünde gayret sarf eden birtakım çevreler de var. Bir kısmı hani normal eleştiriler, onlara saygı duyuyoruz ama bazı çevrelerin de sistematik olarak beklentileri kötüleştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Ama her şeye rağmen enflasyonun ana eğiliminde bir düşüş ve beklentilerde bir iyileşme olduğunu görüyoruz. İşte geldiğimiz noktada 32,9’a ulaşmış durumdayız. Buralara gelinmez diyenler geldiğimizi gördüler. Şimdi yıl sonunda 30’un altı diyoruz. Bir sonraki yıl 20’nin altı diyoruz. Bir sonraki yıl da tek haneli diyoruz. Dolayısıyla patikamız belli. Bunu da kararlı bir şekilde hayata geçireceğiz.
Şimdi baktığınızda bazı gruplar da çok daha çarpıcı bir yere gelmişiz. Mesela giyim, giyimde bir yıllık enflasyonumuz %9’a kadar düşmüş durumda. Televizyon setlerinde %11’e kadar düşmüş durumda. Otomobilde %21. Yani belli gruplarda, temel mallarda vatandaşımız bunu zaten çarşıda, pazarda, alışverişte görmeye başladı. Mallar itibarıyla bunu görmeye başladı. Ama hizmetlerde, az önce bahsettiğim gibi, özellikle bu kira ve eğitim boyutu itibarıyla ortalamanın daha üstünde bir çizgideyiz. İşte oralarda 45’ler civarında bir çizgi var. Geçmişe göre çok daha düştü orası da.
Bunlar %90’lardaydı, işte 45’lere düştüler. Bu iyi bir düşüş ama yeterli mi? Değil. İşte önümüzdeki dönem o ortalamayı yükselten kalemleri de çok yönlü politikalarla ele alarak enflasyonu çok daha düşük seviyelere getireceğiz. Tabii ki tek haneye kadar konuşmaya devam edeceğiz ama geçmişteki kadar artık enflasyon konuşulmayacak.
Gıdada ortalamaların çok az üstündeyiz. Orada işte bu tarımdan kaynaklanan, az önce bahsettiğim kuraklık ve don konjonktürel bir durum söz konusu. Ama orayı da önceliklendirmiş durumdayız. Sulama yatırımlarından tutun soğuk zincirin desteklenmesine, finansman modellerimizde nitelikli gıda üretiminin desteklenmesine varıncaya kadar bir dizi tedbirimiz var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde en öncelikli konularımızdan biri gıda olmaya devam edecek. Ve inşallah tabii iklim koşullarının da normalleşmesiyle Türkiye gıdada farklı bir döneme girmiş olacak.
Toplumumuzun %28’i kirada oturuyor. Yani işte %72’si ya kendi evinde ya kira ödemeden bir yakınının işte bir şekilde kira ödemeden bir meskende yaşıyor. %28’i kira ödüyor. Bu çok önemli bir rakam. Dolayısıyla özellikle metropollerde bu oran biraz daha yüksek. Bunun mutlaka bu konu bizim öncelikli konularımızdan. İlk defa OVP’de 100 milyar lira bir kaynağı sosyal konut için ayırmış durumdayız. Çevre Şehircilik Bakanlığımız, Murat Kurum Bakanımızın başkanlığında, çok ciddi bir hazırlık yaptı. İnşallah bu deprem yükümüz azaldıkça sosyal konuta büyük bir ağırlık vereceğiz. Ama yeni demografimize de uygun bir şekilde. 2+1, işte enerjiyi iyi kullanan, afetlere dayanıklı, maliyeti daha düşük konutlarla bu arz yönlü olarak da bu meseleyi, kira meselesini makul bir düzeye çekecek politikaları etkili bir şekilde hayata geçireceğiz.
Ama şunu söyleyebilirim, yani iç tasarımlarına varıncaya kadar çok ciddi bir teknik çalışma sürdürülüyor. Topluma bunlar vakti geldiğinde açıklanacak. Tabii, vade uygun olacak, fiyatı uygun olacak, elbette sosyal konut dememizin sebebi o. Daha satın alınabilir diyelim, daha makul fiyatlarla ve uzun vadelerle alınabilir konutlar olacak.
Burada da belli gruplara öncelik verilecek. İşte yeni evlenen gençler gibi vesaire. Yani birtakım gruplara bir miktar daha öncelik verilerek bu program tasarlanıyor.
“Belli bir ölçekte tarlayla marketin farklılaşması normal”Belli oranda bir artış normal. Hani tarladan sonuçta alıyorsunuz, taşımanız lazım. Taşırken işte bazı ürünlerde %30, %40 kayıplar yaşanabiliyor. Getirdiğinizde market, satan marketin kirası var, çalışanı var, vergisi var vesaire. Dolayısıyla belli bir ölçekte tarlayla marketin farklılaşması normal. Ama fahiş artış dediğimiz, yani bu normal, makul maliyetlerin ötesinde bir artış gerçekleşiyorsa, orada tabii ki hepimizi rahatsız eden bir durum oluşuyor. Bu noktada da aracı maliyetlerinin fazla olduğunu elbette görüyoruz ve Ticaret Bakanlığımız bu konularda hem denetimleriyle hem de bu sistemi nasıl iyileştiririz noktasında çalışmalar sürdürüyor.
Mesela fiyat uygulamaları. Barkodunu okutuyorum. Evet, farklı marketlerde aynı ürünün ne kadar fiyatla satıldığını artık uygulamalar yapıldı. Sanayi Teknoloji Bakanlığımızla Ticaret Bakanlığımızın iş birliğiyle çok güzel birtakım çalışmalar da yapıldı.
Emlak vergisinde hangi düzenleme yapılacak?Şöyle, bu konu esas itibarıyla yerel yönetimlerin konusu. Yani belediyelerin, yerel yönetimlerin belirlediği rakamlar bunlar. Ve biz de vatandaşlarımızın şikayetlerine tabii ki duyarsız kalamayız. Özellikle hem fahiş artışlar hem de çok birbirinden farklılaşan artışlar olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu konuda partimizin yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı, ilgili bakanlıklarımız, grubumuz, ortak bir çalışma sürdürüyorlar. Meclisimiz açıldığında bu kanuni düzenleme gerektiren bir şey. Meclisimiz açıldığında bu hazırlıklar meclisimizin takdirine gelecektir diye inanıyorum. Buradaki ana prensibimiz de şu: Tabii ki 4-5 yılda bir yapılıyor bu güncellemeler. Dolayısıyla bir miktar burada bir güncelleme olması normal. Yerel yönetimlerin finansmanının sürdürülebilirliği açısından da önemli ama bir taraftan da vatandaşımıza haksız, çok yüksek birtakım artışlarla vatandaşımıza bir maliyet çıkarılması da yanlış. İşte bu dengeyi bu düzenlemeyle sağlamayı öngörüyoruz. Daha hem yerel yönetimlerin mali sürdürülebilirliğini hem de vatandaşın haksız bir fiyatla karşılaşmamasını sağlayacak bir denge kurmaya çalışacağız.
Esnafı korumak için hangi adımlar atılıyor?Şöyle, bir defa küçük esnafla ilgili değil bu. 480.000 liranın altında cirosu olan küçük esnaf zaten basit usule tabi. Orada bir tartışma yok. Ancak buradaki yeni getirilen düzenleme şu: 13 belediyemizde yapılan bir uygulama vardı. Bu diğer belediyelere de büyükşehirleri kastediyorum, 13 büyükşehirdeki uygulamayı 30 büyükşehire yaygınlaştıran, bu anlamda bir yeknesaklık oluşturan bir karar var. Bir taraftan da gerek devir fiyatları, gerek kira fiyatlarından bu 480.000 lira cironun üstünde olduğu belli olan bir takım alanlar var, belirlenen alanlar var. Onlar kapsam dışına alınıp onlarla ilgili daha farklı bir uygulama yapılması söz konusu. Ama şey devam ediyor yani 480.000’in altında cirosu olan küçük esnafın bu istisnası elbette devam edecek….

Tüm sırrı leopar çözecek! Mars'ta yaşam olduğuna dair en güçlü kanıt bulundu

Tüm sırrı leopar çözecek! Mars’ta yaşam olduğuna dair en güçlü kanıt bulundu

ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Mars’ta keşfedilen bir kaya örneğindeki leopar desenli beneklerin, gezegende geçmişte yaşam olabileceğine dair “en net işaret” olabileceğini açıkladı.
NASA’dan yapılan açıklamada, bilim insanlarının, keşif aracı Perseverance tarafından Mars’ta toplanan bir kaya örneğini incelediği ve eski canlılar tarafından oluşturulmuş olabileceği belirtilen leopar benekleri bulduğu bildirildi.
Açıklamada, bir kaya örneği üzerinde bulunan haşhaş tohumu ve leopar beneklerine benzeyen renkli yapıların, Dünya’da geleneksel olarak mikrobiyal aktivite sonucu oluşan minerallere karşılık geldiği kaydedildi.
NASA Geçici Yöneticisi Sean Duffy, “Bu, Mars’ta şimdiye kadar bulduğumuz en net yaşam belirtisi olabilir.” ifadelerini kullandı.
Çalışmanın başyazarı Joel Hurowitz ise söz konusu kayaların “muhtemelen astrobiyolojik açıdan en heyecan verici” örnekler olduğunu söyledi.
NASA Bilim Misyonu Müdürlüğünden sorumlu yönetici Nicky Fox da “Bugün, insanlığın en derin sorularından birine, yani evrende gerçekten yalnız olup olmadığımıza yanıt vermeye bir adım daha yaklaştığımızı gösteriyoruz.” dedi.
“Sapphire Kanyonu” adı verilen örnek, Perseverance gezgini tarafından, 3 milyar yıldan uzun bir süre önce Jezero Krateri’ne akan suyun şekillendirdiği Neretva Vallis nehir vadisinin kenarlarındaki kayalık çıkıntılardan toplandı.
Dünya genelinde nesli tükenmek üzere! Zıpkınla vurdu, büyük tepki aldı! O anlar kamerada
iPhone 16 ile iPhone 17 karşılaştırması! Yeni modele geçmeye değer mi?…

Reklam
Bakan Ersoy'dan Dülük Antik Kenti'ni ziyaret

Bakan Ersoy’dan Dülük Antik Kenti’ni ziyaret

Bakan Ersoy, Şehitkamil ilçesine bağlı Dülük Mahallesi yakınlarındaki antik kenti ziyaret etti.
İlginizi Çekebilir
Kazı çalışmaları hakkında yetkililerden bilgi alan Ersoy’a ziyarette, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, Kazı Başkanı Münster Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Michael Blömer de eşlik etti.
Daha sonra antik kentteki yeraltı tapınağında incelemede bulunan Bakan Ersoy, Dülük Mahallesi’nde düzenlenen müzik dinletisine katıldı.
Antik kentin tanıtımının kayalara yansıtıldığı sinevizyon gösteriminin ardından Kerem Görsev konser verdi.
DÜLÜK ANTİK KENTİ
Antik dönemde güney, kuzey, doğu ve batıdan uzanan ticaret yollarının kesiştiği kavşak noktasında yer alan, Asurlular döneminde Mezopotamya’dan Kilikya’ya, Helenistik ve Roma döneminde ise Antakya ve Kilikya’dan Zeugma’ya uzanan İpek Yolu’nun güzergahında bulunan Dülük Antik Kenti, milattan önce binlerce yıl öncesine tarihlendiriliyor.
Taş Devri’nin yanı sıra Bakır Çağı’ndan kalma eserlere ve bilinen en eski matematik işlemlerine rastlanılan antik kentte, Eski Taş Çağı’ndan da izler bulunuyor.
Hititler, Medler, Asurlular, Persler ve İskender İmparatorluğu arasında el değiştiren antik kent, barındırdığı eserler ve tarihi yapılarla pek çok medeniyetin bilgilerini bugüne aktarıyor. Bir dönem Mitra inancının hakim olduğu kentte, dünyada bilinen, yer altına inşa edilen Mitras tapınaklarının en büyüğü yer alıyor.
DMM’den ‘haftada 4 gün mesai uygulaması’ iddialarına yalanlama
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Katar Şura Meclisi Başkanı Ghanim ile görüştü…