BIST 100
11.151,03 -0,01%
DOLAR
49,8357 0,05%
EURO
55,4270 -0,14%
GRAM ALTIN
6.481,01 -0,30%
BITCOIN
81.042,00 0,45%
FAİZ
39,59 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
86,65 -0,61%
GBP/TRY
66,2745 -0,16%
EUR/USD
1,1122 -0,03%
BRENT PETROL
110,71 0,86%
ÇEYREK ALTIN
10.596,44 -0,30%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
15 °
Reklam

SPOR

Konyaspor
20:00
Galatasaray
30 Ekimm 2026
Erzurumspor
13:30
Arca Çorum
31 Ekimm 2026
Kocaelispor
16:00
Rizespor
31 Ekimm 2026
Fenerbahçe
19:00
Göztepe
31 Ekimm 2026
Amed Sportif
13:30
Eyüpspor
01 Kasımım 2026
Trabzonspor
16:00
Gaziantep FK
01 Kasımım 2026
Başakşehir
16:00
Samsunspor
01 Kasımım 2026
Kasımpaşa
19:00
Beşiktaş
01 Kasımım 2026
Gençlerbirliği
-:-
Alanyaspor
02 Kasımım 2026
Kubilay Kaan Kundakçı cinayetinde Zuhal Kalaycıoğlu'nun ifadesi ortaya çıktı: 'Beni bırakma Cansu' dedi

Kubilay Kaan Kundakçı cinayetinde Zuhal Kalaycıoğlu’nun ifadesi ortaya çıktı: ‘Beni bırakma Cansu’ dedi

Kubilay Kaan Kundakçı cinayetiyle ilgili yeni detaylar gelmeye devam ediyor. Olay, 19 Mart gecesi Ümraniye Sıddık Sokak’ta meydana geldi. İddiaya göre, rapçi Canbay & Wolker grubundan Vahap Canbay, bir süre önce ayrıldığı şarkıcı Aleyna Kalaycıoğlu ile yeniden barışmak istedi. Canbay, araları iyi olduğu öğrenilen arkadaşı Kubilay Kundakçı’dan (21) yardım istedi. Kubilay Kundakçı, Vahap Canbay ve arkadaşlarıyla birlikte, Aleyna Kalaycıoğlu’nun bulunduğu stüdyonun önüne gitti. Grup araç içerisinde beklediği sırada, iddiaya göre olay yerine çakarlı lüks araçlarla gelen şüpheliler saldırı gerçekleştirdi. Kurşunların hedefi olan futbolcu Kubilay Kundakçı ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan genç, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

7 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
Savcılıktaki ifade işlemleri tamamlanan şüphelilerden Aleyna Kalaycıoğlu, İzzet Yıldızhan, Alaattin Kadayıfçıoğlu, M.R., H.C.A., M.K., E.T. tutuklama talebiyle sevk edildikleri sulh ceza hakimliğince tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen şüphelilerden Zuhal Kalaycıoğlu ile A.Ö. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
‘KUNDAKÇI’YI VAHAP CANBAY’IN ORTAK ARKADAŞI OLMASINDAN DOLAYI TANIRIM’
Zuhal Kalaycıoğlu savcılıktaki ifadesinde, “Sormuş olduğunuz Kubilay Kaan Kundakçı isimli kişiyi, kızım Aleyna ile erkek arkadaşı Vahap Canbay’ın ortak arkadaşları olmasından dolayı tanırım. Kendisiyle tanışıklığım geçen yaz tatilinde Bodrum’a tatile gelmesinden dolayı tanırım. Ben tanıdığım zaman hiçbir iş yapmıyordu, daha önce futbol oynadığını, şu anda sağlık durumlarından dolayı futbol oynayamadığını bana anlatmıştı. İstanbul’da da birkaç kez evime gelmişliği olmuştur. Geldiğinde de yanında kızım Aleyna ve Vahap Canbay vardı. Vahap Canbay’ın işlerini yapardı. Telefon numarası telefonumda ‘Kubilay’ diye kayıtlıdır, ancak numarasını ezbere bilmiyorum. Nerede oturduğunu da bilmem. Kendisiyle aramda herhangi bir alacak verecek ve husumetim yoktur.

‘KORKTUĞUMUZDAN DOLAYI ADLİ MERCİLERE ŞİKAYETTE BULUNAMADIK’
Kalaycıoğlu ifadesinde, “Vahap Canbay’ı yaklaşık 1 buçuk yıldır tanırım. Kendisini kızım Aleyna vasıtasıyla tanıdım. Kendisi Rap müzik yapmaktadır. Kızım da o sürede Pop müzik yapıyordu. Kendisiyle ilk görüşmemiz Zekeriyaköy de oturduğumuz zaman kızım Aleyna ile birlikte eve gelmişti, ilk orada yüz yüze tanıştım. Daha sonra kızım Aleyna ile birlikte müzik yapmaya başladılar. Bu süreçte sevgili olmaya başladılar. Normalde bu kişi Bağcılar da oturuyordu. Kızımla sevgililik hayatı başlayınca Zekeriyaköy’de ki evimize arkadaşlarını ve akrabalarını müzik bahanesiyle getirip saatlerce evde kalmaya başlayınca rahatsız oldum. Bu sebepten de kızım Aleyna ile kavga etmişliğim olmuştur. Hatta bu sebepten ötürü de Zekeriyaköy’de ki evimden taşındım. Beykoz’a yerleştim. Beykoz’a yerleştikten sonra kaldığım ev yine büyük olunca bu sefer Vahap Canbay müzik bahanesiyle yine arkadaşlarını da getirip Beykoz’a evime gelince ben rahatsız oldum. Kendilerine bir stüdyo tutmalarını, orada çalışmalarını söyleyince Vahap Canbay’ın kızıma ‘Annen buradan gitsin biz burada kalalım’ gibi sözler söylemiş. Kızım da bana bunu söyleyince biz kendi aramızda münakaşa yaşadık. Canbay’ın niyeti kızım buranın kirasını 1 senelik peşin ödediği için ikisinin beraber burada kalmasının daha doğru olacağını söyledi. Ben de bunu kabul etmedim. Kızıma Canbay’ın ev tutup oraya taşınması gerektiğini söyledim, yanımda kalmalarına müsaade etmedim. Daha sonra kızım Aleyna ile Vahap Şişli’de bir ev kiralayıp orada birlikte yaşamaya başladılar. Kızım Aleyna ile birlikte Şişli’de ortak bir stüdyo açtılar, stüdyo açıldıktan sonra Vahap’ın kızım ile nerdeyse her gün kavga ettiklerine, hatta kızımın bir gün beni arayarak anne gel beni kurtar dediğine şahitliğim olmuştur. Bu süreçte kızım Aleyna, Vahap’tan 3 defa ayrılmak istedi. Vahap Beykoz’da kızıma yaptığı gibi minibüsle alıkoyarak, kızımın telefonunu alıp kırarak tehdit etmeye başladı. En son ikisinin ortak 2 tane köpekleri vardı. Bu köpeklere de Ümraniye’de ki ofislerinde bakıyorlardı. Köpeğinin birisinin ismi Mokka, diğerinin ismi de Rio idi. Vahap, kızımın ayrılık sürecinde kendisini köpekleri vermeme ile tehdit etti. Ben de kızımın bu ilişkisini en başından beri onaylamadığımdan kızıma eve gelmesini söyledim. Kızım da benden çekindiği için arkadaşlarında kalmaya başladığını öğrendim. Kızımın bu kişi ile ilişki sürecinde çok kavgası oldu, hatta ben 3,4 günde bir gelen telefonları korkarak açıyordum, kızımın başına bir iş gelmesin diye ben de kızıma ‘Bırak gel beraber yaşayalım’ diye çok kez uyarmışlığım oldu ancak Canbay’ı sevdiği için vazgeçmedi. Bu olaylar ile ilgili biz yalnız olduğumuz için, sahip olan kimse de olmadığı için tehdit edilip, korktuğumuzdan dolayı bugüne kadar adli mercilere şikayette bulunamadık” dedi.

‘KIZIMI ALMAYA GİTTİĞİMDE ŞOKTAYDI, TİTRİYORDU’
Zuhal Kalaycıoğlu, “Olay günü akşam saatlerinde, saatini tam olarak hatırlamıyorum çünkü o sırada engelli kızım ile ilgileniyordum, kızım Aleyna beni aradı. ‘Anne Bertin ile biz stüdyodayız, Vahap’lar dışarıda,çıkamıyoruz’ dedi. Bende kendisine hemen eve geliyorsun dedim. Bu süreçte birkaç kez arayıp neden hala gelmediğini sordum. Kendisi de bana anne gitmelerini bekliyoruz, bana bir şey yapabilirler, Mokka isimli köpeği alabilirler, gitsinler geleceğiz dedi. Ben de herşeyi bırakıp gelmesini söyledim, hatta yanındaki arkadaşı Bertin’e mesaj atıp, ‘Aleyna’yı alıp bize geliyorsun’ dedim. Telefon görüşmesinden bir müddet sonra Bertin ile kızım Aleyna evime geldiler. Kızım evime geldiğinde panik halinde ‘anne ne yapacağım, köpeğim orada aç’ diye söylenip duruyordu. Bende hatta kızıma bu konuda kızıp başlarım senin köpeğine dedim. Yaklaşık 2 saat kadar evde oturdular. Bu süreçte Alaattin Kadayıfçıoğlu’na kızım olayı anlatmış. Alaattin de kızıma ‘sen evden ayrılma, ben seni almaya geliyorum’ dedi. Bir müddet sonra Alaattin geldi. Kızım Aleyna ile Bertin aşağıya indi. Bertin evin önünden ayrıldı. Alaattin de kızımla birlikte Alaattin’in arabasıyla evimin önünden ayrıldılar. Ben de kızımın Alaattin ile birlikte Alaattin’in evine gidecekleri düşüncesiyle rahatladım. Bir süre sonra Ümraniye’den polisler beni aradılar. Bana Aleyna’yı sordular. Telefonla görüşme halindeyken arka taraftan Vahap’ın sesi geliyordu, burada yaralama olduğunu o anda öğrendim, ancak kimin kimi yaraladığı hakkında bir bilgi edinemedim. Bende bunun üzerine önce kızımı aradım, kızıma ulaşamayınca bu sefer Alaattin’i aradım. Alaattin de cevap vermeyince bu sefer Bertin’i aradım. Kızımın nerede olduğunu sordum, Bertin de bana önce sakin olmamı söyledi, söylemek istemedi, ben de telefonda bağırıp çağırınca kızımın kendisinin yanında evde olduğunu söyledi. Bana kaldığı evin konumunu attı. Bende aracımla Bertin’i evine kızımı almak amacıyla gittim. Gittiğimde kızım şoktaydı, hiçbir şey konuşmuyordu, tir tir titriyordu. Kendisi sorduğum sorulara cevap veremeyince bende Bertin’e ne olduğunu sordum. Bertin de bana Aleyna’nın Alaatin Kadayıfçıoğlu ile birlikte köpeği almaya stüdyoya gittiklerini, gittiklerinde kapının önünde Vahap Canbay ve arkadaşlarının araçta beklediklerini gördüklerini, daha sonra Alaattin Kadayıfçıoğlu’nun arabadan inerek Vahap Canbay ile tartıştıklarını, bu arada Alaattin’in Vahap’lara doğru ateş ettiğini, ancak olayda kimin yaralandığını bilmediğini, kendilerinin de korkarak olay yerinden uzaklaştıklarını bana anlattılar.
Kubilay Kaan Kundakçı cinayeti! Canbay’dan Aleyna Kalaycıoğlu’nun sözlerine tepki: Engelli kardeşini sırtında taşıdı
Engelli kızımı yalnız bırakmıştım, bir müddet sonra yanlarından ayrılıp tekrar kendi evime geçtim. Bir müddet sonra Bertin’i arayarak kızımı bana getirmesini söyledim. O da kızımı alarak bana getirdi. Olay anında Bertin stüdyo içerisinde çalışıyormuş, çalıştığı ortamda yüksek ses olduğundan dolayı bana olay anının duymadığını ve görmediğini söyledi. Kızım bana geldikten bir müddet sonra Polis ekipleri evime geldi. Kızımı evimden alarak götürdüler. Yukarıda anlattığım gibi Vahap Canbay ile kızımın arasında olan ilişkiyi ben ilk günden beri kabul etmedim. Etmememin sebebi de kızım ile ilişki yaşadığı süreç içerisinde kızıma birden çok kez şiddet uygulaması, tehdit etmesi, kızımı maddi olarak kullanması ve en son olarak ölümle tehdit ettiğinden dolayıdır. Bir anne olarak iki kızım var. Birisi engelli, bakıma muhtaçtır. Diğer kızım Aleyna ise bize bakan, maddi manevi destek veren kızımdır. Olayın tüm içeriğini, sebebini öğrendikten sonra kızımı avukatımız ile birlikte teslim edecektik. Ancak kızım eve geldiğinde engelli kızıma sarılıp ‘beni bırakma Cansu’ şeklinde ağlayınca bir anne olarak o gece götürmek istemedim” dedi.
Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim
Dilovası’ndaki yangın faciasında 7 kişi hayatını kaybetmişti! Annenin sözleriyle salon buz kesti: Kızımın kefeni olmadı hakim bey…

İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davası; duruşma 30 Mart'a ertelendi

İBB’ye yönelik ‘Yolsuzluk’ davası; duruşma 30 Mart’a ertelendi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede ‘Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İlginizi Çekebilir
DURUŞMALARDA ÜÇÜNCÜ HAFTA
İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 13 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken, haftanın 4 günü devam eden duruşmalarda üçüncü hafta 23 Mart Pazartesi günü başladı.
SAAT 22.00’YE KADAR DEVAM EDECEK
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de bulunan Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi’ndeki binada görülecek 11’inci celsede, sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilecek. Öte yandan Mahkeme Başkanı saat 22.00’ye kadar duruşmaların devam edebileceğini belirtti.
BASIN KARTI OLMAYANLAR SALONA ALINMIYOR
Diğer yandan, dün duruşma salonuna sahte basın kartıyla girmeye çalışan 1 kişi gözaltına alındı. Bunun üzerine alınan yeni önlemlere göre görevli jandarma personeli duruşma salonu girişinde basın mensuplarının turkuaz basın kartı üzerindeki QR kodunu okutarak kartların geçerliliğini kontrol ediyor. Turkuaz basın kartı olmayan kişiler duruşma salonuna alınmıyor.
MAHKEME ARA KARARINI AÇIKLAYACAK
Duruşma görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın savunmasının alınmasıyla saat 10.25’te başladı. Saat 12.00 sıralarında ara verilen duruşma saat 13.40’ta yeniden başladı. Mahkeme başkanı, duruşmanın Pazartesi günü sanık savunmalarının alınmasıyla devam edeceğini açıkladı. Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde ise avukatların tahliye taleplerinin dinleneceğini belirten mahkeme başkanı, Perşembe günü ara karar vereceğini de açıkladı.
’15 MİLYARLIK TASARRUF OLUŞTURDUK, NASIL 14 MİLYAR KAMUYU ZARARA UĞRATABİLİRİZ ?’
İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar, “İddianamedeki 140. maddeye konu Kirazlı-Halkalı metro hattı ihalesi, 2017 yılından beri yani bir silsile halinde gelen zincirlerden oluşuyor. projenin ne ihale hazırlıklarının yapıldığı 2016-2017 dönemlerinde ne de 2017-2018 dönemlerinde bu projeye herhangi bir finansman temini gerçekleşmiyor ve 2019 sonrasında o dönemde İstanbul’da durmuş birçok raylı sistem hattı gibi bu hatta da bir kredi finansman arayışı çalışmalarına başlanılıyor. Yaklaşık 7 milyar 870 milyon lira olarak projenin yapım maliyetinde bir indirim sağladık. Yine yaptığımız yapım tasarrufunda oluşturduğumuz ekipman ve alanlarda oluşan işletme maliyetindeki tasarruflarla da yaklaşık 7 milyar liralık, toplamda da 14 milyar 850 milyon liralık bir tasarruf kalemi oluştu bu projede. İddianamede üzerinde çokça durulan bir iddia var: Tutarların veya oluşmayan ihalenin iptali ve beklediğimiz tekliflerin oluşmaması meselesi. Biz 27 Eylül tarihinde teklifleri değerlendirirken, gelen rakamlar bizim beklediğimizin çok üstündeydi. biz burada 15 Milyar lira tasarruf oluşturduk, yani nasıl 14 Milyar lira kamuyu zarara uğratabiliriz? Ben 2012 yılından beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyorum. yapılan ihalelerdeki alınan fiyatların tamamı yaklaşık maliyetin yüzde 14 ila yüzde 17 arası üzerindeydi. Sözleşmeler imzalandı; kimse ‘Rekabet burada oluşmadı, bu fiyatlar yüksek’ demedi. Benzer ihaleler değil; ben benzer bir proje ihalesinde de aynı şeyi yaptım, ‘Yenileyin’ dedim veya ‘Gerek yok, ihtiyaçlarını çözelim, ben bu fiyata bu işi yaptırmam’ dedim. Yıllardır belirli bir düzende alınmış danışmanlık hizmetleri işleri vardı; kaldırdım, ‘Bu fiyatlarla yapamayız, artık bu safhaları geçeceğiz, biz kendimiz yapacağız bu işleri, başka bir seviyeye gelmemiz lazım’ dedim. Bütün bu koşullara rağmen bu riski alarak ihalenin iptal kararını aldım” dedi.
İMAMOĞLU, AVŞAR’A SORU YÖNELTTİ
Duruşmada söz alan İmamoğlu Ceyhun Avşar’a ‘Daire Başkanı atanması esnasında Ekrem İmamoğlu’nun bir çabası mı oldu yoksa kendi içinizde bir mekanizma mı işledi?’ sorusunu sordu Avşar ise “Atama görevinde sizinle hiçbir görüşmem olmadı” dedi.
Ekrem İmamoğlu ardından “Yol arkadaşım olmandan gurur duyuyorum. Hiç birisiyle ilgili ‘şunu al bunu alma’ diye engelleme ile karşılaştın mı?’ sorusunu sordu. Ceyhum Avşar, “Olmadı, olmazdı zaten” cevabını verdi.
‘BİR IZDIRABIN İÇİNDEYİZ’
Mahkemede söz alan Ekrem İmamoğlu, “Hepimiz bir ızdırabın içerisindeyiz. Büyük bir iftiraname. Dava açılır, soruşturulur ama iddia ediyorum böyle bir dava ilk defa tutuklu yürütülüyor. Bu bir kurgu” dedi. Duruşma 30 Mart Pazartesi gününe ertelendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kimse Türkiye’ye diz çöktüremeyecek
Kubilay Kaan Kundakçı cinayetinde Zuhal Kalaycıoğlu’nun ifadesi ortaya çıktı: ‘Beni bırakma Cansu’ dedi…

Bakan Murat Kurum, New York’ta konuştu: İklim krizi, şu anda yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir

Bakan Murat Kurum, New York’ta konuştu: İklim krizi, şu anda yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir

Bakan Kurum, “30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü” kapsamında geldiği New York’ta Türkevi’nde sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile Sıfır Atık ve COP31 konulu bir toplantıya katıldı.
Burada yaptığı konuşmada Kurum, çevre meselesinin artık insanlığın geleceği ile ilgili bir mesele olduğunu belirterek, “İklim krizi bir ihtimal değildir, bir uyarı değildir, bir senaryo hiç değildir. İklim krizi, şu anda yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir.” dedi.
Kurum, aşırı hava olaylarının sıklığının son 50 yılda katlanarak arttığına dikkat çekerek, “Her yıl milyarlarca ton atık üretiyoruz. Bunun önemli bir kısmını da doğaya kontrolsüz şekilde bırakıyoruz. Artık mesele sadece çevre değildir. Mesele ekonomi, gıda güvenliği, su güvenliği ve toplumsal istikrardır. Bu bir çevre krizi değil, bir sistem krizidir.” diye konuştu.
“BUGÜN DOĞA, TIPKI BİR KANARYA GİBİ ÇIĞLIK ATIYOR”
Dünyada orman yangınlarının, sel baskınlarının arttığını ve deniz seviyesinin yükseldiğini belirten Kurum, “Bugün doğa, tıpkı bir kanarya gibi çığlık atıyor ve bize tehlikeyi haber veriyor. Yani doğa artık uyarı yapmıyor, sonuç gösteriyor. İşte tam bu noktada bir tercih yapmak zorundayız: Ya bu gidişatı izlemeye devam edeceğiz ya da kötü gidişe yön vereceğiz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Kurum, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz Türkiye olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Net Sıfır Emisyon’ vizyonuyla, Saygıdeğer Emine Erdoğan’ın ‘Küresel Sıfır Atık Hareketiyle’ bu kötü gidişe yön vermeyi seçtik. Bu yüzden Sıfır Atık yaklaşımını geliştirdik. Ama bunu bir çevre politikası olarak değil, gücünü medeniyet değerlerimizden alan bir kalkınma ve gelecek modeli olarak ele aldık.”
Bugün Türkiye’de 205 binden fazla bina ve yerleşkede sıfır atık sistemi kurulduğunu belirten Kurum, 25 milyon insanın da bu konuda eğitim aldığını söyledi.
Kurum, Türkiye’de geri kazanım oranının yüzde 13’ten yüzde 36’nın üzerine çıktığına da işaret ederek, “Hedefimiz net, 2035’te yüzde 60, 2053’te yüzde 70.” dedi.
“BİZ COP31’İ BİR KIRILMA ANI OLARAK GÖRÜYORUZ”
Türkiye’nin tecrübesini küresel ölçekte büyütmenin zamanının geldiğini ve dünyanın artık COP31 konusunda sonuç görmek istediğini belirten Kurum, “Bu nedenle biz COP31’i klasik bir zirve olarak kurgulamıyoruz. Biz COP31’i bir kırılma anı olarak görüyoruz. Ve bu kırılmanın adı şudur: Uygulama.” diye konuştu.
Kurum, New York’ta COP31 etkinlikleri kapsamında ilgili politikaları, yatırımları, ve taahhütleri konuşacaklarını belirterek, bu süreçte iş dünyası ve STK’lara da kurucu aktörler olarak büyük görevler düştüğünü söyledi.
Bakan Kurum, “Savaş sesleri yükseliyor. Bölgemizde kan dökülüyor. Enerji rekabeti artıyor. Gıda güvenliği risk altında. Su kaynakları azalıyor.” ifadelerini kullandı.
“SIFIR ATIK BİZE ŞUNU GÖSTERDİ: İRADE VARSA, SİSTEM KURULURSA, SONUÇ ALINIR”
Kurum, Türkiye olarak bu sürece bütüncül bakışla yaklaştıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Bir yandan iklim adaletini savunuyoruz, bir yandan da yeşil dönüşümü hızlandırıyoruz. Bir yandan kalkınma hakkını koruyoruz, diğer yandan sürdürülebilirliği güçlendiriyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki, adil olmayan bir dönüşüm, kalıcı olmaz. Uygulanmayan bir kararın da hiçbir anlamı yoktur.”
Kurum, artık harekete geçme zamanının geldiğini hatırlatarak, “Sıfır Atık bize şunu gösterdi: İrade varsa, sistem kurulursa, sonuç alınır. COP31 ise bunun küresel ölçekte ispatı olacaktır.” dedi.
STK temsilcilerine taraf olma, sorumluluk alma ve sahaya inme çağrısı yapan Kurum, “Gelin, güveni birlikte inşa edelim, uzlaşıyı birlikte kuralım ve dünyaya şunu gösterelim. Harekete geçersek bu kriz yönetilebilir, gelecek kurtarılabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kubilay Kaan Kundakçı cinayetinde Zuhal Kalaycıoğlu’nun ifadesi ortaya çıktı: ‘Beni bırakma Cansu’ dedi
Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim…

Reklam
Dilovası'ndaki yangın faciasında 7 kişi hayatını kaybetmişti! Annenin sözleriyle salon buz kesti: Kızımın kefeni olmadı hakim bey

Dilovası’ndaki yangın faciasında 7 kişi hayatını kaybetmişti! Annenin sözleriyle salon buz kesti: Kızımın kefeni olmadı hakim bey

Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi’nde bulunan Raviva Kozmetik isimli parfüm dolum tesisinde meydana gelmişti. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Gikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen yangınla ilgili davada müşteki ifadelerinin alınmasına devam edildi.
İlginizi Çekebilir
“DIŞARI ÇIKIP ÇIĞLIK ATTIM”
Yangında yaralı olarak kurtulan Keriman Miskin, “4 senedir Raviva Kozmetik’te çalışıyordum. Yangın günü kapı tarafındaydım. Tuncay Yıldız ve Hürol E. ürün karıştırıyordu. Sonra patlama sesi duydum, alev yayıldı, kaçtık. Tuncay Yıldız da yanıyordu, dışarı çıkıp çığlık atmaya başladım. Daha sonra da hiçbir arkadaşımı göremedim. İtfaiye de geç geldi, daha sonra hastaneye gittik. Ben öncesinde masa görevlisiydim. Sonrasında mutfakçıydım ancak mutfakçı adı altında tüm işleri yaptırıyorlardı. Her alanda çalışıyordum. İlk yerde önce kolonya, sonrasında dolum işine girildi. İlk yerde dolum da yapıyorduk. Kurtuluş Oransal bize talimat veriyordu. Yeni yere geçtiğimizde tadilat yapıldığını sanmıyorum, sadece boya yapıldı. İsmail Oransal ve Altay Ali Oransal bize talimat vermedi. İsmail Oransal’ın Sheliq ürününü yapıyorduk. Shuran’da yapılıyor muydu bilmiyorum. Ben dönemsel çalışıyordum. Ataşehir’deki ofiste kremlerin paketlenmesine de gitmişliğim var” dedi.

“ZABITALAR GELDİKLERİNDE ONLARA HEDİYE OLARAK PARFÜM VERİLİYORDU”

Zabıtalar tarafından denetim yapılmadığını, denetim olacağı zaman da sigortasız işçilerin iş yerinden çıkarıldığını aktaran Miskin, “Bize iş güvenliği eğitimi verilmedi. Yangından bir hafta önce zabıtalar geldi ancak denetim yapmadılar. Kurtuluş Oransal’ın yanına girdiler, sonra çıktılar. Benim hiç sigortam olmadı. Bir gün denetim olacağı söylendi, bizi fabrikadan çıkardılar, ardından aynı gün tekrar çağırdılar. Zabıtalar geldiklerinde onlara hediye olarak parfüm veriliyordu. Gökberk Güngör’ü ürün dolumu yaparken gördüm. Çocuk işçi ve göçmen işçi çalışıyordu. Sağlıksız koşullarda paketlerin üstünde yemek yiyorduk. Yangın merdiveni maliyetli olduğu için Kurtuluş Oransal yaptırmak istemedi” dedi.
“ALEV ALDIM, KOŞARAK KAÇTIM”
Fabrikadan yaralı olarak çıkan Ayten Aras, “Pandemi zamanında çalışmaya başladım. Rahatsızlanınca bırakmak zorunda kaldım ancak sonrasında Kurtuluş Oransal yeniden çağırdı. Olay günü paketleme yapıyordum. Patlama sesi geldiğinde ateş yayıldı, ben de alev aldım ve koşarak dışarı kaçtım. İlk yerde dolum, ikinci yerde ise hem dolum hem üretim yapılıyordu. Eski yerde de Shauran ve Sheliq üretiliyordu, yeni yerde yapılmıyordu. Kurtuluş Oransal’ın iki oğlu da geliyordu, zaman zaman yardım ediyorlardı” diye konuştu.
“KIZIMIN KEFENİ OLMADI HAKİM BEY”
Yangında hayatını kaybeden Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, “Kızım kömür oldu. Kızım ölmek istemiyordu. Kurtuluş Oransal’ın kötü davrandığını, çok çalıştırdığını ve mesai parası vermediğini bana söylüyordu. Ekipman vermiyormuş, ‘Param yok’ diyormuş. Tuğba Taşdemir ve Cansu Esatoğlu kızımın kuzenleriydi. Kızımın kefeni olmadı hakim bey” deyince salonda uzun süre sessizlik hakim oldu. Altun Taşdemir, “Çok acı çekiyoruz. Anneyim ben. Eşim kanserdi, kızım babasına bakmak için çalışmak istedi” dedi.
“KIZIMI KÖMÜR OLARAK ALDIM”
Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir ise, “Kanser tedavisi nedeniyle hastanede yattım. Kızımı toprak ve kömür olarak aldım fabrikadan. Maaşını da vermiyorlardı. Sanıkları hiçbir zaman affetmeyeceğim” dedi.
“SAĞ VERDİM, ÖLÜSÜNÜ ALDIM”
Tuğba Taşdemir’in annesi Saliha Taşdemir, “Tuğba’yı sağ verdim, ölüsünü aldım. Çocuklarımın hakkını yediler. Maddi imkansızlıklardan dolayı çalışmak zorunda kaldılar. Sigortalarını yapacaklarını söyleyerek sürekli oyaladılar. 18 yaşındaydı, ölümü hak etmedi. Ölüm Allah’tan gelir ancak buna onlar sebep oldu. Sonuna kadar şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUĞUMU TORBAYA KOYUP GETİRDİM”
Tuğba Taşdemir’in babası Şahin Taşdemir, “İçimiz yanıyor. Çocuklarımız birbirlerine sarılarak öldüler. Çocuklarımız kömür oldular. Çocuğumu torbaya koyup getirdim. Tuğba 4 yıldır çalışıyordu. Biz paketleme işi olarak gönderdik. Kimyasal olduğunu bilmiyorduk. Şikayetçiyiz” şeklinde konuştu.
“KIZIMIN İSKELETİNE SARILDIM”
Cansu Esatoğlu’nun annesi Filiz Esatoğlu, “Kızımın iskeletine sarıldım, kızım kömür oldu. Kötü çalışma şartlarından bahsediyordu. Mesaiye kalmazsan işten çıkarırım diye tehdit ediyorlardı. Sigortası yoktu, şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
“PARA HIRSI İLE ÇOCUKLARIMIZIN HAYATINI ALDILAR”
Cansu Esatoğlu’nun babası İbrahim Esatoğlu, “Para hırsı ile çocuklarımızın hayatını aldılar. İnsanların emeklerini sömürdüler. Kan emici vampirler olarak gözünüz doymadı. Çalıştıkları yer mayın tarlası gibiydi. Oturup yemek yiyecek yerleri bile yoktu. Bu kasıtlı cinayet. Sizler katilsiniz. Yangın merdiveni yok, iş güvenliği uzmanı yok. 7 can kömür oldu. Yoksul oldukları için köle gibi çalıştırdılar Suçu ölmüş babalarının üstüne atıyorlar. Babaları ile ortaktılar” dedi.
“ÜÇ ÇOCUĞUM YETİM KALDI”
Ölen Esma’nın eşi Aytekin Gikan, “Ne yediğim yemekten ne de uyuduğum uykudan tat alıyorum. Üç çocuğum yetim kaldı. Bu şahısların daha fazla para kazanması için yetim kaldılar. Gözlerini hırs bürümüş. Eşimi işten çıkarmıştım. Sigorta yapacağız diyerek 3 ay oyaladılar. Sonra bu olay yaşandı. Zorla eşimi aldılar evden. Yaptıkları kremden eşimin elleri alerji oluyordu” şeklinde konuştu.
“DENETLEME ÇORLU’DAN GEÇİYOR, DİLOVASI’NDA ÜRETİM YAPILIYORDU”
Tuncay Yıldız’ın oğlu Ali Yıldız, “Düzce’de Kurtuluş Oransal ile babam birlikte çalışıyordu. Sonra işten ayrıldı. Dilovası’nda babamı ziyaret ettiğimde Kurtuluş Oransal’ın fabrikada sigara içtiğini gördüm. Bu fabrika sadece Kurtuluş Oransal’ın değildi, çocukları ile birlikteydi. Çalışanların hiçbirinin iş tanımı yoktu. Herkesten şikayetçiyim. Denetleme Çorlu’dan geçiyor, Dilovası’nda üretim yapılıyordu. Bunu babamdan öğrendim” diye konuştu.
“ZABITALAR PARFÜMLE GÖNDERİLİYORDU”
Tuncay Yıldız’ın kızı Nursena Yıldız, “Babamdan zabıtalar geldiğinde parfüm verilerek gönderildiklerini duydum. Tüm denetimin Ali Osman A.’nın Çorlu’daki fabrikasından geçtiğini söylemişti. Dün Ali Osman A.’nın güldüğünü gördüm. Ailesine selam veriyor. Yanan kendi ailesi olsaydı böyle davranabilir miydi? Şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
“BİZİMLE İLETİŞİME GEÇMEYE ÇALIŞTILAR”
Tuncay Yıldız’ın eşi İlknur Yıldız, “Bunlara finansal desteği veren Ali Osman A.’dır. Eşim, Kurtuluş Oransal’ın ‘arabada yattığını’ söylediğini anlattı. Kurtuluş ile eşi barışmıştı. Kurtuluş başta olmak üzere herkesten şikayetçiyim. Çetin A., Düzce’deki eski ev sahibi, olay sonrasında bizimle iletişime geçmeye çalıştı ancak kabul etmedik” dedi.
“KREMLERİN ARKASINDA TEKİRDAĞ ADRESİ VARDI”
Şengül Yılmaz’ın kızı Eminenur Aldeniz, “Annem akşam beni aradı ancak konuşamadı. Hastane hastane annemi aradım, kimse öldüğünü söylemedi. Allah kimseye annesini o şekilde göstermesin. Annemin yanan kemikleri sayılıyordu. Kremlerin arkasında Tekirdağ’daki adresler yer alıyordu” ifadelerini kullandı.
“RAVİVA’DEKİ PARFÜM DOLUM MAKİNELERİNİN ÜSTÜNDE İSMAİL ORANSAL’IN ADI YAZIYORDU”
Ölen Şengül’ün kız kardeşi Emine Bulut ise, “Daha önce 1 ay boyunca Raviva’de çalıştım ancak sağlıksız koşullar yüzünden işi bıraktım. Raviva’deki parfüm dolum makinelerinin üstünde İsmail Oransal’ın adı yazıyordu. Kurtuluş, insanlara hakaret ederek iş yaptırıyordu” dedi….

Dışişleri: Türk işletenli tankere Karadeniz'de gerçekleştirilen saldırıyı büyük endişeyle karşılıyoruz

Dışişleri: Türk işletenli tankere Karadeniz’de gerçekleştirilen saldırıyı büyük endişeyle karşılıyoruz

Keçeli, ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından, Karadeniz’de Türk işletenli bir ticari gemiye yapılan saldırıya ilişkin paylaşımda bulundu.
Sözcü Keçeli, paylaşımında, “Ham petrol taşıyan ‘ALTURA’ isimli, Sierra Leone bayraklı ve Türk işletenli tankere yönelik Karadeniz’de gerçekleştirilen saldırıyı büyük endişeyle karşılıyoruz.” ifadesine yer verdi.
İlgili kurumların saldırıya ilişkin gerekli inceleme ve teknik müdahaleleri yaptığını belirten Keçeli, gemide bulunan 27 kişilik Türk mürettebatın sağlık durumunun iyi olduğu bilgisini paylaştı.
Keçeli, Karadeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde meydana gelen ve uluslararası hukuka aykırı olan bu ve benzeri saldırıların bölgede can, mal, seyir ve çevre emniyeti bakımından ciddi riskler oluşturduğunu vurgulayarak, savaşın Karadeniz sathına yayılmasının ve daha da tırmanmasının önlenmesini teminen ilgili taraflarla temasları sürdürdüklerini bildirdi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik çıkar ve faaliyetlerinin korunması amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu kaydetti.
Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim
Savaşın 27. gününde Orta Doğu ateş çemberi! Hizbullah İsrail’in kuzeyini vurdu: 1 ölü
…

Reklam
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: İran'a saldırıların uluslararası hukuk bakımından hiçbir meşruiyeti yoktur

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: İran’a saldırıların uluslararası hukuk bakımından hiçbir meşruiyeti yoktur

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay, “İran’a yönelik saldırıların uluslararası hukuk bakımından hiçbir meşruiyeti yoktur. Müzakerelerin sürdüğü bir dönemde askeri saldırıların başlatılması, yalnızca bir devlete değil, diplomasiye de yönelmiş bir darbe niteliğindedir.” dedi.
İlginizi Çekebilir
Oktay’ın ilkini şubat ayında ABD’deki Georgetown Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği “Dış Politika Söyleşileri” kapsamında Türkiye’deki ilk etkinlik, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) ev sahipliğinde düzenlendi.
Sümerbank Konferans Salonu’nda öğrenciler ve akademisyenlerle bir araya gelen Oktay, “Bölgesel Krizler ve Türkiye” başlıklı söyleşide, güncel dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Oktay, programın açılışında yaptığı konuşmada, bölgede yaşanan gelişmeleri sağlıklı biçimde anlayabilmek için bunları değişen dünya düzeninin parçaları olarak okumak gerektiğini söyledi.
Savaşların, işgallerin, enerji krizleri, göç hareketleri ve terör tehditlerinin teknoloji, ekonomi, savunma sanayisi ve büyük güç rekabetiyle iç içe geçtiğini anlatan Oktay, artık hiçbir bölgesel krizin yalnızca bölgesel etkilerle sınırlı kalmadığını, küresel sistemin fay hatlarına dokunduğunu vurguladı.
Bugün Türkiye’nin çevresinin adeta bir ateş çemberi olduğunun altını çizen Oktay, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan sürecin bölgenin son yıllarda karşılaştığı en derin krizlerden birine dönüştüğünü ifade etti.
Bu çatışmaların sadece askeri hadiseler olmadığını, enerjiden finansal piyasalara çok geniş bir alanı etkilediğini belirten Oktay, “Mevcut tablo yalnızca Orta Doğu’yu değil, Avrupa’yı, Asya’yı, Çin’i, Rusya’yı ve küresel ekonomiyi de doğrudan ilgilendirmektedir. Burada şu temel noktayı vurgulamak gerekir, İran’a yönelik saldırıların uluslararası hukuk bakımından hiçbir meşruiyeti yoktur. Müzakerelerin sürdüğü bir dönemde askeri saldırıların başlatılması, yalnızca bir devlete değil, diplomasiye de yönelmiş bir darbe niteliğindedir.” diye konuştu.
Savaşın 27. gününde Orta Doğu ateş çemberi! Hizbullah İsrail’in kuzeyini vurdu: 1 ölü
“BİR AN ÖNCE BU YANLIŞTAN DÖNÜLMESİNDE FAYDA VAR”
İran’ın ABD ve İsrail’e karşı kendisini savunma hakkı olduğunu bildiren Oktay, şöyle devam etti:
“Ancak bu gerekçeyle komşu veya bölge ülkelerini hedef alan saldırılar gerçekleştirmesi de doğru değildir. İran’ın bu stratejisi yanlıştır. Çünkü tam da İsrail’in ve kendisiyle savaş halinde bulunan siyonist grubun karşısında tek blok halinde buluşturmak istediği bir İslam coğrafyası vardır, Körfez vardır ve bu strateji buna hizmet etmektedir. Bir an önce bu yanlıştan dönülmesinde fayda var. Bölgesel güvenlik, bir ülkenin savunma iddiasıyla diğer ülkelerin güvenliğini tehlikeye atabileceği bir alan değildir.”
Oktay, Türkiye’nin hem hukuksuz dış müdahalelere karşı çıktığını hem de krizlerin bölge geneline yayılmasını önlemeye çalıştığına işaret ederek, İsrail’in saldırılarının bedelini tüm dünyanın ödediğinin altını çizdi.
Son yıllarda Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Kuzey Afrika’da pek çok ülkenin zayıflatıldığını, hatta bazı durumlarda başarısız devlet halinde sürüklendiğine değinen Oktay, “Rejim değişikliği” söylemiyle yapılan müdahalelerin sonunda çoğu zaman demokrasi, barış ve refah değil; parçalanma, terör, göç ve insani kriz ortaya çıkardığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kimse Türkiye’ye diz çöktüremeyecek
“TÜRK DIŞ POLİTİKASI KARŞILIKLI SAYGI, ORTAK FAYDA VE KAZAN-KAZAN ANLAYIŞINA DAYANMAKTADIR”
Türkiye’nin, ilkesel olarak bu tür dış müdahalelere karşı mesafeli bir tutum aldığını aktaran Oktay, Türk dış politikasının egemenlik ve milli menfaatleri korumayı esas alan, uluslararası hukuka ve devletlerin bütünlüğüne saygıyı önceleyen, insani diplomasiye odaklı bir anlayışa sahip olduğunu dile getirdi.
Komşuların, Türk dünyası ve İslam ülkelerinin dış politika açısından önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Oktay, “Türk dış politikası işgalci ya da emperyalist değil, karşılıklı saygı, ortak fayda ve kazan-kazan anlayışına dayanmaktadır.” dedi.
Oktay, Türkiye’nin mevcut krizler karşısındaki yaklaşımının güvenlik, diplomasi ve stratejik dayanıklılık başlıkları altında şekillendiğini, krizler karşısında güvenliğini kararlılıkla koruyan, diplomatik çözümleri önceleyen ve stratejik dayanıklılığını güçlendirerek risklere karşı direnç geliştiren bir yaklaşım benimsendiğini dile getirdi.
Konuşmasının ardından Oktay, ASBÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gürol Baba moderatörlüğünde katılımcıların sorularını yanıtladı.
Uluslararası düzeyde mevcut kurumların etkilerini yitirmesi ve yeni kurumsal oluşumların gerçekleşme imkanı olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Oktay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “dünya 5’ten büyüktür” sözünü anımsattı.
Oktay, bütün ülkelerin bir arada oturup konuşabileceği, sorunların değerlendirileceği, çözüm üretileceği ortak bir yapıya ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Afganistan ve Pakistan arasında çıkan çatışmaların İran’a yönelik saldırılarla bağlantılı olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Oktay, iki ülke arasındaki sorunların gün yüzüne çıkması ve savaşa dönüşmesinin İran ve bölgedeki gelişmelerle doğrudan alakalı olduğuna inandığını söyledi.
ABD ve İsrail’in İran’da rejim değişikliği hedefini gerçekleştirme ihtimaline ilişkin soruya ise Oktay, bunun mümkün olmadığı şeklinde yanıt verdi.
Oktay, Türkiye’nin tüm bu ateş çemberi içinde güvenli liman olarak kalmayı başaran tek ülke olduğunu sözlerine ekledi.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ise bölgesel krizlerin küresel dönüşüm ve güç dengeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini dile getirdi.
Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim
…

Yer: Kastamonu! 9 öğrenci zehirlendi, işletme mühürlendi

Yer: Kastamonu! 9 öğrenci zehirlendi, işletme mühürlendi

İddiaya göre, Cide’de 9 öğrenci ilçe merkezinde faaliyet gösteren bir işletmede tavuk döner yedikten sonra mide bulantısı, ishal, kusma, karın ağrısı gibi şikayetler yaşamaya başladı. Okul idaresi tarafından Cide Devlet Hastanesine götürülen öğrencilerin ilk belirlemelere göre gıda zehirlenmesi yaşadığı tespit edildi. Öğrencilerin ifadeleri doğrultusunda Cide Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Cide Belediyesi tarafından inceleme başlatıldı. Ekipler tarafından öğrencilerin döner yediği işletmeden numune alındı. İşletme, tedbir amacıyla Cide Kaymakamlığının talimatıyla mühürlendi. Öğrenciler ise tedavilerinin adından taburcu edildi.
“ÖĞRENCİLERİMİZİN BEYANLARI ÜZERİNE İŞLETMEMİZ TEDBİR AMAÇLI GEÇİCİ OLARAK KAPATILDI”
Yaşanan olayın ardından açıklamada bulunan işletme sahibi Mücahit Hasan Ünlü, “Her zamankisi gibi işletmemizi yine saat 08.30’da açtık. Dışarıya giden 51 tane siparişimiz var. Bu polis memurlarının kayıtlarında da var, ifade de vereceğiz. Milli Eğitim Müdürlüğünde öğrenim gören 9 öğrencinin beyanı üzerine geçici bir zehirlenme yaşanmıştır ve öğrencilerimizin durumları şu anda çok şükür iyidir. Öğrencilerin farklı iş yerlerinden yedikleri yemeklerden de şüphelenildiği için şu anda bizim de bu konunun üzerine dönerimizden numune alındı. Geçici olarak işletmemiz mühürlendi. Şu anda işletmemiz kapalı, bizler de numune sonuçlarını bekliyoruz. 51 siparişimizin üzerinden bizler de diğer müşterilerimize de ulaştık, herhangi bir şikayet olmadığını gördük. Dükkanımıza zabıta ve İlçe Tarım Müdürlüğü’nden arkadaşlar gelip inceledi. Dükkanda olağan dışı, sağlıksız, tarihi geçmiş ürün bulunamadı. Öğrenciler sadece bizim işletmemizde değil, farklı yerlerde de yemek yemişler. Oralardan da numuneler alınmış. Şu anda araştırılıyor, fakat bizim işletmemiz tavuk döner üzerine olduğu için tedbir amaçlı 2-3 gün süreyle kapatıldı. Numunelerin raporu geldiğinde tekrardan işletmemiz açılacak” dedi.
Yedikleri dönerden zehirlendiklerini iddia eden öğrenciler ise, verdikleri ifadede saat 12.30 sularında yedikleri dönerden dolayı zehirlendiklerini ve okul müdürünün kendilerini hastaneye götürdüğünü söylediler.
Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim
Orta Doğu’da ‘kıyamet senaryosu’! İran dediğini yaparsa hangi ülke nasıl etkilenir?…

Sosyal bilimler alanında içeriklerin yer aldığı Enstitü Dijital platformu tanıtıldı

Sosyal bilimler alanında içeriklerin yer aldığı Enstitü Dijital platformu tanıtıldı

“Türkiye’nin Düşünce Ekranı” mottosuyla erişime açılan platform, “enstitudijital.org” web adresi üzerinden hayata geçirildi.
Türkiye’de düşünce üretimini güçlendirmeyi, akademik bilgiyi herkes için erişilebilir kılmayı ve sürdürülebilir bir dijital akademi oluşturmayı hedefleyen platform, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ndeki etkinlikle tanıtıldı.
İlginizi Çekebilir
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, tanıtım toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, Enstitü Sosyal’in 2023 yılında sosyal bilimler için müşterek alan oluşturmak amacıyla bir düşünce kuruluşu olarak kurulduğunu, Enstitü Dijital’in ise son 1,5 senede yapılan çalışmalarla hayata geçirildiğini söyledi.
Türkiye’de sosyal bilimin özgünlükle ilgili kriz içerisinde olduğunu belirten Armağan, 20 yıldır bu alanda çalıştığını ve 50 ilde araştırmalar yaptığını ifade etti.
Bugüne kadar en gerçekçi sosyal bilim sorusunu 6 Şubat depremlerinden 15 gün sonra Adıyaman’da bir doktordan duyduğunu anlatan Armağan, şöyle konuştu:
“Hekim hanım, ‘Hocam sosyal bilim ne işe yarar?’ diye sordu. Ne diyeceğimi şaşırdım. Niye dedim böyle bir soru soruyorsunuz? Dedi ki, ‘Adıyaman’da o kadar büyük bir kaos oldu ki depremde 7 gün Adıyaman gibi bir sosyolojide ezan duymadık. 7’nci günde ne zaman ezan duyduk biz kendimize geldik.’ Bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu hiçbir sosyal bilimci buraya geldiğinde söylemedi bize. Herhalde benim için en önemli derslerden bir tanesi oldu bu uyarı. Çünkü biz sosyal bilimciler ezber teorilerimizle sahaya çıkıyoruz ve özgün düşünemiyoruz. Toplumumuzun, insanımızın zenginliklerine çok odaklanamıyoruz.”

Armağan, Türkiye’nin çok zengin bir sosyolojik kültüre sahip olduğunu ancak dijital alanda sosyoloji konusunda Türkiye’ye özgü içerik bulmakta zorlandıklarını dile getirdi.
Yüzlerce içeriğe sahip Enstitü Dijital’in hizmete alınmasının gururunu yaşadığını ifade eden Armağan, platforma emeği geçenlere teşekkür etti.

“EN BÜYÜK ARZUMUZ ENSTİTÜ DİJİTAL’İN TOPLUMSAL HAYATIMIZI GÜÇLENDİRMESİ”
NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak da sosyal bilimler alanında yaşanan sıkışma halinden çıkış arayışının, bilginin sadece üretilmesi değil gerçek bir ihtiyaca karşılık gelmesi ve topluma mal edilmesi arzusunun Enstitü Dijital’e ilham olduğunu söyledi.
Sosyal bilimlerin bir derdinin olması gerektiğinin altını çizen Albayrak, toplumun sorularıyla işe başlamasının önemine dikkati çekti.
Enstitü Sosyal’in toplum ile toplumu dert edinenler arasında ortaklık kurmaya çalıştığını vurgulayan Albayrak, söz konusu platformun dijital içerik arşivi olmadığını, farklı ülkelerden, disiplinlerden ve farklı düşünen onlarca entelektüelin ortak bir dertle göz hizasında konuşabildiği bereketli bir muhit olduğunu kaydetti.
Albayrak, “En büyük arzumuz henüz ilk adımını atan Enstitü Dijital’in toplumsal hayatımızı güçlendirmesi, ülkemizin müşterek zeminini beslemesi, ortak sorunlara içeriden ve birlikte çözüm üretme kabiliyetimize katkı sağlaması.” dedi.
Hızlı değişim dönemlerinin toplumsal krizlere gebe olduğunu belirten Albayrak, “Bu platformun tarihin belki de en hızlı dönüşüm sürecinden geçtiğimiz şu dönemde hepimize kendi içinde sakince değerlendirme imkanı vermesini, hepimize ayrı ayrı iyi gelmesini ümit ediyoruz.” diye konuştu.

Sanatçı Şirin Pancaroğlu’nun “Köklerden Etkilere” başlığıyla Türk arp müziği dinletisi sunduğu program kapsamında, “Dijital Dünya Sosyal Bilimlerin Gelişimini Nasıl Etkileyecek?” başlıklı panel düzenlendi.
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Fatih Baha Aydın’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Berktay ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu konuşma yaptı.
Enstitü Dijital tanıtım videosunun izlettirilmesi ve aile fotoğrafı çektirilmesi ile sona eren programa, İstanbul Valisi Davut Gül, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Sevim Sayım Madak, NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Kurucusu Berat Albayrak da katıldı….

Reklam
Adalet Bakanı Gürlek, KKTC İçişleri Bakanı Oğuz ile görüştü

Adalet Bakanı Gürlek, KKTC İçişleri Bakanı Oğuz ile görüştü

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Gürlek, kabulde yaptığı konuşmada, KKTC’ye uluslararası toplumun bağımsız, eşit egemen bir üyesi olarak hak ettiği yeri alması için gerekli desteği her zaman vereceklerini belirtti.
Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olan KKTC’nin, Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi’nde gözlemci üye statüsü kazanması için de gerekli adımların atılmasını düşündüklerini aktaran Gürlek, dün ve bugün olduğu gibi Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında olduklarına vurguladı.
İlginizi Çekebilir
Gürlek, ortak tarih, dil, kültür ve kader birliğine vurgu yaparak, “Kıbrıs Türk halkının özgürlük, adalet ve eşitlik mücadelesine verdiğimiz destek de her zaman bizim ortak değerlerimizin yansımasıdır.” dedi.
İki ülke arasındaki adli işbirliği anlaşmasına dikkati çeken Gürlek, bu kapsamda suçluların iadesi ve KKTC’nin göndermiş olduğu taleplerin adli anlamda yerine getirilmesi için çalışacaklarını bildirdi.
“ADALET BAKANLIĞI OLARAK KATKI SUNMAYA HAZIRIZ”
Gürlek, hakim ve savcıların mesleki eğitimlerine ilişkin yapılan anlaşmaya da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“İki ülke arasındaki gerek ortak değerlerin yükselmesi, gerekse işlerin tekrar pekiştirilmesi için hakim ve savcı adaylarının eğitilmesi konusunda gerekli adımları attık. Bu konuda her zaman destek veriyoruz. Kıbrıs’tan hakim, savcı arkadaşlarımız Türkiye Adalet Akademisi’ne eğitime gidiyor. Ayrıca Ceza İnfaz Kurumu sistemimizde infaz hukuku anlamında önemli çalışmalar yaptık. İhtiyaç duyduğunuz konularda destek vermeye hazırız. Özellikle yargı kurumlarının kapasitesinin arttırılması için iş birliği anlamında elimizden geldiğince Adalet Bakanlığı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına katkı sunmaya hazırız. Bu görüşmelerin, iki ülke arasında gerek adli anlamdaki konularda iş birliğinin desteklenmesi gerekse kardeşlik hukukunun pekişmesi için faydalı olduğuna inanıyorum.”
KKTC Adli Müşavirinin görev süresinin tamamlandığını ve kısa zamanda yeni bir atama yapılacağını bildiren Gürlek, “Adli müşavirimiz 16 ülkede var. Kıbrıs adli müşavirliğine çok önem veriyoruz. Özellikle orada yaşayan vatandaşlarımız, adli konuların takibi ve iş birliği konusunda da çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Kısa bir sürede de inşallah onun atamasını yapacağız. Bu da ikili ilişkilerimizi inşallah pekiştirecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“ANA VATANIN GARANTÖRLÜĞÜ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
KKTC İçişleri Bakanı Dursun Oğuz da Gürlek’e teşekkür ederek, iki ülke arasındaki iş birliğinin her alanda devam etmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bakan Oğuz, içinde bulundukları coğrafyada ana vatan Türkiye’nin garantörlüğünün önemine vurgu yaptı.
1960 Garanti Anlaşması’nı imzalayanları yad eden Oğuz, “Öyle güzel bir anlaşma yapmışlar ki bugün dünya dahil iç cephe bunu kaldırmaya uğraşıyor. Ama o anlaşma ki bugün Türkiye’nin adadaki varlığını ve garantörlüğünü sağlıyor. Kıbrıs Türk halkı olarak ana vatanın garantörlüğü kırmızı çizgimizdir. Bu tarih boyunca böyle kalacaktır.” diye konuştu.
“TÜRKİYE HER ZAMAN YANIMIZDA”
Oğuz, Türkiye’nin her alanda KKTC’nin tanınmasında çok büyük katkılar sunduğunun altını çizerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 4 defa üst üste bütün dünyaya KKTC’yi tanıyın demesi izolasyonlar altında kalan bir KKTC’nin tanınması yönünde çok büyük bir adımdır.” dedi.
Ambargolar altındaki bir devletin dış ilişkiler yapmasının önemine değinen Oğuz, “KKTC’nin tanınırlığının arttırılması, uluslararası ilişkilerde çok önemli bir boyuttur. Türkiye her zaman yanımızdadır. Biz bu şekilde bakıyoruz ve anlamlı buluyoruz.” ifadesini kullandı.
Orta Doğu’da ‘kıyamet senaryosu’! İran dediğini yaparsa hangi ülke nasıl etkilenir?
Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim…

Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim

Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasında savcılık ifadeleri ortaya çıktı: Bir nefes yanlışlıkla çektim

Ünlülere yönelik yürütülen ‘Uyuşturucu’ soruşturması kapsamında gözaltına alınan, işlemlerin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan eski Beşiktaş Başkanı ve iş insanı Fikret Orman’ın savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı. Orman ifadesinde, “Maddi durumum el vermesine rağmen çocuklarımın tüm eğitim hayatını uyuşturucu vs. gibi kötü alışkanlıklara bulaşmamaları için Türkiye’de devam ettirdim. Son olarak da her ikisi de Koç Üniversitesi’nden mezun oldu. 58 yaşındayım. Benim yukarıdaki ifadelerde geçtiği şekilde bir hayatım kesinlikle olmadı. İş hayatı haricinde sadece ailem ile vakit geçiririm. Gözaltına alınma sürecinde polisler evime geldiklerinde kendilerine yardımcı olmak için telefon ve şifresini kendi rızam ile paylaştım” dedi.
İlginizi Çekebilir
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ünlülere yönelik yürütülen ‘Uyuşturucu’ soruşturması kapsamında gözaltına alınan, işlemlerin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan eski Beşiktaş Başkanı ve iş insanı Fikret Orman’ın savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı.
‘İKİMİZDE SAĞLIKLI YAŞAMA ÖNEM VERMEKTEYİZ’
Soruşturma kapsamında G.C. isimli kişinin ifadesinde Fikret Orman isimli kişinin uyuşturucu madde kullandığını çevremdeki kadınlardan duyuyordum. Onur Y. isimli kişi, kadınlara söylerdi şeklindeki beyanı sorulan Orman ifadesinde, “Onur Y. isimli kişinin de kim olduğunu bilmiyorum. Hayatımın hiçbir döneminde böyle bir kişi ile tanışmadım. G.C. İsimli kişinin de kim olduğu konusunda herhangi bir fikrim bulunmamaktadır. Güzide Duran ile 2021 yılı mayıs ayından beri birlikteyiz. Bu zaman zarfında kendisinin de uyuşturucu veya uyarıca madde kullandığını görmedim. Aksine ikimizde sağlıklı yaşama önem vermekteyiz” dedi.

‘POLİSLER EVİME GELDİKLERİNDE TELEFON ŞİFRESİNİ KENDİ RIZAM İLE PAYLAŞTIM’
Orman İfadesinde, “Adli Tıp Kurumu’na gerekli testleri verdim. Zira test sonuçları çıktığında bu anlatılan ifadelerin ve olayların hayal ürünü olduğu ortaya çıkacaktır. Hakkımda verilen ifadelerin tamamen hayal ürünü olduğu ve bana bu şekilde itibar suikasti yapıldığını düşünüyorum. Hakkımda beyan veren şahısların kim olduklarını bilmemekle beraber kendi menfaatleri veya başka bir amaçla böyle yalan beyanlarda bulunmuş olabilirler. Hayatımın hiçbir döneminde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmadım. Hatta yukarıda da belirtmiş olduğum üzere görmedim ve yanımda da kimse kullanmadı. Ben sağlıklı yaşama önem veririm. sporun içinde de bulundum. Yıllarca başkanlık görevinde de bulundum. Benim Türkiye’de Tekirdağ Çorlu, Bursa, Aksaray, Gemlik, Bodrum, Konya’da üretim tesislerim ve çeşitli işyerlerim mevcuttur. Yine yurtdışında Meksika, İngiltere ve Hindistan’da sanayicilik yaptığımdan dolayı üretim tesislerim ve çeşitli şirketlerim mevcuttur. Bundan dolayı da çok yoğun bir iş hayatım bulunmaktadır. Bundan dolayı da çok fazla seyahat etmekteyim. Örneğin Meksika’da ki iş yerlerime gittim ve pazartesi günü ABD üzerinden Türkiye’ye dönüş yaptım. 2 çocuk babasıyım. Maddi durumum el vermesine rağmen çocuklarımın tüm eğitim hayatını uyuşturucu vs. gibi kötü alışkanlıklara bulaşmamaları için Türkiye’de devam ettirdim. Son olarak da her ikisi de Koç Üniversitesi’nden mezun oldu. 58 yaşındayım. Benim yukarıdaki ifadelerde geçtiği şekilde bir hayatım kesinlikle olmadı. İş hayatı haricinde sadece ailem ile vakit geçiririm. Gözaltına alınma sürecinde polisler evime geldiklerinde kendilerine yardımcı olmak için telefon ve şifresini kendi rızam ile paylaştım. Burada dikkat çekmek istediğim husus benim kimseden saklayacak ahlaka veya hukuka mugayir hiçbir durumumun olmamasıdır” dedi.
BURAK ELMAS: İDDİALAR ASILSIZDIR
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ünlülere yönelik yürütülen ‘Uyuşturucu’ soruşturması kapsamında gözaltına alınan, işlemlerin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan eski Galatasaray Başkanı Burak Elmas’ın savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı.
Soruşturma kapsamında tanık D.A.’nın Burak Elmas farklı bir kaç kadınla cinsel ilişki yaşadı, beni buraya Derya isimli aracı davet etti parayı herkese nakit bir şekilde dağıttı, uyuşturucu madde kokain kullanıldığını net bir şekilde gördüm şeklindeki beyanı sorulan Elmas ifadesinde, “Ben söz konusu beyanı kesinlikle kabul etmiyorum, uyuşturucu ve fuhuş iddiası asılsızdır. Derya isimli şahsı tanımam. Suçlamayı kabul etmiyorum. İfadeyle ilgili söyleyeceğim bunlardan ibarettir. Böyle bir beyanla ilgili çok şaşkınım, tanımadığım kişiler, suçlamaları kesin bir şekilde reddediyorum” dedi.

‘BİR NEFES YANLIŞLIKLA ÇEKMİŞ OLDUM’
Didem Soydan ifadesinde, “Ben hayatımın hiç bir döneminde uyuşturucu kullanmadım ancak ben pandemiden bu yana doğal sigara tütünü kullanmaya başladım ara ara tütün içerim, yaklaşık 20 gün önce yani 9 Mart 2026 tarihinde Fransa’ya bir defile için gittiğimde defile sonrasında diğer manken arkadaşlara tütünlerinin olup olmadığını sordum, arkadaşlarımdan birisi elindeki sarılı sigarayı bana uzattı ben bundan bir sefer çektim ve bunun tütün olmadığını anladım, bunun üzerine hemen yabancı uyruklu manken arkadaşıma dönerek istediğim şeyin bu olmadığını söyledim, sanırım bu arkadaşımın elindeki şey ‘Esrar’dı, ancak ben hayatımda kullanmadığım için bilmiyorum, bunun dışında herhangi bir uyuşturucu içmişliğim olmamıştır. Dediğim gibi eğer anlattığım olaydaki madde uyuşturucu ise burada bir nefes yanlışlıkla çekmiş oldum” dedi.
‘KENDİ RIZAM İLE VERMİŞ OLDUĞUM TELEFONUM İNCELENDİĞİNDE DURUM ORTAYA ÇIKACAKTIR’
Soydan ifadesinde, “Hakkımda uyuşturucu madde kullandığım söylenmiş ise de, ben uyuşturucu madde kullanmadığımı yukarıda açıkladım, benim ifadede geçen diğer olaylarla ilgili bir bilgim yoktur, ifade de geçen bu isimlerin uyuşturucu kullanıp kullanmadıklarını da bilmiyorum, zaten anladığım kadarıyla bu şahsın beyanı da doğrudan bir görgü değil bir duyuma dayalıdır, nitekim HTS kayıtları, yine BAZ kayıtlarından konum bilgileri ayrıca kendi rızam ile vermiş olduğum telefonum incelendiğinde durum ortaya çıkacaktır. Son olarak suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum, uyuşturucu madde kullanmadım” dedi.
Uyuşturucu soruşturmasında gözaltına alınan ünlü isimlerle ilgili karar
Hark’ta askeri hazırlık! İran, olası saldırı için harekete geçti: ‘ABD askerlerinin ölümüne yol açacak sistem’…